MÜDÜR BEY’İN YEŞİL KÜRKÜ - Hüseyin MÜMTAZ
Orta Anadolu’daki bir kumaş şirketinin genel müdürü olan Atilla Kıyat dehşetengiz açıklamalar yapmış. “Saçmalama hakkı”nı kullanmış. Radikal’den Funda Özkan’a şunları söylemiş: acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis manufacturer coupon open drug coupon card
"Dış politikada da, Erdoğan ile görüştüğümüzde de anlattım. Türkiye'nin ayrı Avrupa Birliği, ayrı Kıbrıs, ayrı Irak, ABD politikası yoktur. Dış politika bir bütün olmalıdır…. Yıllar boyu korkularımızla yaşadık. Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulacak, Ermenistan bizden tazminat alacak, sonra Kars'ı, Ardahan'ı alacak. Yunanistan Ege'yi alacak, Kıbrıs elimizden gidecek diye. Batı da hep bu korkularımızı bilerek hareket etti, yeri geldi bu korkularımızı bize karşı kullandı. 2 milyonu açlık sınırında yaşayan Ermenistan'ın bizim için bir tehlike olması mümkün mü? 3.5 milyon Kürt'ün bir devlet kurması halinde benim ülkemin vatandaşları için cazibe merkezi yaratacağının düşünülmesi bile ağrıma gidiyor. Yarın Başbakan çıksın desin ki 'Ermenistan sınır kapısını açıyorum. Ermenistan komşum, düşmanım değil'. Kürtlere de şunu söylesin, 'Irak'ın toprak bütünlüğünden yanayım. Ama Kürt devleti kurulursa da ilk tanıyan ben olurum. Benim uzattığım eli istismar edersen, Türkiye'den toprak koparma hevesine kapılırsan da yumruğu yersin.' Yunanistan'a da dönüp, "Gel oturalım masaya. İki büyük devlet olarak yaşadıklarımız bize yakışmıyor. Gerginlik ne senin ne benim işime yaradı. Silah tüccarları kazandı' desin dünya şaşkına döner. O zaman Başbakan dünyanın oyuncaklarını elinden almış olur."
Ne kadar, şimdiki Akepe’nin “dahice” yürütülen dış politikasına uygun sözler…
Hep bir adım önde..
Kazan-kazan…
Tam tüccar-tezgâhtar anlayışı.
Hâlbuki bakın Denktaş, Recep Tayyip’in bu bir adım önde taktiği için neler söylüyor:
“Bu hasımdan iki adım önde olma tekniğini ben kendisinden öğrendim. Çünkü arkamdan ne yapacağını bilmediğim insanın önüne geçmem, tehlikeli olur diye düşünürüm. Ama, Annan Planı'nı kabul etme ve bizi ezdirme ile zannedersem zannettiler ki Kıbrıs'ın ağırlığından tamamen kurtulacaklar ve yolları tamamen ardına kadar açılacak.”
Kumaş tüccarı Kıyat Yunanistan, Kürtler ve Ermenistan’ı sadece kumaş kullanan birer tüketici olarak gördüğü için nitelik değil niceliklerine takılmış ve yine sadece potansiyel kumaş tüketicisi “nüfuslarını” tartıya almış.
10 milyon Yunanlı, 1 milyon Rum, 3-5 milyon Kürt, 5–6 milyon Ermeni Türkiye için tehdit olabilir miymiş?
Kulağa hoş geliyor.
Kumaş kazanındaki boyayla ülkelerin stratejik konumlarını karıştırırsan işte böyle gülünç durumlara düşersin..
Çözüm önerileri de ne kadar ilginç!
Ermeni kapısını açacak, komşum diyecek; Kürt devletini önce tanıyacak, Yunanistan’a, masaya oturalım diyecek.
O da oturacak.
Peki, bunları yapınca ne kazanacak Türkiye?
Böyle söyleyince bütün problemleri çözülecek mi yoksa aldıklarını ceplerine koyan muhataplarımız kazandıkları mevziden bir ileri mevziye intikalin plan ve hazırlıklarını mı yapacak?
Ermeni kapısını açınca Ermeni; Kürt devletini tanıyınca Kürt; Yunanlıyla masaya oturdu diye Yunanlı “Türkiye üzerindeki emellerinden” vaz mı geçecek?
Müdür bey tarihin hiçbir devrinde Ermeni, Yunanlı ve Kürt’ün sadece kendi kıytırık nüfuslarına ve cılız güçlerine güvenerek karşımıza çıkmadığını bilmiyor mu?
