İstihbarat8 Ocak 2006 00:00

ARŞİMET, GLADİO VE MEHTER - Hüseyin Mümtaz

Bu iş giderek daha eğlenceli bir hâl almaya başladı.. Arkadaşlar biraz gayret etseler Çin Sarayı’nı da Kürşat’ın değil, Gladio’nun bastığını söyleyecekler..             Fena halde ayıp edecekler..             Eğri oturup doğru konuşalım.. ‘’Milli’’ problemlere; soğuk savaş döneminin psikolojik harp yöntemlerinin etkisinde kalarak, farkında olmadan onlara hizmet ederek ‘’milli olmayan’’ çözümler getirme uğraşından vaz geçelim.             Önce utanmayın, adını koyun.. Türk tarihini bir bütün olarak görün..             Kıbrıs’ta İngiliz Sömürge yönetimi devrinde TMT’yi kuran, Seferberlik Tetkik Kurulu ise;             Türk İstiklâl Harbi öncesinde; düzenli ordu kurulup düşmanla mücadele dengesi sağlayana kadar yurdun dört bir yanında milletin canını, malını ve namusunu koruyan Kuvayi Milliye ‘’çeteler’’i de, Teşkilâtı Mahsusa’nın gizli depolarını, bu günler için hazırlanmış insan ve malzeme kaynaklarını kullanmışlardır.levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetescoupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsnaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnesitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effectsabilify link abilifymicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mgkamagra link kamagra gel

Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey;

            Samsun’da askerleriyle birlikte dağa çıkan Makinalı Tüfek Zabiti Hamdi Efendi;

            Topal Osman;

            Demirci Akıncıları;

            Muğlalı Mustafa (Paşa)… da birer ‘’Özel Harp’’ elemanı idiler..

            İmparatorluk zamanında ordu gitmeden yıllar önce Avrupa’nın derinliklerine gönderilen ‘’Akıncılar’’ Özel Kuvvetler idi.

            İnan ey millet; Çin sarayı’nı da Kürşad’ın ‘’Özel Birlik’’i basmıştı..

Bunların hiç biri Gladio değildi.

Çünkü o zamanlar Gladio’nun ‘’esamisi’’ bile okunmuyordu..

            Çünkü o zamanlar ‘’el’’in Gladio’su ile ‘’Saray’’a girmek henüz moda  haline gelmemişti.

            Can Dündar’gillerin telaşını anlıyorum da Arslan Bulut’a anlam veremiyorum..

            Arslan Bulut tarifsiz kederler içinde inanılmaz vehimler görüyor.

            Bulut; ‘’aslında aramızda bir hukuk bulunduğunu zannettiğim emekli albay Hüseyin Mümtaz’’ diyor bizden bahsederken..

            O halde bir inceleyelim..

            Konu ile ilgili dört yazı yazdı. Bu yazılarda iki ayrı Bulut var.

1.‘’Türkiye, NATO''ya girdiği 1952 yılından beri, yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş gibi koşturuyor. Bu koşturmaca sırasında iki askeri darbe ve iki askeri muhtıra gerçekleşti. Darbeler ve muhtıra sonrasında, ülkenin potansiyel gücünde, yetişmiş insan unsurunda ve değerler sisteminde zaaflar meydana geldi. Türkiye milli devlet olmaktan çıkarıldı! Darbeye zemin hazırlayanlar, çoğunlukla bu iş için kullanıldıklarını bilmiyordu. Sovyet tehdidi ile daha doğrusu komünizm ideolojisi ile mücadele amacıyla, ABD tarafından NATO bünyesinde kurulan Gladio, bilhassa Fransa ve Türkiye''yi istikrarsızlaştırmanın aracı haline getirildi.Fransa''da 1968 olaylarını yönlendiren solcu gençlik liderlerinin, Gladio''nun adamları olduğu anlaşıldı. Fransa istihbaratı önlem aldı ve olayları sona erdirdi. Türkiye''de ise sır perdesi ortadan kalkmadığı için olaylar sürdü gitti’’ diyor, ‘’İti ite kırdırma politikanızı anlatın siz Sayın Yamak!’’ başlıklı ilk yazısında..

            Sonradan her ne kadar -o lâf bana ait değil Sükan’a ait- diye tevil gayretine düşse de yukarıdaki başlığı okuyan ilkokul öğrencisi bile ‘’politikanızı’’ kelimesiyle –politika- olarak nitelenen hükmün Yamak’a atfedildiğini anlar.

            Çünkü ‘’politika-nız’’ lâfı Yamak’a yöneltilmiştir.

            Bu insafsız yargı ve başlık Bulut’a aittir, Sükan’a değil.

