KIBRIS’TA KARANLIKTA TÜRK MUMU İLE OTURMAK.. - Hüseyin Mümtaz
Kıbrıs’ta dün (20 Ocak 2006) çok önemli iki olay oldu.. İngiltere Dışişleri Bakanı Straw’un Talât’ı, “Saray” denilen makamında ziyaret edecek olması, KKTC’nin o yönde bir politikası olmamasına rağmen “tanınmak”la eş tutulup olabildiğince abartılırken, Papadopulos’un bir sözü nedense “es” geçildi. Önce KKTC’de 10 senedir fasılasız çalışmakta olan Teknecik santralı soğuklar bastırıp da millet ısınmak için sobaların düğmesine basınca “iflâs etti.” Lâf lâfı açıyor… Zaten lâfın Kıbrıs’a gelince hemen bitmesi imkânsız.. Geçen sene yılbaşı gecesi de elektrik kesilmiş, Lefkoşa’nın CTP’li belediye başkanı Kutlay Erk “Denktaş kestirdi” demişti. Denktaş o zaman Cumhurbaşkanı idi… Ertesi günü Kutlay bey’i makamına çağıran Cumhurbaşkanı, kameraların önünde belediye başkanına bir güzel giydirmişti. Bu seneki kesintide Denktaş bey yok… Kutlay Erk’ten de ses yok.. İşin garibi Rauf Bey’den de ses yok..symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cena
Bakû, Lozan, şimdi de Berlin hattında fakat Türkiye merkezli çözüm üretiyor.
Aslında yaptığı doğru.. Çünkü KKTC’deki iktidar, Türkiye’dekine bağlıdır. Akepe’yi Ankara’da etkili konumdan uzaklaştıramazsanız Soyer’i de Lefkoşa’da yerinden edemezsiniz.
Ama tanıdığımız Rauf Bey değil çizmelerini giymek, elini sallasa KKTC’de on hükümet değiştirir…
Bir bildiği var diyoruz fakat bildiğini de doğrusu merak ediyoruz.
Fikriniz olsun diye söylüyorum; KKTC’de mevcut üç santraldan Teknecik’in toplam kapasitesi iki ünitede 120 megavat; Kalecik’in 70, Dikmen’in de 40 megavattır.
Teknecik’in iki ünitesi de devre dışı kalınca KKTC’de günlük 75 megavatlık bir enerji açığı oluştu ve Soyer hemen güneye başvurdu..
Kısa bir görüşme ve Rum teknisyenlerin kuzeye gelerek yaptığı bağlantının ardından Rum elektriği “hemen” gelmeye başladı..
O gece Lefkoşa’ya telefon ettim.. “Ohh” dedim, “Rum elektriği ile oturuyorsunuz”..
“Yok” dedi karşıdaki ses, “Türk mumu aldık, onunla oturuyoruz.. Elektrik gene yok..”
İşin içindeki işi, Rumların elektrik verdiği yerleşim bölgelerinin isimlerini görünce anladım.. Şu ana kadar da Kıbrıs’taki dostların bunu fark edememiş olmasına hayret ettim..
Rum’un elektrik verdiği yerler:
Geceden itibaren batıda Haspolat, Haspolat Sanayi Bölgesi, Değirmenlik, Minareliköy, Demirhan, Gökhan, Cihangir, Düzova, Balıkesir, Meriç, Kırklar, Dilekkaya, Erdemli, Kırıkkale, Yiğitler, Ercan, Yeniceköy, Beyköy, Kalavaç, Çukurova, Gaziköy, Paşaköy, Tuzla'nın bir bölgesi, Güvercinlik, Çayönü ve Köprü.
Sabah saatlerinden itibaren Güney Kıbrıs'tan elektrik almaya başlayan batı bölgesindeki yerleşim yerleri de Güzelyurt, Alayköy, Yılmazköy, Lefke, Yeşilırmak, Süleymaniye, Bademliköy, Kurutepe, Ömerli, Gemikonağı, Bağlıköy, Kalkanlı, ODTÜ, Cengizköy, Doğancı, Taşpınar, Gaziveren, Aydınköy, Güneşköy, Bostancı, Akçay, Zümrütköy, Şahinler, Serhatköy ve Kumköy….
Rum; Annan Plânı ile geri alacağı bölgelere elektrik veriyordu ey okuyucu…
Plânda Rum’a verilmeyecek olan Lefkoşa ve Girne’ye ise elektrik yok…
Kimse bana şimdi “teknik zorunluluk” mavalını okumaya kalkmasın.. Peki “Teknik zorunluluk”un Annan Plânı ile “tesadüfen” uyuşmuş olmasını nasıl açıklayacaksınız?
Fakat hepsini bir taraf bırakın..
Papadopulos’un söylediği bir laf var ki, “adam olanın” yüreğine oturması lâzım..
