Dış Politika3 Ocak 2006 00:00

TRAKYA'NIN BATISI - Hüseyin MÜMTAZ

Balkanlar yüreğimde bir sızıdır.             1877’den beri “tersine” göç eden “Balkanlılara” tarihin hiçbir çağında gerekli-yeterli ilgiyi gösteremediğimizi düşünürüm.             Onlar “oralara, “ötelere” kendi istekleriyle gitmemişlerdi ki! “Derin devlet” Murat Hüdavendigâr’dan itibaren nice “özel görevlileri” yâdellere bir takım “özel görevlerle” yollamamış mıydı?             1571’de Kıbrıs’a da ayni şekilde özel ferman ve “kafilelerle” gidilmemiş miydi?             “Aziz-i vakt idik, a’da zelil kıldı felek bizi” mısraı; EskiZağra Müftüsü Râci Efendi’nin “Hâtıraları”nda geçen ve kalbimi acıtan bir satırdır. Ama ne satır..             93 Harbi’ni Balkan Harbi göçleri izler. Birinci Dünya Harbi, İkinci Dünya Harbi sonu ve Özal zamanı..             Gelirler, gelirler ve (AB vatandaşı olmak için şimdi) giderler…             Ama Meriç’in batısı, “Trakya’nın batısı” hep orada kalır.coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardscialis coupons printable link discount prescription drug cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenacialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon

Manastırın ortasında hâlâ bir çeşme vardır...

“Tabakların başı Süleyman Bey” ile “Ocak başında ince fikire dalan Macide” eminim hâlâ oradadırlar.

Şu satırlar Atlas’ın Ocak 2006 sayısındaki bir okuyucu mektubundan alınmıştır: (Ekrem Hayri Peker)

“İstiklâl Madalyası almış dedemin –ileride Kurtuluş savaşı’nı yapanlar da suçlanacak biliyorum, ‘o zaman direnmeseydik şimdi AB’ye girmiştik’ diye- babama söylediği şu sözler aklıma geliyor: ‘Bizimle savaşan Yunanlılardan çok, onlara her türlü yardımı yapan kendi insanımıza kızardık, vicdanımızda onları asla affetmedik.”

Söylenecek söz kaldı mı?

Oturun bu laf üzerine yüreğiniz yetiyorsa yazı değil, ciltler dolusu kitaplar yazın..

Sonra TRT’de “aydın sanatçıların” Rumca söylediği şarkıları tekrar dinleyin..

“Hüsnüyadisler” (“Hüsnüyadis Hortladı”. Nedim Çakmak. Kum Saati yay. İstanbul 2005) hâlâ yaşıyorlar, inanın..

AB için her şeyimizden vaz geçiyoruz. Yurt içinde bütün değerlerimizi, yurt dışında “safralarımızı” feda ediyoruz.

Hâlbuki elimizde, burnumuzun dibinde paha biçilmez bir laboratuar deneyi var, görmüyoruz, farkında değiliz.

Batı Trakya… Trakya’nın batısı.. Mesta-Karasu’ya kadar uzanan bir vatan parçası.. “İşgal altındaki topraklar”. “Kurtarılmamış topraklar”…

Son satırda yer alan tırnak içindeki ifadeler; Yunan Meclisi’nin Türkiye’nin Ege ve Karadeniz kıyıları için uygun gördüğü tanımlamalardır ey barışsever okur, kızmadan önce manzarayı iyice anla..

Rauf Bey “Karkot Deresi” adlı kitabında; Ankara’dan adaya gizlice çıkarken yakalandığı 60’lı yıllarda kendisini sorgulayan Yunan subaylarının “Bakın Batı Trakya’da Türkler var. Yunan egemenliği altında yaşıyorlar. Siz de buradaki Rumlarla iyi geçinmeye alışın” dediğini yazıyor.

Yani Kıbrıs Türkleri için, Yunan hâkimiyeti altındaki Yunan vatandaşı Batı Trakya Türklerini örnek gösteriyor.

24 Nisan 2004 referandumunda da Kıbrıs Türklerine bir “Evet” karşılığı “dünyaya bağlanacaklarını”, AB vatandaşı olacaklarını söylemişlerdi.

Gençler istedikleri AB ülkesinin istedikleri şehrinde parasız okuyacaklar, askerlik yapmayacaklardı.

Kıbrıs Türklerine şatoyu İspanya’da değil, bir insan ömrü içinde üçüncü defa göç edip yerleşecekleri Beşparmakların kuzey yüzünde vaat ediyorlardı.

Bahçe içindeki villaların fotoğraflı katalogları dağıtılıyordu Türklere AB fonlarıyla inşa edilecek..

Halbuki “gerçek” burnumuzun dibindeydi ey okur..

Yunanistan 25 senedir AB üyesidir.

Demek ki Yunan vatandaşı Batı Trakya Türkleri de tam 25 senedir AB vatandaşıdır.

Yâni Batı Trakya Türkleri tam 25 senedir, Kıbrıs Türkü’ne 2004’de vaat edilen rüya âleminin içinde, tam göbeğinde yaşamaktadırlar.

Peki, halleri nicedir?

            Peki, o halde “rüya”yı incelemeye ne dersiniz?

Ama önce, “pazarlık ve görüşmeler”in nasıl yürütüldüğünü anlamamıza yardım edecek iki notu eklemeliyiz.