            2.‘’Yamak''ın sözlerinden anlaşılıyor ki, sonraki milletvekilleri, belki de siyasi parti genel başkanları, bakanlar arasında da Özel Harp Dairesi''nin yetiştirdiği adamlar vardır! Biz bu meseleyi, 12 Mart öncesinde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Balgat ve Ahlatlıbel Amerikan tesislerini basması, ayrıca Nato karargahının bulunduğu yerde görevlendirilen Türk personelin daha sonra terör olaylarının yönlendiricisi konumunda bulunması çerçevesinde ve bir kesit olarak incelemiştik!’’

            3.’’Türkiye, bu süreçte ABD''nin Ortadoğu petrollerinin bekçiliğini yapma uğruna en yürekli, en atak gençlerini, birbirine kırdırmıştır.’’

            Şimdi ilk üç maddede yer alan şu yukarıdaki satırların, her gün hayli örneğini gördüğümüz Enver Hoca’cı, Mao’cu, Troçkist ve de Stalinci yazarlarınkinden ne farkı vardır?

            Benim; bu Arslan Bulut’la hukukumun olması düşünülemez.

            Asla ve kat’a yoktur. Zinhar yoktur.

            4. ‘’Öncelikle belirteyim ki, ben bir devletin ‘Özel Harp Dairesi’ veya ‘Gayrınizami Harp Dairesi’ gibi kurumlar oluşturmasının şart olduğunu kabul ederim. Hele Türkiye gibi, üzerinde 20''ye yakın devletin psikolojik, ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri operasyonlar düzenlediği bir ülkede, bu tür saldırılara karşı savunma yapmak veya karşı saldırıya geçmek için başka çare yoktur. Türkiye'deki Özel Harp Dairesi'nin, KKTC'nin kurulması ile sonuçlanan süreçte çok önemli hizmetleri vardır. Bunu teslim edelim.’’

            5. ‘’Ayrıca Türk ordusunun şerefi, haysiyeti, sadece üniforma ile o çatı altında bulunanların sorumluluğunda değildir. Biz de ölene kadar Türk ordusunun subayıyız, gerekirse eriyiz! ’Her Türk asker doğar’ demiyor muyuz? Türk subayının, Türk askerinin şerefi, bizim şerefimizdir!’’

            İşte benim tanıdığım, hukukumun olduğu, ‘’omuz omuza çarpıştığım’’ Arslan Bulut ise bu.. Bu Arslan Bulut’la hukukum vardır.

            O halde önce Arslan Bulut’un, hangisinin kendi aslı olduğuna karar vermesi gerekiyor.

            Çünkü Bulut’a Arşimet’çilik oynamak yakışmıyor.

            Malûm Sicilyalı Fizik ve Matematik bilgini Arşimet banyoda suyun kaldırma kuvvetini keşfeder ve banyo havlusu ile sokağa fırlar; ‘’Buldum’’ der..

            OLAY 1. (Alıntılar tümüyle ve aynen Bulut’tandır.)

            ‘’Yamak, o dönemde her partinin içinde adamları bulunduğunu, bunların bazılarının sonradan milletvekili de olduğunu bildiriyor ve gizli yardım anlaşması ortadan kalkınca ABD yerine NATO kanalı ile temaslar yaptıklarını da anlatıyor. Buna göre, NATO yetkilileri Balkanlar ve Kafkaslarda müşterek harekat önermiş, ancak Türk tarafı bunu reddetmiş.’’

Bulut ‘’buldum’’ feryadı ile sokağa fırlıyor:

‘’Benim bildiğim, Afganistan-New York arasındaki, bugün için yıllık bir trilyon dolarlık kapasiteye ulaşan uyuşturucu trafiği, CIA ve NATO''nun kontrolündedir!
O dönemde Sayın Yamak''ın bundan hiç haberi yok muydu?

Ne alâkası var? Bu soruyu neden ÖHD Başkanı’na soruyorsunuz da devrin DSİ Genel Müdürü’ne veya DHMİ Müdürüne sormuyorsunuz Bulut? ÖHD; Uyuşturucu ile Mücadele Kurumu muydu?

OLAY 2.

Yamak, "Bizim Gladio ile veya başka bir ülkenin herhangi bir teşkilatıyla herhangi bir ilgimiz ve ilişkimiz olmamıştır. Onların Gladio gibi bir teşkilata sahip olmaları ve bazı olaylara karışmış bulunmaları, sadece bir isim benzerliğiyle bizi de öyle görmeye yeter bir sebep olamaz. Biz, bize dayanarak, kendi güvenlik ihtiyacımız için ve kendimize benzeterek bir konsept tespit etmişiz, onlar da kendilerine" diyor.