Papadopulos, "Üçüncü ülke olarak değil ama yurttaşlarımız olduklarını göz önüne alarak, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bir parçasına yardım edeceğiz" dedi..
Al sana bir kaya, nereni dayarsan daya..
Sen ise Lefkoşa’daki delikanlı…
“Türk mumu” ile oturmaya devam et..
Bir elektriğe bağımsızlığın satıldığı hiç duymuş muydunuz?
Aslında 32 senedir KKTC’nin su ve elektrik sorunlarının, sadece 40 mil kuzeyindeki anavatan tarafından çözülememiş olması, talihsizlik filan değil, beceriksizliktir.
40 mil kuzeydeki anavatan 200.000 kişinin ihtiyacını şimdiye kadar gideremez miydi?
Soyer diyor ki; “Sorun uzun yılların sorunudur”..
İyi de beyim; son on yılın 6’sında siz “iktidar” değil miydiniz?
Halkın Sesi’nde Reşat Akar yazıyor:
“Şimdi dilerseniz dünkü Rum gazetelerinin, bu olayla ilgili başlıklarını birlikte okuyalım:
Fileleftheros:Kıbrıslı Türklere Yardım Eli –Başkan Papadopulos, Talat’ın Talebini Yerine Getirmesi İçin AİK’e Yeşil Işık Yaktı...Karanlığı Göğüslemek İçin İşbirliği İstediler...
Politis: Işıklarını Yaktık...İşgal Bölgelerine Elektrik Verilmesinden Önce Yoğun Perde Gerisi Yaşandı...DİKO’daki Bağlantılarını Kullanarak Şalteri Açan Politikacı Serdar Denktaş’tı...
Simerini:Hükümetten Yeşil Işık...İşgal Bölgelerine Yeniden Enerji...
Mahi:İşgal Bölgeleri Karanlıkta...Cumhuriyet Enerji Veriyor...
Bence utanılacak birşey yok...
Kendi eden, kendi bulurmuş!..
Kıbrıslı Türkler olarak bugün ne çekiyorsak, sorumluluk hepimizindir...
Elektriksiz, yolsuz, susuz bir yaşamı yıllarca sineye çekip, kaderine küsen bizlerdik...
Bugün Rum gazetelerinden hakaret işiten, aşağılanan da bizleriz...
Hak etmedik mi?..”
Rum gazetelerinkilerine karşılık kuzeyde CTP’nin yayın organı Yeni Düzen’in o günkü manşeti ise şöyleydi:
“Barış için Elektrik”..
Milletle alay eder gibi..
Ama zaten onların “millet” diye bir problemi yok ki…
Ve kıymetli okuyucu; “eş zamanlı olarak” o bayıla bayıla ve tek taraflı olarak KKTC’nin açtığı “kapılar” âniden, İsa Mesih’ten vahiy inmişçesine “barikat” haline dönüştü.
Güneye geçişlerde Papadopulos; elektrik verdiği “vatandaşlarını” barikatlarda “donlarına kadar” aramaya, eziyet etmeye başladı..
Halkın Sesi’nde Özer Hatay yazıyor:
“Dün bir yandan Güney Kıbrıs’ tan Kuzey’e anlaşmalı elektrik akımı verilme kararı alınırken, diğer yandan sınır kapılarında Kuzey’den gelen araçlara ve Türklere kuş gribi muamelesi yapılmaya başlandı.
Rum televizyonları da bu olayı görüntülüyorlardı.
-Kuzey’ de kuş gribi var mıdır?- sorusuna, -Hayır yoktur ama Türkiye’de vardır- yanıtını veren Rumlar, -Burası Kuzey, Türkiye mi? cevabına karşılık ise -Hayır ama, bu AB kuralları gereğidir- yanıtını veriyorlar.”
Gördün mü ey millet? Biz, AB havucunu yemeden önce 25 yıldır AB vatandaşı olan Batı Trakya Türkü’nün haline bir bakın demiyor muyduk?
Alın size “barikatlarda”ki eziyet..
Türkiye’de kuş gribi varsa, bekleyeceksiniz.. Suçunuz Türk olmak..
“AB kuralları gereği”..
Kıbrıs Gazetesi’nde Yeliz K. SARICA yazıyor:
“Rum barikatlarında -kuş gribi tehlikesine- karşı yapılan aramalar, Güney'de çalışan Kıbrıslı Türkleri canından bezdirdi. Rum polislerinin önlem amacıyla beyaz eldivenleri giyerek, Kıbrıslı Türklerin el çantalarına kadar yaptıkları arama, tepkilere yol açtı. Özellikle, ekmek parası kazanmak uğruna her gün Güney Kıbrıs'a geçen Kıbrıslı Türk işçiler, sabahın erken saatlerinde işlerine gitmek için saatlerce barikatlarda kuyruğa girdi. Bazı işçiler, işlerine saatler sonra gidebilirken, bazıları da evlerine geri döndü ve günlük kazançlarından oldu.
