Ahmedinecat’a tavsiyeler - Hasan Ünal
İran Devlet Başkanı Ahmedinecat Bayram öncesinde İran ile Türkiye’nin ortak çıkarları olduğundan bahsetmiş ve bunların artırılması gereğini ifade etmiş. Türkiye ile İran’ın ortak menfaatlerinin neler olduğunu veya olabileceğini tahlil etmeden evvel Amerika ve İsrail’in İran’ı havadan vurma faaliyetine hız verdiklerini belirtelim. İsrail bu konuda daha önde gidiyormuş gibi. Bu, belki de Amerika’ya karşı geliştirdiği taktiklerden biri. ‘Görevini yap, aksi takdirde ben vururum haaa’ der gibi İsrail yönetimi. Amerika da İsrail’in İran’a saldırmasının Ortadoğu’da oluşturması muhtemel kargaşayı azaltmak için bu ‘görevi’ üstlenecek.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetessymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effects
Ahmedinecat’ın son aylarda birbiri ardına yaptığı açıklamaların Batı kamuoyunu İran’a karşı hazırlama işine yardımcı olduğu açık. Ama İran yönetimi açısından Batı kamuoylarının bir önemi de olmayabilir. Neticede İran, Hatemi zamanında Batı kamuoylarının hoşuna gidecek derecede mutedil bir üslup kullandı dış politikasında. Hatta önce Avrupa sonra da Amerika ile kademeli ama kalıcı bir şekilde uzlaşabileceğine dair işaretler verdi. Ama Batı dünyasından ve bilhassa Amerika’dan aynı derecede karşılık gördüğü söylenemez. Dolayısıyla Ahmedinecat şimdiki üslup ve siyasetinde kendi açısından epeyce haklıdır.
Üstelik, Amerika’nın Irak’ta düştüğü durumu dikkate alarak, Müslüman ülkeleri Amerika ya da İran arasında bir tercihe zorluyor. Ancak bunu yaparken Müslüman ülkelerin gerek hükümetlerini gerekse kamuoylarını kazanmak için gerekenleri yaptığı söylenemez. Örneğin Türkiye konusunda elinde pek çok koz olduğu halde, bunların hiç birisini devreye sokmaya istekli görünmüyor. Bunun yerine AKP hükümetinin belki perde arkasında İranlı diplomatlara verdiği güvencelere takılıp kalmakta ve Ankara’nın muhtemel bir Amerika-İran kapışmasında Washington’un yanında olmayacağını hesaplamakta. En azından dışarıdan görünen bu...
Bu, İran açısından ciddi bir hesap hatası olur. İran, Haziran 2005’de Washington’da gerçekleşen Erdoğan-Bush görüşmesinin ardından AKP hükümetinin Beşar Esat’ı Türkiye’ye davet etmekten imtina ettiğini ve o tarihten itibaren Amerika’nın Ortadoğu politikalarına tam destek verdiğini iyi analiz etmelidir. AKP, Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinin gelmiş geçmiş en Amerikancı hükümeti olsa gerektir. Ayrıca IMF uygulamalarının ülkeyi getirdiği noktada mevcut hükümetin Amerika’nın yanında olmasını gerektirecek epeyce sebep de bulunuyor. Durum bu merkezdeyden, İran yapacağı jestlerle Türk halkını yanına almalı ve Türk halkının AKP hükümetinin Amerika yanında yer almasına engel olmasını sağlamalıdır.
Üstelik bunlar fantazi falan da değildir. İran evvel emirde KKTC’yi tanımaya hazır olduğunu kamuoyuna deklare etmelidir. Bunu Türkiye’den davet edeceği İran konusunda Amerikan yanlısı olmayı reddeden muteber eski politikacıların bir gezisi vesilesiyle ve/veya başka bir çerçevede yapmalıdır. Ayrıca KKTC’nin enerji ihtiyacını bedava karşılayacağını beyan etmeli; bu ülkenin İKÖ tarafından doğrudan ve/veya İKÖ üyesi ülkelerce tanınması için gayret sarfetmelidir. Türkiye ile, Irak’ın toprak bütünlüğü konusunda tam bir işbirliğine hazır olduğunu ilan etmeli ve Irak’ta bir Kürt devleti oluşumuna izin vermeyeceğini kamuoyu önünde ortaya koymalıdır.
İlaveten Türkiye’ye indirimli doğalgaz satabileceğini, Türkmen gazının İran üzerinden Avrupa’ya taşınması işini ve kendi petrolünün bir kısmının Türkiye üzerinden boru hattıyla Akdeniz’e indirilmesini düşünmelidir. Kısacası ortak menfaatler oluşturulup, bunlar derinleştirilmelidir. Ve, en önemlisi, bütün bunlar bir an evvel devreye girmelidir. Çünkü vakit giderek azalıyor. Sonuçta Ahmedinecat zamanın bittiğini ve Amerika’nın Türkiye ve AKP üzerinden nanik yaparak İran’ı vurduğunu görebilir. Unutmayalım, Türk kamuoyundaki Amerikan karşıtlığı yüzde doksanlar nisbetinde. AKP polit bürosundaki Amerikan yanlılığı ise neredeyse yüzde bir kaç yüz. Fazla söze ne hacet...