Her devirde Ermeni’nin arkasında Kafkasları; Kürt’ün arkasında Ortadoğu’yu; Rum ve Yunanlının arkasında ise Balkanları karıştırmak isteyen “dönemin süper güçleri”nin bulunduğunu nasıl bilmez müdür bey?
Müdür bey sırça köşkte mi yaşıyor?
Müdür bey liseyi nerede okudu acaba?
Çünkü uzak bir taşra kasabasının üç öğretmenli lisesinde bile tarih-coğrafya derslerinde bu soruların cevapları öğretilir.
“Müdür bey; emekli amiral” dediğinizi duyuyorum.
İşin orası beni hiç ilgilendirmiyor.
Çünkü o amiralin böyle parlak fikirleri olmasaydı terfi edecek olduğunu düşünüyorum.
Ama o zaman da işin rengi değişiyor..
Aşağıdaki haber de bu günkü basından: (25 Şubat 2005 Radikal)
“Devlet tabu yıkıyor. Kerkük-Kıbrıs-Ermenistan politikalarında 'devrim' sayılacak fikirler bugün MGK'da tartışılacak. ANKARA-Türkiye, AB sürecinde sadece demokratikleşme yasalarını geçirmekle kalmadı, önemli dış politika 'klişelerini' de tartışmaya başladı. Bugünkü MGK toplantısında Kerkük, Kıbrıs ve Ermenistan'la ilişkiler konusunda bilinen 'resmi' görüşlerden farklı görüşler ilk kez resmi kanallardan dile getirilecek. 'Stratejik bir Irak politikasını Kerkük'le sınırlamamak, Şiilerle ilişkileri geliştirmek', 'Kıbrıs'ta gümrük protokolü tartışmalarını (imzalayarak) bir kenara bırakıp, çözüme yoğunlaşmak' ve 'Ermenistan'la ilişkilerde Azerbaycan'ı belirleyici olmaktan çıkarmak' bu görüşlerin başında geliyor. Hükümetten 'siyasi' destek gelirse bazıları Dışişleri'nin resmi açıklamalarına yansıyan bu yaklaşımlar detaylandırılıp resmi politikaya dönüşecek. Diplomatik kaynaklara göre, Türkiye'nin üç kritik konudaki mevcut resmi görüşleri ve Dışişleri, MGK Genel Sekreterliği ve ABGS gibi kurumlardan eskisiyle değiştirilmek üzere getirilen yeni yaklaşımlar şöyle: a) Erivan’la sınır açılsa; b) Kıbrıs’ta tek yol çözüm; c) Irak’ta kırmızı çizgiler rafa..”
Şimdinin müdür beyi, eskinin amirali Atilla Kıyat’ınkiler ile ne kadar çakışan, neredeyse eldiven gibi örtüşen uyum-diyalog-barış-işbirliği paketi böyle?
AB/ABD/AKEPE koalisyonundaki “light” MGK’dan da ancak böyle bir “yaklaşım” beklenebilirdi.
Fakat o zaman da işler öyle çetrefilleşiyor ki bildiğin gibi değil kıymetli okuyucu..
Kıyat ne, “emekli amiral”.
Neden emekli oldu? Görünürde “kadrosuzluktan”, fakat tahminlere göre “Süveyş’i işgal etmeyeceksek Kıbrıs’ta işimiz ne?” şeklinde veciz bir şekilde ifade ettiği light-soft-uçuk ve parlak fikirleri yüzünden.
Peki şimdi Akepe’nin MGK’sı neyin hazırlığını yapıyor?
“Devlet’te tabu yıkmanın”..
Aynı Kıyat gibi..
O zaman kıymetli okuyucu ya Atilla Kıyat’ın rütbelerinin iadesi ile terfi işlemleri yapılmalı ve Genelkurmay Başkanlığına atanması yapılmalıdır.
Yahut da, eğer “devlet” hâlâ 1999’daki fikir ve düşüncelerinde ısrar ediyorsa MGK’nın atanmış-seçilmiş bütün şimdiki üyeleri emekli edilmelidir.
İki doğru aynı anda mümkün değildir.
Yoksa 17 Aralık AB toplantısında ucu açık ve sivri “tarih” verilmesinden sonra Gül ve Çiçek’in; üzerine basa basa girdiğimizi buyurdukları “yeni-yepyeni süreç”in gereği mi bu “durum”?
Meraklısı, Müdür Bey’in “askeriyeden” emekli olduktan sonra televizyonda beraber program yaptığı Can Paker ve onun başkanı olduğu TESEV hakkında internet arama motorlarından istediği bilgiyi; hâttâ belki daha fazlasını bulabilir..