Kermiya Sınır Kapısı'nda Güney'e geçmek için saatlerce barikatta bekleyen Kıbrıslı Türkler, KIBRIS'a konuştu.
Kıbrıslı Türkler, Rum barikatında Rum polisinin otomobillerini, hatta bayanların el çantalarına kadar arama yaptığını söyledi.
Kıbrıslı Türkler, -Rum polisi, otomobilleri kontrol ederek, tavuk, süt mamulleri ve yumurta arıyor. Bu yapılanlar yoklama değil resmen eziyettir. El çantamızı bile yokladılar. Bizimle dalga mı geçiyorlar, yoksa şov mu yapıyorlar?- diye soruyor.
İşçiler günlük kazançlarından oldu
Rum polisinin barikatlarda yaptığı arama nedeniyle saatlerce barikatlarda bekleyen bazı Kıbrıslı Türkler, işlerine geç kalırken bazıları da evlerine geri döndü.
Bazı Kıbrıslı Türk işçiler, işlerine geç kaldıklarını ve ustalarından azar işiteceklerini ifade ederken, bazıları da yoğun aramalar nedeniyle saatler geçtiğini, işlerine geciktikleri için geri dönmek zorunda kaldıklarını ve gündeliklerini kaybettiklerini söyledi.
Kıbrıslı Türk işçiler, bu aramalar devam ettiği sürece Güney'deki işlerine vaktinde ulaşamayacaklarını hatta ekmek teknelerinden olacaklarını belirtti.
-Kuzey'de de uygulansın-
Rum barikatlarında Rum polislerinin aramalarına maruz kalan Kıbrıslı Türkler, aynı aramaların Kuzey barikatlarında da Kıbrıslı Rumlara uygulanmasını istedi.
Kıbrıslı Türkler, -Rum polisinin yapmış olduğu bu uygulama yanlıştır. Kuzey'de kuş gribi varsa Güney'de de olabilir. Rum barikatından Kıbrıslı Türkler denetlendiğine göre Kuzey barikatta da Kıbrıslı Rumların aranması gerekir- dedi.”
“Beter olun, müstahaksınız” diyemiyorum..
İki sene önce sınırı tek taraflı olarak açınca bayram ederek güneye koşan sizler değil miydiniz?
Güney’de kafe’de oturmak, güneyden alış veriş yapmak, güneyde salınmak, piyasa yapmak…
Güneyin otellerinde hafta sonu geçirmek…
“Avrupa’ya gitmiş kadar olduk” dedirtmiyor muydu size?
Ama ben…
Güney’deki köyüne gidip….gidip de harap halini görünce orada kalbi sıkışıp fenalık geçiren…. Ve bir daha hiç…asla güneye ayak basmayan…. Acıyı yüreğinde hisseden eski mücahit arkadaşlarımı bildiğim için “oh olsun size” diyemiyorum..
Onların yüzü suyu hürmetine…
Yalnız 2006 Ocak’ındaki KKTC fotoğrafının tam ve doğru olarak okunabilmesi için ek bazı figürlere de ihtiyaç var..
1.CTP’nin yayın organı Yeni Düzen’in, Papadopulos’un “vatandaşlarına” elektrik verilmesini kabul ettiği ve “barikatlarda” yine “vatandaşlarına AB kurallarını” uyguladığı gün ön sayfasındaki manşet haberlerden biri de “Bir dostu kaybettik” idi.
Fotoğraflı haberi okuyor ve “dost”un kim olduğunu öğreniyoruz..
“Çok uzun yıllar Kıbrıs’ta iki toplumun yeniden yakınlaşması ve barış içinde yaşaması için mücadele veren kişilerden biri olan Kıbrıslı Rum folklorcu Kypros Kyprianu önceki akşam geçirdiği ani bir kalp krizi sonrasında hayatını kaybetti.”
2. “Matsakis yine gelmedi: Duruşma 3 Şubat’a ertelendi
Birinci derecede askeri yasak bölgeyi ihlal, Türk bayrağını çalma ve bayrağa hakaret suçlarıyla KKTC´de mahkemeye çıkarılan Avrupa Parlamentosu üyesi Rum Marios Matsakis bugünkü duruşmaya da gelmedi. Duruşma 3 Şubat´a ertelendi.
Lefkoşa Kaza Mahkemesi bugün saat 09.00 sıralarında yargıç Ömer Güran başkanlığında toplandı. Savcı Yardımcısı Damla Altan mahkemeye hitabında KKTC´ye gelmemesinden dolayı tebliğde bulunulamayan sanığın, kuzeye geleceği yönünde beyanları bulunduğuna işaret ederek davanın 1 ay ya da mahkemenin uygun gördüğü bir tarihe ertelenmesini istedi.”
