AB yalanı iyice sırıtıyor - Hasan Ünal
Güya müzakerelere başladık. Türkiye’ye doğrudan yatırım gelecekti. Hızla kalkınacak ve işsizliğe çare bulacaktık. Ama rakamlar tam tersini gösteriyor. AB sürecine destek veren gazeteler dahi durumu gizleyemez hale geldiler. Türkiye’ye doğrudan yatırım gelmek yerine içerdeki fabrikalar kapanıyor.Geçen hafta Referans gazetesi manşetten verdiği haber analizde tekstil sektörünün sorunlarına değinmekteydi. Sektörde bir milyonu aşkın insan kapı dışına atıldı. Önce hazır giyim sektörü SOS vermişti. Sonra kumaş ve nihayet iplik sektörüne gelmiş sıra. İpliğin devlerinden biri fabrikasını kapatmış. Makineleri satacağını açıklamış. Diğerleri ilk defa işçilerini ücretsiz izine göndermiş.Türkiye’ye istihdam oluşturan yatırım gelmiyor. Toprak almak için geliyorlar. Onların da belirli milliyetlere mensup olanları belirli bölgeleri adeta toptan satın alıyorlar. Yunanlılar Kapadokya ve Ege bölgesinde faaller. Suriyeliler Hatay’dan ve Gaziantep bölgelerinden arazi alıyorlar. Bu uygulamaların hiç birisinde mütekabiliyet prensibinin uygulandığı söylenemez.cialis manufacturer coupon open drug coupon cardnaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acne
Doğrudan yabancı yatırımı şeklinde gelen ve bu sıfatla kayda geçenler ise Türkiye’nin zaten kârlı olan şirketlerini alıyorlar. Bir yandan bankacılık ve finans sektörüne geliyorlar. Bir yandan da muazzam kâr eden şirketlere ya büyük ya da güçlü ortak olarak giriyorlar. Telekom’un vaziyeti facia. Hayatında bu işle uğraşmamış ve arkasında kimler olduğu yeterince aydınlanmamış bir grup geldi Telekom’a kondu. Avrupa ülkelerindeki genel uygulamanın aksine yüzde elliden fazla hisseyi onlara devrettik ve şirketin çok ama çok düşük bir paraya satıldığı ortada.
İki önemli cep telefonu şirketimizin ikisi de AKP hükümeti döneminde yabancıların kontrolüne geçti. Bunlardan son satılanı alan şirketin o ülkedeki istihabarat kuruluşu ile çok yakın ilişkiler içinde bulunduğuna dair basında çıkan haberler fevkalade rahatsız edici. Kısacası elimizde ne var ne yoksa hepsini alıyorlar. Manzarayı seyrettiğimizde Arjantin ile aramızda uğursuz benzerlikler olduğunu görüyoruz.
Orada da fakir-fukara edebiyatı ile iktidara gelen Carlos Menem bir gecede dış odaklar ve içeride onların taşeronluğunu yapanlarla anlaşıp küresel sermayenin hizmetine girmişti. Ondan sonra bin bir türlü maskaralık ile Arjantin’in çok iyiye gittiği masalı uydurulmuş; ama gerçekte gayet kalkınmış ve potansiyeli oldukça yüksek bir ülke olan Arjantin hızla iflasa sürüklenmişti. Arjantin’in o duruma nasıl geldiğini anlatan belgesellerdeki isimleri değiştirip, yerine Türkiye, Türkiye’deki siyasiler ve Türkiye’deki kuruluşları eklesek, neredeyse tıpatıp benzediğini göreceğiz.
Bu arada AB rüzgarının da artık eskisi gibi esmediği açık. Halk AB konusundan soğudu. Önümüzdeki aylarda soğuma buza çekebilir. Muhafazakar halk kesimleri kendilerine söylenenlerin bütünüyle yalan çıktığını gördü. Güya AB yoluyla başta başörtüsü sorunu ve dini özgürlükler alanındaki diğer problemler halledilecekti. Başörtüsü yasağı şimdi AİHM yoluyla daya da dayatmacı hale geldi. AB yoluyla para ve iş beklentisi içinde olan geniş kitleler ise, AB deyince artık PKK’yı ve/veya onunla bağlantılı konuları anlıyorlar. Avrupa
Parlamentosunun geçen hafta kabul ettiği rapor da bu kötü gidişata adeta tüy dikti. Rapora göre, eğer Avrupa anayasası kabul edilmez ve devre dışı kalırsa, o zaman Bulgaristan, Romanya ve Hırvatistan’ın AB’ye girmesinden sonra genişleme durdurulacak. Yani yeni üye alınması söz konusu olmayacak. Acaba hükümet bu kararın tavsiye olduğunu mu söyleyecek? 3 Ekim kararlarıyla Avrupa Parlamentosunun her kararı Türkiye için bağlayıcı hale gelmemiş miydi? Hey AB’ciler!!! Size sesleniyorum: Yeni şaklabanlıklar bulmanız gerekiyor. Eskileri kimse ciddiye almıyor artık...