ÖKÜZÜN ALTINDA GLADİO ARAMAK - Hüseyin MÜMTAZ
Türkiye toz duman.. Herkes kafasına göre “takılıyor”, ağzı olan konuşuyor. Kimin ne dediği, ne yaptığı belli değil. Amerikan Büyükelçisi, artık yol oldu ya; gelir gelmez “Hükümetle aynı görüşteyiz” diyor. 56 Belediye Başkanı Danimarka Başbakanı’na “dilekçe” yazıyor. MİT Başkanı; Irak’a kabile reisleriyle görüşmeye gidiyor; Dışişleri Bakanı da “Terörle Mücadele Kurulu”nun başına getiriliyor. Herkes başımıza komplo teorisyeni kesiliyor, Mahir Kaynak’a rahmet okutuyor. “Kontr gerilla” dendi mi de, ilgili ilgisiz ağzı olan konuşuyor. Her kafadan bir ses çıkıyor, herkes gayri nizami harp-propaganda uzmanı kesiliyor.escitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effects
Sallıyor.
Erken seçim ufukta iyice göründü ey okuyucu..
Daha önce a) Zülfü’nün kaset-adaylık çalışmaları, b) Nâzım’a vatandaşlık muhabbetinin erken seçim emareleri olduğunu yazmıştım.
Ama üçüncüyü unutmuşum; c) Kontr gerilla tartışmaları.
Bu üçü ne zaman ısıtılmaya başlansa, bilin ki ufak ufak “seçim” Türkiye’nin gündemine girmeye başlamıştır.
Bu sefer bir de “opsiyonel” olarak “tatlandırıcı” sosumuz var, “Çuval”…
Herkesin bakış açısı “taraf”ını ortaya koyuyor, komplekslerini, tatmin edilmemiş ruh hallerini yahut bastırılmış ergenlik problemlerini su yüzüne çıkarıyor.
Belçikalı ünlü “ancorhman”imiz dün gece “soyduk” denilen Amerikalı albayı buldu, tanık olarak da “korucu”lardan birisinin ifadesine başvurdu.
Şimdi önce ben; a) Amerikalı Albay soyma olayının çuval’ın rövanşı olduğunu düşünmüyorum. Öyle olması için bu emrin Genelkurmaydan verilmesi gerekirdi. Ki Orgeneral Özkök’ün böyle bir endişesi olduğunu zannetmiyorum. Sonra da en az 100 Amerikan askerinin soyulması gerekirdi. En sonunda da bizzat Birinci Başkan’ın televizyonlara çıkıp ‘’Ey milletim.. Artık rahat ol, 6000 yılın en büyük rezilliğinin intikamını aldık’’ demesi gerekirdi.
Halbuki bu olay; çuvalın etkisinde kalan vatansever bir subayın içinden geldiği gibi hareket ettiği bireysel bir olaydır.
b) ‘’Olay’’ın Türk tarafındaki ‘’komutanı’’ Albay’ı bırakıp emrindeki korucu ve Amerikalı Albayı konuşturuyoruz. Türk Albay’ın sözlerinin doğruluğunu diğer ikisinin söyledikleriyle teyit etmeye çalışıyoruz.
Korucu elbet erin kapasitesi ve sorumluluk alanı kadar dar olan görüş açısıyla, Amerikalı da kendi bakış açısından değerlendirecektir.
Hangi taraftaysanız, kendinizi kime yakın hissediyorsanız ona ağırlık vermeniz tabiidir bay ‘’Belçika vatandaşı anchorman’’, sizi kınamıyorum.
Bu aralar Türkiye’de cereyan eden ikinci önemli ve acayip olay dün Başbakanlıkta başbakanın talebi üzerine ‘’terör zirvesi’’ yapılması ve bu zirveye Genelkurmay Başkanı dışında ‘’Kuvvet Komutanları’’nın da katılmış olmasıdır.
MGK Toplantısından dört gün sonra terör zirvesi mi olurmuş? Türkiye’de terör; MGK’da konuşulmayacak da nerede konuşulacaktır?