Bulut ‘’buldum’’ feryadı ile sokağa fırlıyor:

‘’Bu duruma göre, Türk gençlerini birbirine kırdıran süreç, Gladio''nun değil, bizimkilerin ‘kendilerine benzettiği’ Gladio mukallidi bir teşkilatlanmanın kontrolündeymiş!’’

Yâni Bulut ÖHD’nin gençleri birbirine kırdırdığına o kadar inanmış ki; Yamak’ın açıklamalarını alıyor ama kabul etmiyor, o halde ve ille Gladio değilse benzeri bir şey kurdu ÖHD ve kırdırma görevini üstlendi diyor.

OLAY 3.

Aşağıdaki iki cümle Bulut’un yazısında birbiri peşine yayınlanmıştır. Yâni biri diğerinin sonucudur, dikkatle okuyun:

‘’Yamak''ın sözlerinden anlaşılıyor ki, sonraki milletvekilleri, belki de siyasi parti genel başkanları, bakanlar arasında da Özel Harp Dairesi''nin yetiştirdiği adamlar vardır!

Biz bu meseleyi, 12 Mart öncesinde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Balgat ve Ahlatlıbel Amerikan tesislerini basması, ayrıca Nato karargahının bulunduğu yerde görevlendirilen Türk personelin daha sonra terör olaylarının yönlendiricisi konumunda bulunması çerçevesinde ve bir kesit olarak incelemiştik!’’

Yâni ey okuyucu, Yamak’ın ‘’ÖHD’de her partiden milletvekilleri vardı’’ demesi Bulut’u; Balgat ve Ahlatlıbel baskınlarını ÖHD’nin yaptırmış olduğu sonucuna vardırıyor.

Arşimet halt etmiş.. Bu kadarına o bile şapka çıkarırdı herhalde..

OLAY 4.

‘’Türk gençliği üzerinde ya dış istihbarat güçleri çalışıyordu ya da iç istihbarat!
Peki bu duruma karşı gayrınizami harpten sorumlu Özel Harp Dairesi ne yapıyordu?’’

Arşimet yine sokağa fırlıyor.. Yahut modern çağın Sherlock Holmes’i yine katili yakalıyor:

‘’Kemal Yamak, uzun yıllar ABD''den yılda 1 milyon dolar gizli yardım alındığını itiraf ettiğine göre, mesele büyük oranda açığa çıkmış olmuyor mu? İki gençlik grubunun birbirine kırdırılmasından, o günkü devlet adamlarının tamamı sorumludur ama en çok Özel Harp Dairesi sorumludur! Çünkü ülkede ne olup bittiğinin farkındaydılar! Gençleri silahları, hangi uyuşturucu kaçakçılarının temin ettiğini isim isim biliyorlardı!’’

Yâni ey okuyucu; Kemal Yamak Amerika’dan para alındığını söylediğine göre iki gençlik grubunun birbirine kırdırılmasından ÖHD sorumludur.

Kanıt?

‘’Çünkü ülkede ne olup bittiğinin farkındaydılar.’’

O yıllarda bakkal, ayakkabı boyacısı da ne olup bittiğinin farkında değil miydi?

O halde onlar da sorumlu değil mi?

Ve hükmü yapıştırıyor Arşimet; ‘’ Gençleri silahları, hangi uyuşturucu kaçakçılarının temin ettiğini isim isim biliyorlardı!’’

Bunu nereden biliyor Arslan Bulut?

Neden açıklamıyor?

Kanıt?

Bulut’un temel yanlışı ÖHD’yi Nöbetçi İtfaiye Müdürlüğü zannediyor olması..

Her yangına koş… Uyuşturucu, ÖHD sorumludur. Balgat, Ahlatlıbel? ÖHD sorumludur..

Silah kaçakçılığı, adam kaçırma?

ÖHD…

Bulut’un kanıtı da doğrusu ‘’son derece kuvvetli’’ ve vehimlerden menkul..

OLAY 5.

