Ekonomi14 Ocak 2006 00:00

Türk sermayesinin taşeronlaşma temayülü! - Necmettin Çakmak

Bilmem dikkatinizi çekiyor mu?Bu ülkenin yerli olduğunu iddia eden sermayedarları uzunca süredir ‘bir taşeronlaşma’ eğilimi sergileme yarışına kendilerini kaptırdılar. Globalizmin üfürdüğü sanal rüzgardan onlar da nasiplerini almışlar, anlaşılan...Önceleri emek-yoğun sektörlerde göze çarpan bu yarış şimdilerde kamu sektöründe yapılan özelleştirmelerde zuhur ediyor. Erdemir ihalesi bunun son ve en can alıcı örneği...Biliyorsunuz, ‘milli sermaye’ olduğu zannıyla arkasına büyük bir kitlenin desteğini alan OYAK, daha işin teri bile kurumadan ihalede rakibi olan Arcelor’a hisselerin yüzde 50’sini devretti. Yani, bu ülkenin vatandaşlarının kanlarıyla, canlarıyla destek verdikleri Türk Silahlı Kuvvetleri’nin personelinden ‘cebren toplanan’ aidatlarla ‘devasa yatırımlar’ yaparak sözde istihdam sağlayan, ama vergiden muaf kurumu patron olmak yerine taşeron olmayı seçtiHem de hazır kıta, ‘gönüllü asker’ olarak!Ne hazin!coupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardsescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenaclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilorenovation vejle renovation skive renovacialis walgreen coupon cialis discount cialis coupon

Neyse, konumuz OYAK değil; asıl anlatmak istediğim mevzuu bambaşka...
Ama tamamen “taşeronlaşma eğilimi” ile ilgili ve dahi ilintili!
Maalesef ülkemizde asli görevlerini unutup birilerinin adına hareket eden, dün söylediklerini bugün unutan; yani ‘kimlik bunalımı’ geçirenlerin sayısında hızlı bir tırmanış gözleniyor.
Bunu nerden mi çıkartıyorum?
Bir yıl önce, bir taraftan ABD istihbaratının derin düşünce kuruluşlarından CSIS’in, bir taraftan da “kıdemli şahin” Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz’in pişirdiği bir proje hayata geçirilmeye çalışılıyordu.
Kapalı kapılar ardında kotarılan projeye göre, Siyonist İsrail’in çekildiği Gazze’deki  Filistin toprakları arasında bulunan Erez’de bir serbest bölge oluşturulması hedefleniyordu. Sözde amaç ise yoksulluk ve işsizlikle boğuşan Filistinlilere ‘iş alanları oluşturmak’tı (!)
Bu kapsamda da projeyi üstlenecek gönüllü bir teşekküle ihtiyaç vardı. Türkiye’den Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) “büyük bir iştahla” Ortadoğu’nun savaşlar, işgaller ve katliamlarla oluşturulan ucuz emek cennetine taşeron olarak zıpladı. Proje geçenlerde tamamlandı. Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ve TOBB yetkilileri de bölgeye giderek İsrailli yetkililerle mutabakat belgesini imzaladı.
TOBB amacını Filistin’li gençlerin işsizlik sorununu çözmek, bölgede etkin bir güç olarak barışa giden yolu kısaltmak olarak açıkladı. Ama bölgenin ucuz emek bakımından vaat ettiği imkanların Türkiye sermayesinin başını döndürdüğü kesin.
Zira, ikinci intifada sonrası yaşanan İsrail saldırılarıyla ekonomik altyapısı çökertilen bölgede işsizlik oranı yüzde 30’ları aşmış durumda.
Biz aslında bu senaryoyu geçmişte Irak’ta görmüştük. “En seçkin” Türkiye sermayesi, işgal altındaki Irak’ta ihaleler kovalamış, aldığı ihaleleri de ‘büyük başarı’ olarak pazarlamıştı. Ama bir gerçek vardı ki; ihaleleri alan iki büyük ABD şirketi ihaleleri parça parça bölgedeki sermaye gruplarına satmıştı. İşte bu iş bölümü çerçevesinde de, Türk şirketleri savaş ganimetçisi ABD tekellerine taşeronluk işini üstlenmişti.
Şimdi de TOBB’nun başlattığı bu girişim bu yüzden ilgi çekiyor. Burada mühim olan uluslararası işbölümü denen taşeronluk zincirinin neresine dahil olunacağıdır.

Hatırlıyorum; bir süre önce TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Türkiye sermayesinin giderek bir taşerona dönüştüğünden şikayet ediyordu.
Ancak, G-8 ülkelerinin bölgenin altyapısının yenilenmesi için 8 milyar dolarlık bir fon ayırdığını eklediğimizde taşeronlaşmadan şikayet eden Hisarcıklıoğlu’nun, kimlerin taşeronu olarak bölgede faaliyet yürüttüğü hiç de anlaşılır gözükmüyor!..
Öyle olsaydı, herhalde ABD Dışişleri Bakanlığı şu açıklamayı yapmazdı: “Ortadoğu’da ekonomik büyüme ve yatırımların ilerletilmesini amaçlayan çabaları memnuniyetle karşılıyoruz. TOBB’un ve İsraillilerin, çabalarını alkışlıyoruz.”
Bakanlık ayrıca, ABD’nin Ortadoğu barış koodinatörlüğüne getirilen James Wolfensohn’un, Erez girişimini koordine edeceğini ve ABD’nin, ilgili taraflarla temaslarını sürdüreceğini bildirdi.
Sözü uzatmayalım; aslında TOBB da bilmektedir ki; var olan sermaye birikimiyle, politik ve ekonomik bağımlılık ilişkileriyle, teknolojik altyapısıyla Türkiye’deki sermaye emperyalist tekellerin taşeronluğuna mahkumdur.