Kralın Soytarıları... Erol Manisalı
Herkesin ağzında bir ''hain kontenjanı'' lafı, sanki alyuvarlar, akyuvarlar gibi bir şey. Kamran İnan yıllardır söyler.. Attilâ İlhan da ondan geri kalmadı. Nedir bu hain kontenjanı? Kimdir diye hiç sormuyorum, çoğu ortalıkta zaten... Ekranlarda, gazete ve internet sayfalarında, özel ve yarı özel toplantılarda, yani her yerde görebilirsiniz. Ama en zevklisi onları televizyon ekranlarında izlemek; mimiklerinden, gözlerinden, beyaz dişlerinden, hinoğluhin bakışlarından büyük zevk alıyorum. Sanki ünlü bir tiyatro topluluğunu seyreder gibi... new prescription coupons lilly cialis coupon online cialis coupons
Söyledikleriyle kafalarının içindekini o kadar güzel ayırıp mimiklerine yansıtıyorlar ki deme gitsin... Bu bir gösteri, insanlar bu gösteriyi seyretmeye bayılıyorlar.
Hani o tarihi Hollywood filmlerinde kralları eğlendiren soytarılar var ya, bana onları hatırlatıyor. Kralın soytarısı soytarılık yapacak ve karşılığında savrulan paraları toplayıp cebine indirecek...
Hain kontenjanının iktisadi ve sosyal nedenlerini de unutmamak gerek. Bir insanı, şirketi, sendikayı ya da belediyeyi ele alalım. Sosyal devlet budanmışsa, eğitim piyasaya terk edilmişse fakir öğrenci ne yapar? Avcunu Brüksel'e, Erasmus'a veya bir yabancı tekele açar. Öğrencin zengin olsun; gittiği okulda eğitim dilini en küçük yaştan itibaren İngilizce okursa, kendi toplumuna yabancının gözü ve gözlüğü ile bakar. Hain kontenjanına bir aday daha.
Şirkete gelelim: Sırtını ancak bir Batı şirketine dayadığı zaman onun Türkiye pazarında taşeronu olur. Olur da, kucağına oturduğu dev şirketin arkasında ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi bir devlet duruyorsa, o devletin çıkarlarını korumak zorunda kalmaz mı?
Bizim ''yerli'' şirket sıkıştığı zaman ''Ankara'daki büyükelçiye'' gitmek zorunda kalır. Seçimler geldiğinde sıra büyükelçiye gelir; ''Şu partiyi destekleyin'' ricasına, artık kesinlikle uymak zorundadır. İster istemez hain kontenjanına dahil olmuştur.
Kimin suçu ki?
Onun suçu mu? Türkiye'de ulusal ve entegre bir iktisat politikası yoksa, özellikle rafa kaldırılmışsa: Ulusal dış ticaret politikası, ''bilinçli olarak Brüksel'e devredilmişse'' , şirket de yabancının kucağına itilmiş olur.
Bu ''hain bataklığı'' , sanki bir baraj inşa eder gibi özellikle yapıldı. Okurlarım ayrıntıları bu köşede sıkça okudular.
IMF, AB ve büyük şirketlerin mavnası haline getirilmiş bir ülkede bireyler, şirketler ve sivil toplum örgütleri hain kontenjanı bataklığına doğru sürüklenirler. Gayri milli sermaye çevreleri, tarikatlar ve dış odaklar bir ülkede egemen olursa hain kontenjanı genişler.
- Öğrenci dernekleri destek ararken tekellerin tuzağına düşer.
- Yerli şirket yabancıya bağlanınca, ''onun devletinin çıkarlarını'' gözetmeye başlar.
- Gazeteciler, televizyoncular mı? Onlarınki en tatlısı.. sadece ABD onlar için 400 milyon dolar ayırmış, gel de hain olma!.. Türkiye'ye söveceksin, sövenleri kahraman yapacaksın ve payını alıp eyvallah diyeceksin. Bunlar ''hain kahramanlar'' ...
Aynen kralın soytarısı gibi... Ben bu soytarıları seyretmeye bayılıyorum. O kadar güzel oynuyorlar ki söylediklerini gerçek sanırsınız. Alın teri bu, emeklerinin karşılığını da alıyorlar!..
- İçerde sosyal devlet kalmamış, gerçek demokrasi rafa kaldırılmış.
- Ekonomiyi, piyasayı, dış ticareti, sosyal politikaları dışarıya havale etmişler. IMF, AB ve dev tekeller her şeyi yönlendirir hale gelmiş.
Ne yapsın bu gariban şimdi? Gazetecisi, öğrencisi, profesörü, şirketi, sendikası, hatta ''sınıfsız'' siyasi partisi dışardan medet ummasın da ne yapsın?
Garip olan şu, kralın bir ya da birkaç soytarısı olur: Ama burada herkes soytarı olmuş, kapitalizmin ve emperyalizmin soytarıları!..
Neyse, yine de bayramınız kutlu olsun... Hain kontenjanlarının bulunmadığı nice bayramlara doğru, el ele, kol kola, omuz omuza, yürek yüreğe, hep birlikte, soytarılara karşı, krallara karşı...