Kıbrıs’ta Esen Rüzgarlar… - Erol Manisalı
Bütün bu saydıklarım Brüksel, ABD ve Batı camiası tarafından böylece görülüyorsa; Ankara uluslararası antlaşmalardan doğan haklarını kullanmamışsa; KKTC'nin Başbakanı bile KKTC'yi tanımıyorsa insaf eyleyin: Ben nasıl olur da KKTC'deki seçimlerden söz edebilirim? Buna rağmen seçimlerin bir galibi var: Kıbrıs'ta kazanan taraf Batı emperyalizmi olmuştur. naproxennatrium go naproxen kruidvatescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cena
Türkiye'de Batı'ya bağlanmayı destekleyen yönetimler iktidar oluyorsa,
''bu yönetimler Batı'nın ada üzerindeki taleplerini kabul etmek zorundaydılar.''
Rum kesimi, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB'ye (AT'ye) 1990'da üyelik başvurusunu yapıyordu. Bu konudaki kararını Maastricht'in hemen ertesinde, 1992'de belirliyordu. Bu ''siyasi'' bir karardı, uluslararası hukukla veya uluslararası antlaşmalarla uzaktan yakından ilgisi bulunmuyordu.
AB'nin bu kararına Genel Sekreter Peres de Cuellar bile şaşırmıştı; ''AB bu işe bulaşmasın'' diye bas bas bağırıyordu. Aradan 13 yıl geçtikten sonra şimdiki Genel Sekreter Annan ise 17 Aralık 2004'te Brüksel'de, ''Bu mesele artık Brüksel, Ankara ve Lefkoşe (Rumlar) arasındadır'' diyordu. Nereden nereye.. Kıbrıs Türkleri buhar olup uçmuştu.
''Soğuk savaş biterken Ankara yönetimlerinde'' ortaya çıkan ''bağlanma süreci'' , doğal olarak Kıbrıs adasına da yansıyordu.
- Batı'dan ''icazet alan'' yönetimler, Batı'nın ada üzerindeki taleplerine ''evet'' demek zorundaydılar.
- Çünkü misyonları buydu; ayakta durabilmeleri bu taleplerin karşılanmasına bağlıydı.
Arada bazı çizgi dışı gelişmeler olmadı değil;
- 1990-91'de Orgeneral Torumtay 'ın istifası ile suya düşen Batı planı vardı.
- 1995'te Kuzey Irak'ta TSK'nin ortaya koyduğu tepki birilerini ürküttü.
- 1997'de Dışişleri Bakanlığı'nın Lüksemburg Doruğu'na tepkisi sürpriz oldu.
- 1 Mart 2003'te 'tezkere' nin reddi de çizgi dışı gelişmelerden biriydi.
2002'de Ecevit hükümetinin Kıbrıs konusunda gösterdiği sınırlı direnç, ''hükümetin halli ile'' gideriliyordu. Artık ortada bir engel kalmamıştı. AB'nin başlattığı süreç, ABD'nin de katılımıyla halledildi.
Türkiye'nin adadan tasfiyesi...
3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra işler daha da kolaylaşmıştı.
- 5 yıldır masada duran İngiliz planı Annan planı olarak Ankara'ya sunuldu. Ankara, daha Ocak 2004'teki Davos buluşmasında Annan'a evet demişti bile. Bütün basın yazdı ve kimse de yalanlamadı.
- 24 Nisan 2004'te Annan Planı'na destek için AB, ABD ve sermaye çevreleri büyük bir kampanya yürüttüler. Bu ''demokratik'' kampanyaya yalnız AB'nin parası dahil olmadı; Dikelya Üs Komutanı ve Lefkoşe ABD Büyükelçisi de katkıda bulundular.
- Ankara'dakiler de ''Annan'a evet'' diyerek, işi Annan'a havale etmekle bir dertten kurtulduklarına inanıyorlardı. Ankara, işi Annan'a havale etti: Annan da 2004'ün Aralık ayında: ''Bu işi çözse çözse Brüksel - Ankara - Lefkoşe çözer'' diyerek Ankara'yı Brüksel ve Rumlarla karşı karşıya oturttu.
- Hoş, Annan'ın böyle bir jest yapmasına da gerek yoktu; 1 Mayıs 2004'te, Ankara'nın da alkışları arasında Kıbrıs Rumları, ''Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB'ye tam üye oldular'' . Ankara İkinci Helen Devleti'ni de AB'ye sokarak büyük bir başarıya katkıda bulundu.
AB ile hiçbir zaman sona ermeyecek olan ''müzakere sürecinde'' iki dost ve komşu Helen Devleti'ni de karşıya oturtmuştuk. Üstelik, ''uluslararası antlaşmalardan doğan hakları kullanma zahmetine katlanmadan'' .
Öyle ya, Türkiye ''Batı'ya bağlanıyordu'' ; kalkıp da uluslararası antlaşmalardan bahsederek ortalığı bulandırmanın ne gereği vardı şimdi...
Kıbrıs'ta seçimler mi dediniz!..
Yani KKTC'de, yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki seçimlerden mi söz edeyim!
- Başbakan M. A. Talat Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımıyor: Kıbrıs'ta iki devlet yok diyor. Kendisinin Rum devletinin başı da olmadığı kesin!
- AB; Rumları, Kıbrıs Cumhuriyeti yani adanın tek devleti olarak tanıyor ve 1 Mayıs 2004'te Ankara'ya göstere göstere içeri almış.
- Ankara zaten işi Annan'a ve AB'ye havale ederek ''meseleye taraf olmadığını'' göstermeye çalışıyor. KKTC diye bir devletin lafı bile edilmiyor.
- Rumlar Kıbrıs Cumhuriyeti olarak ne KKTC'yi ne de Başbakanı'nı tanıyorlar.
- ABD birkaç işadamı göndererek ''işini yürütüyor'' .
Bütün bu saydıklarım Brüksel, ABD ve Batı camiası tarafından böylece görülüyorsa; Ankara uluslararası antlaşmalardan doğan haklarını kullanmamışsa; KKTC'nin Başbakanı bile KKTC'yi tanımıyorsa insaf eyleyin: Ben nasıl olur da KKTC'deki seçimlerden söz edebilirim?
Buna rağmen seçimlerin bir galibi var: Kıbrıs'ta kazanan taraf Batı emperyalizmi olmuştur.