‘’Özel Harp Dairesi eski başkanlarından Sabri Yirmibeşoğlu'ndan bir örnek de vereyim. Yaklaşık 10 yıl önce, Boğaziçi Üniversitesi''nin düzenlediği Anayasa ile ilgili bir sempozyumda, emekli orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, katılımcılara hitaben, ‘Londra''dan Tokyo''ya kadar bir uyuşturucu demokrasisi kurulmuş durumdadır. Bunun çaresini bulabiliyor musunuz?’ diye sormuştu. Ben de kısa konuşmamda, dünyanın uyuşturucu pastasının 1 trilyon dolar olduğunu, dolayısıyla bu kadar büyük bir paranın istihbarat servislerinin kontrolü dışında hareket etmesinin akla ve mantığa sığmadığını anlatmış, hatta bu paranın yarısının ABD'ye aktığını, Türkiye'nin de Afganistan'dan başlayıp ABD''ye kadar uzanan uyuşturucu yolunda bir geçiş ülkesi olduğunu söylemiş ve Türkiye''deki siyaseti, dolayısıyla hukuk sistemini de uyuşturucudan zengin olmuş çevrelerin yönlendirdiğini belirtmiştim.  Katılımcılar, hukuk, siyaset ve medya çevrelerinin en önde gelen kişileriydi. Hepsine yönelik olarak, Türkiye'nin hukuk ve siyaset sistemini uyuşturucunun pençesinden nasıl çıkaracaklarını sormuştum. Soruma kimse cevap vermemişti.Kahve arası için salondan çıkarken daha önce hiç tanışmadığım Sabri Yirmibeşoğlu, koluma girerek, ‘Delikanlı, senin sorularına burada kimse cevap veremez, çünkü korkaktırlar’ demişti. Yirmibeşoğlu bu cümleyi bağırarak söylemiş, herkes de duymuştu.

Arşimet bu dudak uçuklatan kanıttan bilistifade sokağa fırlıyor yine, ‘’Buldum’’…

‘’Bence, Yirmibeşoğlu''nun bu gereksiz söylemleri bir kenara bırakarak, Türk ve dünya kamuoyuna, ‘dünya uyuşturucu trafiğini bütün ayrıntıları ile açıklamak’ gibi tarihi bir sorumluluğu vardır!’’

Böylece Yirmibeşoğlu’nu da Nöbetçi İtfaiye Müdürlüğünün, yahut Narkotik Şube’nin müdürü yapıyor Bulut..

Bu kadar Bulut yeter..

Temel yanlış ÖHD’nin ne işe yaradığı noktasında düğümlenmektedir.

‘’Yahu’’ diyorlar, ‘’Başka ülkeler bunları yapıyorsa, buna karşı ÖHD neden bir şey yapmadı?’’

Anlatamadık…

ÖHD’nin iki yönü vardır.

1.      Ecevit’in söylediği ‘’sivil uzantılar’’. Gizlidir.

2.      Özel Birlikler.. Açıktır.

‘’Sivil uzantılar’’, ülke işgal edilince kullanılmak üzere barış zamanından eğitilip bekletilirler. Görev verilmezler. Kopuk tespih taneleri gibi heryere dağılmışlardır. Her yerdedirler.

Savaşla beraber tespihin ipi bağlanır. Görev alırlar.

Karı-koca aynı birimdedirler ama birbirlerinden haberleri yoktur.

Herkes kendi görevini yapar.

Beyler, ağalar, efendiler..

Arkadaşlar..

Ey millet..

Ülke 1950’den beri işgal görmediğine göre bu ‘’sivil uzantılar’’ hiç kullanılmamışlardır. Tespihin ipi bağlanmamıştır.

Gerisi paranoyadır. Gülünç olmayın..

Kızıltepe, Taksim 1 Mayıs, Ecevit-Özal suikastları, Balgat..

Esrar-eroin…

ÖHD’nin işi bunların hiç biri, yahut Türkiye’ye yönelik her türlü tehdit değildir. Devletin bunlarla uğraşacak başka birimleri vardır.

ÖHD ya işgalde kullanılacaktır, yahut ve işgal olmazsa kullanılmayacaktır.

Peki Özel Birlikler-Kuvvetler?

Onları kimse ağzına almaya yeltenmesin.

Onlar ‘’üstün nitelikli askeri birliklerdir.’’

Erbâbı; hem üstün nitelikli hem de askeri birlik demekle neyi kastettiğimi iyi bilir.

Onlar gökteki ayı indirip bayrak yaparlar.

Cehennemden ateşi getirirler..

Uğraşmayın.. hayalleriniz yetmez..

Yazıyı bitirirken yerli Mike Hammer’lara ufak bir kopya…

Bırakın Lemnitzer’in Mehter’ini de Brutus’un ÖHD’nin ‘’sivil uzantısı’’ olup olmadığını araştırın bir zahmet..

Yahut İsa’yı ÖHD’nin çarmıha gerip germediğini…

Ya da daha ciddi şeylerle uğraşın, meselâ ‘’derin abi’’li derin dizi senaryoları yazın..

İyi para var.. 

Yahut ‘’destekli atın’’.. Sallamayın..

Araştırıcı gazetecilik yapın, ‘’keşşaf gazetecilik’’ değil..

8 Ocak 2006

 

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE 

  HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”