Başbakanlık’taki ‘’zirve’’ye; ‘’Türkiye’ye gelişlerinizde artık sadece benimle görüşün. Çünkü komutan benim, TSK’yı ben temsil ederim’’ diye daha Cumhurbaşkanı iken Rauf Bey’e haber gönderen Özkök neden aynı tür akıl yürütmeyle, ‘’yalnız’’ katılmayıp da diğer komutanları da götürmüştür?
Orgeneral Özkök’ün düşüncelerinde de, ‘’referandumdan bu yana’’ gelişerek değişme mi vardır?
Ama yine de tarihe not düşülmesi bakımından ‘’komutanların terör yasalarında yapılmasını hükümetten istedikleri değişiklikleri’’ sıralayalım.
‘’ Kırsal alanda operasyon için validen izin alma zorunluluğu kalksın.
Yol kontrolü yapılabilmesi için İl Emniyet Komisyonu'ndan yol araması yapılabilmesi için mahkemeden izin alınması gerekliliği kaldırılsın.
Jandarmaya Ceza Muhakemesi Kanunu dışında arama yetkileri tanınsın.
Yasada terörle mücadelede görev yapan güvenlik personelinin haklarını koruyucu ifadelere yer verilsin.
Propaganda suçunun işlenmesinin önlenmesi için slogan atana, amblem, bayrak taşıyana ceza verilmesi gibi radikal tedbirler alınsın.
Ve nihayet geliyoruz Kontrgerilla’ya.
Yamak Paşa’nın kitabı daha piyasaya çıkmadı.. Ben gerekirse bir şeyler yazmak için kitabın çıkmasını, okuyup bitirmeyi bekliyordum.
Ama malûm çevreler tuz alıp koştular.
Gene yazmayacaktım.
Arslan Bulut’u okuyana kadar.
Bulut; 1996’daki Barthalemeos çıkarmasında Karadeniz’i omuz omuza savunduğumuz bir arkadaşımızdı.
Ama gördük ki Yamak Paşa’nın kitabı hakkında gazetede yayınlanan bölümlere aynı Ecevit üslûbuyla cevap vermiş.
Yazının başlığı; ‘’ İti ite kırdırma politikanızı anlatın siz Sayın Yamak!’’
‘’İt’’ kim Sayın Bulut?
İt’i it’e kırdıran kim?
Birinci günkü yazısındaki vahim yanlışların bir şekilde farkına varan Bulut ikinci gün güya düzelteyim derken yine bir çuval inciri berbat ediyor, ‘’İt’’i açıklıyor.
Bu defa; ‘’Türkiye, bu süreçte ABD''nin Ortadoğu petrollerinin bekçiliğini yapma uğruna en yürekli, en atak gençlerini, birbirine kırdırmıştır’’ diyor.
Demek ‘’kırdırılan’’ bu memleketin evlatları; ‘’kırdıran’’ da bu memleketin bir paşası öyle mi?
Ne farkınız kaldı Mao’cu, Enver Hoca’cı, Marks’çı ve Lenin’cilerden?
‘’İt’’ dedikleriniz bu memleketin evlâtlarıysa, onlar hakkında böyle düşündüğünüz için çok ayıp ettiniz.
Özür borçlusunuz..
Ecevit’in ise Özel Harp Dairesi hakkındaki paranoyası şu iddialara dayanır..
1)1955'te Selanik'te Atatürk'ün doğduğu evin bombalanması iddiası. 2) 6-7 Eylül olayları. 3)Kültür Sarayı'nın yakılması. 4)12 Mart Darbesi. 5)Kızıldere Katliamı. 6)Ziverbey Köşkü sorgulamaları. 7)1 Mayıs 1977 Olayları. 8)Ecevit'e Çiğli Suikastı girişimi. 9)Mehmet Ali Ağca'nın hapishaneden kaçırılması. 10)Kahramanmaraş, Çorum ve Gazi Mahallesi olayları.
Arslan Bulut buna bir de uluslararası eroin ticaretini ekliyor.
‘’Kanıtı’’ da Sabri Paşa’nın bir toplantıda koluna girmiş olması..
