Ortadoğu'da Su Savaşları Senaryosu
BM’nin hazırladığı Su Raporu’na göre Türkiye 2025 yılında su sıkıntısı çekecek, ayrıca 2040 yılında elindeki su rezervleri yüzünden Türkiye’ye savaş açılacak...
Fransa eski Devlet Başkanlarından François Mitterrand’ın eşi Danielle Mitterrand, 27 Ekim 2005 günü, Fransa’da düzenlediği bir basın toplantısında, Türkiye’nin Dicle ve Fırat sularını kurmuş olduğu barajlarla kelepçeleyip, Suriye ve Irak halkını susuzluğa mahkum ettiğini ileri sürdü. Türkiye’ye karşı bölücü-işbirlikçi Kürtlere verdiği destekle bilinen Mitterand’ın bu çıkışı, Türkiye’nin bu konuda köşeye sıkıştırılmak istendiğinin ilk işaretlerindendir.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesnaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenaclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilocialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer couponkamagra link kamagra gel
Dünyada su zenginliği kişi başına 10 bin metreküple ölçülmektedir. Bu oran Türkiye’de 1.830, Irak’ta 2.110, Suriye’de 1.420, İsrail’de 300 metreküp civarındadır. Nüfus yoğunlukları, gelişme hızları hesaba katılırsa su zengini olmadığımız, ama şimdilik kendimize yettiğimiz görülmektedir. Türkiye kasıtlı olarak su zengini bir ülke olarak lanse edilmektedir. Türkiye’nin yıllık toplam su potansiyelinin 186 milyar metreküp olduğu, sadece Tuna Nehri’nin yıllık su potansiyelinin 206 milyar metreküp olduğu kıyaslanırsa su bakımından zengin olmadığımız meydana çıkacaktır. Zenginmişiz gibi göstermekle Irak ve Suriye ile aramız daha derin kin, intikam ve nifak tohumlarıyla açılmak istenmektedir.
BM’nin hazırladığı Su Raporu’na göre Türkiye 2025 yılında su sıkıntısı çekecektir. Ayrıca 2040 yılında ise elindeki su rezervleri yüzünden Türkiye’ye savaş açılacaktır. Aynı teşkilat Su Zirvesi nedeniyle bir rapor hazırlamış. Bu raporda Türkiye ile ilgili çarpıcı tahminler yer almaktadır. 2I. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren özellikle Ortadoğu ve Arap Yarımadası’nda büyük bir sıkıntı çekileceği belirtilmektedir. Kritik tarihler ise 2005, 2025, 2040. Şu anda dünya üzerindeki 188 ülkenin 50’sinde kullanma suyu sıkıntısı çekilmektedir. 2005 yılının kuraklık için dönüm noktası olduğu kaydedilmiştir. Türkiye 2005 yılından itibaren kuraklığın baş göstereceği ülkelerden birisi. Su sıkıntısı Türkiye dışında Arap yarımadası, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da başlayacak.
BM raporu 2040 yılını Türkiye için ‘Kritik Yıl’ olarak görüyor. Aynı yıllarda Suriye ile Irak su sıkıntısından kırılacak, tarlalarda ekin yetişmez hale gelecek. Dicle ve Fırat Nehirleri Türkiye’nin can damarı haline gelecek. BM, bu tarihte bölgede sınır aşan nehirler yüzünden savaşların çıkmasından şüpheleniyor. Irak ve Suriye’nin ‘Hiç düşünmeden’ Türkiye’deki barajlara füze saldırısı düzenleyeceği de ihtimaller arasında denilmektedir.
Türkiye, Ortadoğu’nun önemli su kaynaklarını elinde tutan ve kontrol eden bir ülke olması hasebiyle sürekli bir tehdit altındadır. İsrail, Lübnan ve Suriye arasında çok ciddi anlaşmazlıklara neden olan Golan Tepeleri’nin en büyük stratejik öneminin bölgenin sahip olduğu su kaynaklarından teşekkül etmesidir. Su kıtlığı devam ettiği sürece İsrail’in Golan Tepeleri’nden çekilmeyeceği aşikardır. Litani Nehri Lübnan’a hayat vermektedir. Bu nehirle birlikte irili-ufaklı başka su kaynaklarını da içinde bulunduran Lübnan’da verimli bölgelerde yaşayan ve yönetimde söz sahibi olan Hıristiyanlarla, Litani Nehri Havzası’ndan uzakta yaşayan Müslümanlar ve Filistinliler arasında Suyun paylaşımı için kavgalar sürmekte ve derin anlaşmazlıklar yaşanmaktadır.
İsrail’in Su Planı
Bölgede su sıkıntısı çeken ülkelerin başında İsrail gelmektedir. İsrail, Ürdün ve Suriye ile çatışma halindedir. İsrail’in Nil Nehri’nden su çekmek için Habeşistan ile yakın işbirliği içinde olduğu gözden kaçmamaktadır. Mısır, İsrail’in Nil Nehri üzerindeki ince tarihi hülyalarını bildiği için ordusu bünyesinde bir Tugayı bataklık savaşlarında savaşmak üzere eğitmiştir. Hazır bekleyen bu birliğin amacı, Nil’in çıkış noktasında Mısır’ın menfaatlerini ihlal eden, Nil’in serbest akışını engelleyen bir gelişme olması halinde savaşa giren ilk birlik olmaktır. Irak Savaşı’nın ana ekseninde petrol kaynaklarının ele geçirilmesi, denetiminin sağlanması yanında Ortadoğu’ya hayat veren Fırat, Dicle, Asi, Ürdün, Nil Nehirleri’nin üzerinde pazarlıklar yapılması ve baskı aracı olarak kullanılması yatmaktadır.
Strateji uzmanlarına göre Irak Savaşı, petrol gibi suyun paylaşımının yeniden yapılandırılması ve İsrail’e aktarılması için yeni imkanlar oluşturulması maksadıyla yapılmıştır. Dünya ile adeta dalga geçen İsrail devleti suyunu Şeria Irmağından, Suriye’ye ait olduğu halde işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri’nden, Güney Lübnan’daki su kaynaklarından, Suriye ile bir kısmını elinde tuttuğu Taberiye Gölü ve Filistin Toprakları’ndan sağlamaktadır. Filistinliler kendilerine ait olan bu suların ancak yüzde 10’nu kullanabilmektedirler. Elindeki siyasi, iktisadi imkanlarla dünyada belirleyici rol oynayan İsrail’in hedeflerine ulaşması için bölgedeki devletlerin güçten düşürülmesi, ekonomik varlıklarının zayıflatılması gerekmektedir. Irak Savaşı yeni bir başlangıçtır. Öyle görülüyor ki, Ortadoğu’da ileriki yıllarda petrol değil, su savaşı olacak, bu nedenle Türkiye ve bölgedeki bazı ülkelerle karşı karşıya gelecektir. Bu noktada Türkiye’nin en büyük yatırımı GAP, saldırıya uğraması muhtemel birinci hedefir. 1950 ve 1951 yıllarında, gizli operasyonlarla Irak’tan İsrail’e götürülen Irak Yahudilerinin yine gizli operasyonlarla Kuzey Irak’a döndürülmeleri operasyonu halen sürüyor. Türkiye, ulusal hakimiyet ilkesi ihlal edilerek, İran’ın nükleer tesislerinin bombalanmasına seyirci kalırsa, kendi topraklarına yapılacak muhtemel tecavüzlere de kapı aralamış olacaktır.