Siyaset23 Ocak 2006 00:00

Kanima dokunuyor!.. - Mustafa Yıldırım

Gaffar Okkan’ın eşinin çığlığıydı: “Atatürk, diye diye gittin!” Onu ve gözyaşı döken Diyarbakırlı yurttaşlarımızı unutamıyorum.   Makamının ağırlığıyla değil de, insan sevgisiyle yaklaşan, ulusunun birliğini dirliğini gözetmekten, iyilikten başka bir şey düşünmeyen bir görevlinin neler başarılabileceğini gösterdi Gaffar Okkan.   Her şeyden önce ulusun güvenliğini gözettiği sürece, adalete ve kardeşliğe hizmet edebileceğinin yankılarıydı ardından yükselen çığlıklar.   Güvenlik görevinin derin insan sevgisi gerektirdiği denli, bitmek tükenmek bilmeyen bir güçle çalışmak gerektirdiğini de gösteriyordu, Diyarbakırlıların anlattıkları.  Gaffar Okkan gibi erdemle donanmış devlet görevlilerinin, ulusal birliği, toprak bütünlüğünü güvence altına almayı, birinci ve en mutluluk verici iş olarak gördüklerinde, mesai saatlerine, paraya pula, şöhrete aldırmadan kendilerini tüketircesine çalıştıklarını gördük hep!acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis manufacturer coupon open drug coupon cardbuscopan link buscopan pluscialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupon

  M. Kemal Atatürk, daha elli yedisinde dünyadan ayrıldı. Onun sefahat sonucu sağlığını yitirdiğini İngiliz istihbaratçısı ağzıyla yayanları unutarak düşünüyorum:
   O, 57 yılda kaç saat çalıştı? Yıllarca, cepheden cepheye koşup, kuru topraklarda, karlar üstünde, izbelerde kaç gün uyuyabildi?
  Üşenmeyip, Büyük Taarruz’dan önceki üç ayına ya da Türkçe’yi yeniden ana dil yaptığı günleri incelerseniz; gün yirmidört saate onca işi nasıl sığdırdığına şaşarsınız.
   Birçok devlet adamı gibi, orası senin, burası benim gezip tozsaydı, ticari ikili görüşmelerle, düğün dernekle yetinseydi, vatanın toprakları koparılmaya çalışılırken, saatine bakıp, “Mesai bitti” diyerek uzansaydı; devlet davalarını tarihçilere bıraksaydı, Türkler soy kırımla suçlanırken, Avrupa önünde eğilseydi, 57 değil, en az 100 yıl yaşamaz mıydı? Onca yorucu işlere katlanan bir vücudu olduğuna göre, belki 157 yıl yaşardı.
  Zaten “Tek bir mutluluk var benim için, milletim için çalışmak, çalışmak!” dememiş miydi?!
  
  İşte Gaffar Okkan’ı anımsadıkça, ulus için biteviye çalışma isteği geliyor aklıma. Güneydoğu’da, beş-altı Gaffar Okkan olsaydı” diyor ve soruyorum:
  Irak’ın kuzeyinde, Barzani’nin de, Talabani’nin de, aşireti kalır mıydı? Kuzey Irak’takiler yurdumuza akın etmezler miydi?
  O zaman, Batılıların yüz yıldır sürdürdükleri, kışkırtma çabaları boşa gitmez miydi?
  Petrolün üzerine oturmak için, türlü dalavere çevirip, sözde, maşa “Kürt-Şii” devletleri kurma planları daha baştan yırtılırdı.
  Emir alacak adamları kalmayınca, aşiret reisleri, yabancının kollamasında eroincilik, silah kaçakçılığı, din-mezhep kışkırtıcılığı yapıp, Türkiye’ye düşman, silahlı çeteleri barındırabilirler miydi?
  Devletimiz bölgesinde barış merkezi, adalet sağlayıcı bağımsızlık timsali olmaz mıydı?
  “Elbette olurdu!” diyorsanız, Gaffar Okkan’ın neden öldürüldüğünü de biliyorsunuz demektir.
  Anımsayın bir, ne demişti ölümünden kısa süre önce?
  “Bunlar dinci falan değil, düpedüz yabancıların casusu..”
  
  Okkan’ın eşi, bu yıl, 24 Ocak’ta (2002) kabrine bir mektup bırakmış; seni unuttular, diyerek yakınmış.
  Onun unutulması bazı kişilerin işine gelebilir.
  Ne ki, onu örnek alan arkadaşları, şöhret budalası olmayan, yurdunu ve insanını seven nice kişi ve koskoca bir ulus...
  Elin yabancısından temiz toplum dersleri almayı gururuna yediremeyen, Batı’da yolsuzluğun bini bir parayken, kendi görevlilerini karalayan devlet yöneticileri, “biz adam olmayız” deyip kendisini aşağılayanları gördükçe, içi yanan, meşruluktan ayrılmamayı namus görevi bilen, nice Gaffar Okkan adayı da vardır!
  İşte onlar Gaffar Okkan’ı unutmamalıdırlar!
  Eroin baronlarından, demokrat Amerika ve Avrupa destekli sözde özgürlük savaşçılarından çekiniyorlarsa, siyecek yok!
  Unuturlarsa ve şu olup biten kanlarına dokunmuyorsa, Atatürk’ün dediği gibi, “İstiklalini yitirmiş bu millet, ölsün daha iyi!”
  
  Not:
  Bu yazı 24 Ocak 2002’de Anadolu’nun yiğit gazetecilerince ve www.tanyeri.net editörlerince yayınlandı. Ben hala soruyorum: Kürt Partisi yöneticisi Yaşar Kaya, hani, Uğur Mumcu sorunu Kürt dinamiği içinde çözülecektir, diyen adam… Hizbullah ile uzlaşmamızda Diyarbakırlı hatırı sayılı kişilerin yardımı olmuştu, dediydi. Kim bu hatırı sayılanlar?
   Uğur Mumcu suikastı sanığı mahkemeye “CIA görevlileri beni hapishanede sorguladı, tehdit ettiler” diye dilekçe vermiş idi. Kimseler sormadı. Sivil Örümceğin Ağında kitabının sunuşunda ayrıntısı yayınlandı… Kimseler yazmıyor, kimseler sormuyor! Bunu yapmayanlar, nasıl olur da Uğur Mumcu’yu anma gösterisinde bulunabilir?
  Böyle yapılmazsa, kimin vatansever olduğuna yine özel kurumlar ve onların feyiz aldıkları Washington karar verir!
  Ağca’yı çeşitli sıfatlarla yazıp çizerek tatmin olmak iş değil! İş Papa’yı vuran silahın izini sürmektedir. (İpucu için Bkz. Sivil Örümceğin Ağında 9.Bassım sayfa 568-571)
  Güldal Mumcu’nun dediği gibi, “Her şey açık ama yöneticiler bir türlü itiraf edemiyorlar!”
  22 Ocak 2006.