Gülünç oluyor.
Ayıp ediyor.
Hem ‘’Vurun abalıya’’, hem bütün ‘’faili meçhuller’’in yükleneceği bir günah keçisi bulma telaşı..
Bütün bu gülünç suçlamaların, üstelik ‘’hedef ülke’’nin başbakanı tarafından yapılmış olması eminim devrin KGB ve CIA yönetimlerini çok memnun etmiştir.
Türkiye’nin; Amerika ve Rusya tarafından soğuk savaş döneminde ve şimdi neden ‘’hedef ülke’’ kategorisinde sayıldığı ise okuyucunun anlayış kabiliyeti ile sınırlıdır.
Yukarıdaki olayların ‘’özel harp yöntemleriyle’’ gerçekleştirilmiş olması; bunları Özel Harp Dairesi’nin yaptığı sonucunu doğurmaz.
Ha.. Bir şekilde bir Özel Harp Dairesi yapmıştır ama bunun Türkiye’nin bir ünitesi olduğunu düşünmek, değerlendirmek, yaymak için mutlaka, günün moda deyimiyle ya ‘’embeddeb’’ yahut embesil olmak gerekir.
Özel Harp Dairesi ‘’muarızları’’ üç konuya daha fazla ‘’takılırlar’’.
1. Daireyi Amerikalıların kurdurmuş olması, ödenek sağlaması.
2. Yaptıklarının Başbakan’dan bile gizli olması.
3. Nerede kullanıldıkları..
Kardeşim, bunu NATO’ya girip, Kore’ye asker gönderirken düşünecektiniz.
İkinci Dünya savaşı sonrası Türk Ordusu’nun bütün araç-silah ve gereçlerini Amerika vermedi mi?
Uçak, tank ve gemileri bir anlamda ‘’özel ödenek’’ adını takabileceğiniz ‘’hibe’’ ile vermedi mi?
Konuş, kuruluş ve teşkilatlanma NATO gereklerine göre yapılmadı mı?
‘’Daire Amerika’dan para almış’’ diye en fazla feryadı basanlar; geçmişte bağlı oldukları sendika, dernek ve vakıflar aracılığı ile el altından; şimdi yasa çıkarıldıktan sonra da STÖ’ler kılığında açıktan ‘’dış mihraklar’’dan para alanlardır, dikkat edin.
TSK’nın NATO’ya göre teşkilatlanması, milyonlarca dolar yardım alması Türk Ordusu’nun Amerika’nın emrinde olduğu mu demektir?
Emrinde olsa, çuval mı geçirirdi gözdağı vermek için?
Rövanşın alınamaması ise ‘’beceriksizlik’’tir, başka bir şey değil.
Peki asker Amerika’dan para alıyor da, sivil almıyor mu?
Dünya Bankası, IMF’i burada boş yere anlatmak istemiyorum..
İkinci konu Başbakanın bile bilip bilmemesi..
Olayın doğası gereği, aynı odada yan yana oturan iki kişi bile diğerinin ne yaptığını bilmez.
Merak etmez. Öyle eğitilmiştir.
Lâfı uzatmayacağım..
Baydemir, seçimle gelmiş belediye başkanı mı?
Şekil (a) da görüldüğü gibi Türkiye’nin başına seçimle gelememesi için pratikte bir engel var mı?
Yok..
Örneği geliştirelim.. Dengir Mir Mehmet; iktidar partisinin genel başkan yardımcısı.. Yâni başbakanlığa ‘’bir adım’’ kalmış.
Abdülkadir Aksu.. İçişleri Bakanı.. 1981’de Yirmibeşoğlu’nun anışlarına göre Diyarbakır’daki kepenk kapatma olaylarını ‘’mahallin lisanıyla’’ yaptığı bir telefon görüşmesiyle çözen kişi..
Şimdi siz Özel Harp Dairesi’nin bu zâtı muhteremlere, ‘’seçilip o göreve’’ geldikten, başbakan olduktan sonra ‘’en geniş’’ brifingi vermesi gerektiğini mi söylüyorsunuz?
Yoksa ‘’bilmesi gerektiği’’ kadar mı?