Bu; KKTC’nin AĞCA olayıdır. Bir devlet, bir yargı kendisiyle ancak bu kadar alay ettirebilir..
Adamı salıverdikten sonra, duruşmaya çağırmak tiyatro oynamaktır efendiler…
3.Levent Özadam’ın; “KTHY bildiğiniz gibi” başlıklı yazısı şöyle:
“Kurban Bayramı´nı İzmir´de geçirdik... Çok da iyi etmişiz, bunu gelip burada ki haber arşivini tarayınca daha iyi anladık! 4 milyonluk İzmir´de bayram boyunca ölümlü trafik kazası hiç olmadı...
Gelince gördük ki, bizde bayramda yollar yine kan gölüne dönmüş!
4 milyonluk İzmir´de yine bayram boyunca tek bir cinayet bile işlenmedi...
Oysa KKTC´de bir kızgın bayan bayram mayram dememiş, eşini bazlamış!
Biz İzmir´deyken hiç elektrikler kesilmedi, su kesilmedi, telefon konuşmaları kilitlenmedi, internet hizmetleri hiç aksamadı...
Oysa dün geldiğimiz Kıbrıs´ta internete girmek için en az bir saat bekledik, girip de sevindiğimizde ise, bu sevinç uzun sürmedi ve her on dakikada bir hattan koptuk...
….Dönüşte KTHY uçağına bindik. Artık havadayız ve hostesler izaz ikrama başlıyorlar yine... Bir top kek, bir tuzlu bisküvi ve meyve suyu... İlkokula giden çocukların beslenme çantaları bile daha zengin ama önemli değil... Bizim canımız ise müthiş bir şekilde kahve çekiyor... Hostese soruyoruz kahve alma şansımız var mı diye?
Maalesef diyor ve niçin kahve çay ikramı yapılmadığını da bilmediğini söylüyor...
Allah Allah diyoruz içimizden ama yılmıyoruz...
Bir başka hostes yanımızdan geçerken soruyoruz niçin çay kahve ikramı yok diye, onun cevabı ise hayli ilginç;
"Az sonra uçak türbülansa girecek ve bir sakatlık olmasın diye çay kahve servisi yapmayacağız"
Bu cevap bize mantıklı geliyor ama aklımız da hala bir şeyler takılı...
Bu kez, üçüncü hostesi dar koridorda durduruyoruz ve aynı soruyu ona da soruyoruz. Onun cevabı da diğer ikisinden farklı ve sanırız da en doğru olanı...
Uçak Londra´dan geldiğinden çay da bitmiş kahve de ve onun için İzmir-Ercan yolcuları sadece meyve suyu ve su içmek durumunda...
***
İşte bizim tatilimiz böyle geçti...
Müşterisini adam yerine koymayan ve laubalilikte üstüne olmayan, ilgisiz, laçka KTHY personeli dışında canımızı sıkan hiç bir olay olmadı...
Umarız yöneticiler bu yazımızı ihbar olarak kabul ederler ve müşterilere nasıl davranmasını bilen personel yetiştirirler...
Eğer turizmde bir yerlere geleceksek ve bunu istiyorsak, KTHY´den başlamamız kaçınılmazdır...”
Bu KTHY’yi CTP iktidarı kıymetli okuyucu büyük bir gösteri ile “özelleştirerek” TC hisselerini almış ve “milli havayolu” yapmıştı ve güyâ bundan böyle sırtında TC kamburu olmayacağı için rasyonel çalışacaktı, kanatlanacaktı..
Yazının başındaki trafik kazası, cinayet, elektrik kesintisi ve internet konularına ise hiç girmiyoruz.
Yalnız bir konu daha var..
Rum’a mal iadesi yasası çalışmaları sırasında bir olgu iyice su yüzüne çıktı.
Akepe hükümeti, “dereyi geçtikten”, yâni Annan Planına evet dedirttikten sonra CTP’yi silkeleyip attı gibi bir görüntü var şu sıralar.
KKTC hükümeti rahat değil..
Adam yerine konulmadığını düşünüyor.
“Görüşmeler”, “fikir alış verişleri” artık hükümetler düzeyinde değil; Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği koordinasyonunda Türkiye’den gönderilen uzman heyetlerce gerçekleştiriliyor.
O tür bir dünya görüşü olmadığını bildiğimiz, tanıdığımız Büyükelçi, “aldığı talimatlar uyarınca” bir tür vali gibi davranıyor.
Yıllar yılı “BEY (Bayraktarlık-Elçilik-Yönetim) FAŞİZMİNE SON” sloganıyla işbaşına gelip de bu durumu içine sindirmek durumunda kalanlara buradan kandilli selamlar olsun….21 Ocak 2006
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”