Siyaset17 Ocak 2006 00:00

Savunduğumuz Görüşler Doğrulandı - Erol Manisalı

Amerika'nın yeni “İran Senaryosu” nun psikolojik savaş hazırlıkları devreye sokuldu: - Irak saldırısı ve işgali öncesinde olduğu gibi, Türkiye'de, “vazgeçilmez bir beklenti” oluşturuluyor. “Amerika 2006''da vuracak” pazarlaması, “rutin, alışılmış, beklenen” bir olay gibi düşündürülmeye çalışılıyor. - Madem ki bu iş olacak, “herkes hesabını ona göre yapsın” biçiminde bir ortam hazırlanıyor. “Artık yapılsın mı, yapılmasın mı tartışmalarına hiç gerek yok”; nasıl olsa yapılacak düşüncesi, kafalara yerleştirilmek isteniyor. Saldırganlar bu yöntemi hep uygulamışlardır. Hele iletişim olanaklarının bunca geliştiği bir ortamda psikolojik savaş, “fiili savaşın yüzde ellisini” oluşturur hale geldi. 7-8 Mart 2002'de, Harp Akademileri'ndeki seminerde MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç'ın şu sözleri akıllara kazınmıştı: “Türkiye, Rusya ve İran da dahil olmak üzere bölge ülkeleri ile işbirliğini geliştirmelidir.” escitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenarenovation vejle link renova

Bu, İran'a benzemek için yapılan bir öneri değildi; aksine, “bölünmemek, parçalanmamak ve Irak'a benzememek için” yapılan bir öneriydi.

Tuncer Kılınç Paşa, benim yaptığım uzun konuşmaya bağlı olarak bu önerisini yapıyordu. Belgin Sarmaşık bu olayı bütün belgeleri ile kitaplaştırdı ve Ulusal Siyaset Kavgası adı ile yayımladı. (*)

Yaptığım konuşmada Türkiye-AB ilişkilerinin bizi üyeliğe değil “tek yanlı bağlanmaya ve bölünmeye nasıl götürdüğünü” anlatmıştım.

- Türkiye-AB ve Türkiye-ABD ilişkilerinin bugün geldiği noktada dengesiz ve tek yanlı bir ilişki düzenini derinleştirerek sürdürdüğümüzü söylemiştim.

- Türkiye-Batı ilişkilerini “normalleştirmek için”, Rusya başta olmak üzere bölge ülkeleri, Çin ve Hindistan ile ilişkilerin geliştirilerek “dengesizliğin bu yolla giderilebileceğini” öngörmüştüm.

2002'den 2006'ya olanlar...
7-8 Mart 2002'den bugüne kadar geçen süre içinde ortaya çıkan gelişmeler, savunduğumuz görüşlerin doğruluğunu daha da pekiştirdi. Nasıl mı?..

1- ABD ve İngiltere yalan gerekçelerle Irak'ı işgal ettiler. Yalnız Irak'ın değil Arap ülkelerinin, İran'ın düzeninin “daha istikrarsız bir ortama itilmesine” yol açtılar. Onbinlerce insanın, sivilin ölümüne neden oldular.

2- Irak'ın üçe bölünmesinin ve Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin bütün koşulları hazırlandı. Bu ortam, Güneydoğu Anadolu'daki fiili, siyasi ve psikolojik istikrarsızlığı arttırdı. ABD, K. Irak'ta askeri üsler yapmaya başladı.

3- Türkiye-AB ilişkilerinde ülkemiz, 17 Aralık 2004 ve 3 Ekim 2005 belgeleri ile AB'nin boyunduruğu altına itildi. “Üyelik görüşmeleri ve süreci” adı altında Türkiye'nin sömürgeleştirilmesi ve parçalanması süreci başlatılmak istendi.

4- Türkiye'de, AKP iktidara taşındı. Brüksel ve Washington'ın talepleri, bugüne kadar görülmemiş bir ölçüde karşılanır hale geldi. Patrikhane, Ermeni tasarıları, Kürdistan projeleri ile Lozan tartışmaya açılmış oldu.

7 Mart 2002'de benim savunduğum ve MGK Genel Sekreteri'nin desteklediği görüşlerin ne kadar doğru olduğu, geçen zaman içinde adeta ispatlandı. 7 Mart 2002'de yaptığımız değerlendirmeleri, bugün daha da güçlü bir biçimde savunmak zorundayız.

Türkiye-Batı ilişkilerindeki anormal ve tek yanlı bağlar, Ege'de, Kıbrıs'ta ve Kuzey Irak'ta Türkiye'nin geri itilmesine yol açtı. Çember şimdi, İran ile tamamlanmak isteniyor.

Türkiye'nin önünde hâlâ geniş olanaklar var. Ancak esas sorun, bu olanakları kullanıp değerlendirecek olan yönetimlerin işbaşına getirilememesinde yatıyor.

Bu sorunu, öyle ya da böyle çözmek zorundayız.

(*) Ulusal Siyaset Kavgası, Belgin Sarmaşık, Der Yay., 2005