Sizi bilmem ama ben; 2004’te ‘’Benim dedemin de Kürt olduğunu mezar ziyaretinde öğrendim’’ diyen Ecevit’e 1974’te ‘’en kapsamlı brifing’’ verilmemiş olmasını sistemin, eğitimin ve kuralların başarısı olarak görüyorum..
Allah korumuş.
Peki siz meselâ Erdoğan’ın Daire hakkında her şeyi bildiğini mi zannediyorsunuz?
Bir öneri… Bu söylediklerime ‘’sinirlenen’’ Erdoğan yetkilileri çağırıp ‘’her şeyi’’ öğrendikten sonra bir TV programına çıkalım..
‘’Her şeyi’’ öğrenen sayın başbakana 100 soru soracağım..
Birinin dahi cevabını bilirse özür dileyeceğim.. Bir daha kalemi elime almayacağım, ilk seçimde de Akepe’ye oy vereceğim.
İşte böyle..
Kaldı ki geçmişinde Teşkilât-ı Mahsusa ve MM Grubu gibi tecrübeleri bulunan bir ordunun; ‘’gayri nizami harb’’ konusunda Amerika yahut başka bir yerden öğreneceği pek bir şey yoktur.
Olsa olsa iki tarafın da birbirini kolladığı bir fikir-bilgi alışverişi olmuştur.
Daireyi Amerikalıların kurmuş olması onların yönettiği anlamını taşımaz.
Amerikalıların ilgili her şeyi, bazı şeyleri, tek bir şeyi bile bildiği anlamına gelmez.
Çünkü Dairenin ve şahısların varlığı değil, ne yaptıkları gizlidir.
Bir Allah’ın kulu çıkıp şimdiye kadar ‘’Daire’’ şu olaylarda kullanılmıştır, bunu da Amerikalılar biliyor, onların talimatı ile olmuştur diyemez.
Çünkü yoktur böyle bir şey..
Lâfın burasında en merak edilen, en can alıcı soruya geliyoruz.
Özel Harp dairesi’nin ‘’sivil uzantıları’’ hangi olaylarda kullanılmışlardır?
Cevap; yurt içinde ‘’hiçbir yer ve olayda’’.
Çünkü ‘’daire’’nin sivil uzantıları iki yerde kullanılır.
1. İşgal edilen vatan parçasında; 2. Hedef ülkede.
Nato’ya girdiğimizden beri ülke Allah’a şükür işgal edilmemiştir ki kullanılsınlar.. Belki hiç kullanılmadan vefat edecekler.. Ama işgal olana kadar hiçbir yerde, hiçbir şekilde ‘görevlendirilmeyecekler’’.
Peki ‘’hedef ülke’’?
Örnek; Kıbrıs..
Özel Harb Dairesi İngiliz Sömürge İmparatorluğu devrinde Kıbrıs’ta TMT’yi kurup, başarıya-hedefe ulaşan kuruluştur.
Şimdi hangi insaf sahibi; kaç insaf sahibi çıkıp da Daire’nin TMT’yi Nato ülkesi olan İngiltere’nin toprağında Nato’dan ve Amerika’dan izin alarak kurduğunu; kişilerin ve faaliyetlerin NAO-Gladio kontrolünde olduğunu söyleyebilir?
Duyamadım?
Ne buyurmuştunuz?
Daire’nin askeri kuruluşu mu?
Özel Kuvvetler…
Onları 1984’den beri yurt içindeki PKK mücadelesinde bütün dünya tanıyor.
PKK’nın belini kıran kuvvetler..
Kahramanlar..
Bu devlet;
Bu ülke;
Bu millet..
Ordunun gözbebeği Özel Harb Dairesi’ne çok şey borçludur inanın..
Bunları söylemenin;
Daire’yi savunmanın..
Başkalarına değil de benim gibi emekli bir albaya düşmesi ise; görmezden-bilmezden-duymazdan gelen ve susan, susmayı erdem sayan o ‘’başkalarının’’ ayıbıdır.
İnanın benim değil.. 5 Ocak 2006
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”