1.Rauf Denktaş; “Halkın, protokolün ne olduğunu bilmediğini, milletvekillerinin bir bölümünün bile belgeyi henüz görmediğini söylemekte ve "Millet hangi şartlarda AB'ye alınacağını bilmemektedir. Bu büyük bir eksikliktir. Belgelere bakıldığında, kimsenin Türkiye'ye tam üyelik vaadedildiğini söyleyemeyeceğini, dolaşım hakkından, patrikhaneye özerklik verilmesine kadar pek çok konunun yer aldığını" ileri sürmektedir.

2.Erdoğan (5 Ekim 2005 NTV); “24 Nisan’da da referandum yapılacağından ABD Başkanı Bush beni aradı ve Kıbrıs Türk Halkının buna –evet- demesini istedi. Rumların -hayır- demeleri halinde sorumluluğun onlarda olacağını işaret etti. Buna bakarak biz de KKTC’de -evet- çıkartmak için çeşitli yollarla çalıştık!...”

Erdoğan’ın “çeşitli yollar”ının neler olduğunu, referandum sürecinde adada bulunan biz “gönüllüler” ve Türk devletinin resmi görevlileri (umarım) iyi biliyor.

Yâni kıymetli okuyucu a) Kimsenin tam üyelik vaat etmediği b) çerçevesini milletvekillerinin bile bilmediği bir protokol ile girileceği düşünülen AB rüyası, hayali ile Kıbrıs “bir hiç uğruna” , “üç otuz paraya” elden çıkarılmıştır ve c) Bunun böyle olmasını Amerika istemiştir..

Evet bu kadar bedel ödendikten sonra Kıbrıs Türklerinin “gireceği” AB’de, 25 yıldır yaşamakta olan Batı Trakya Türklerinin halleri nicedir?

Hiç uzağa gitmeye, öyle derin araştırmalar yapmaya gerek yok. Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği’nin www.bttdd.com adresinden şu bilgilere kolayca ulaşabiliyorsunuz.

ETNİK KİMLİĞİN İNKÂRI: Batı Trakya Türk azınlığının karşılaştığı en önemli sorunların başında, Yunan idaresinin, Lozan Anlaşması'nın 45. maddesinde azınlığın "Müslüman azınlık" olarak tanımlanmış olması çerçevesinde "Türk" kimliğinin reddedilmesi gelmektedir.

VATANDAŞLIKTAN ISKAT: 3370 sayılı, 1955 tarihli Yunan Vatandaşlık Kanunu'nun 19. maddesi, Yunan hükümetlerinin bölgedeki etnik kompozisyonu Yunanlılar lehine değiştirmek için kullandığı en önemli silahlardan birisi olmuştur. Aslında bu madde, Yunan Anayasası'nın 1. ve 2. maddeleri ile Lozan Anlaşması'nın Yunanlılar ve Yunanlı olmayanlar arasındaki ayrımı yasaklayan 40. maddesine aykırıdır.

MÜFTÜLÜK SORUNU: Yunan Yönetimi ve Türk azınlık arasındaki en önemli çatışma konularından birisi de dini işlerden sorumlu resmi görevlilerin seçimidir. Lozan Anlaşması, Türk azınlığa kendi din işlerini Yunan Yönetimi'nden bağımsız olarak organize etme ve yönetme hakkını açıkça tanımıştır. Ancak 1985 yılından bu yana Yunan Hükümeti, Lozan'ın ilgili maddelerini ihlal ederek ve Türk azınlığın sesini duymazdan gelerek müftüleri doğrudan kendisi atamaya başlamıştır. Gerekçesi ise müftülerin sadece dini değil toplumsal fonksiyonları da olduğu, bu yüzden müftülerin atamasının da Hükümet tarafından yapılması gerektiği şeklindedir.

VAKIFLARIN VE DİNİ KURUMLARIN KONTROLÜ: Lozan Anlaşması'nın "Yunanistan'daki Müslüman azınlığın, masrafları kendisine ait olmak üzere, her türlü hayır kurumlarıyla dinsel ve toplumsal kurumları, okulları kurmak, yönetmek ve denetlemek" hakkını tanıyan 40. maddesi de Yunanistan tarafından ihlal edilmiştir.

EĞİTİM SORUNU: Yunanistan'da okur-yazarlık oranının en düşük olduğu bölgeyi Batı Trakya oluşturmaktadır. Türk azınlığa karşı izlenen maksatlı eğitim politikası, azınlığın kültür düzeyini düşürme, toprakla uğraşan kişiler haline getirerek azınlık sorunlara duyarlı ve bilinçli kitleler oluşmasını engellemektedir.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE SINIRLAMALAR: Yunan yetkililerin Türklerin ifade özgürlüğünü resmi ya da gayri resmi yollardan engellemeye çalıştığına dair pek çok olay rapor edilmiştir. Bu yollardan birincisi, ajitasyon ortamı yaratarak ve sürekli istihbarat servisi tarafından takip edildiği izlenimi verilerek azınlığın dışarıyla irtibatının kesilmesidir.

KAMU GÖREVİNE GİRERKEN AYRIMCILIK: Türk azınlık Batı Trakya bölgesindeki nüfusun önemli bir bölümünü teşkil etmektedir. Ancak, yerel ve devlet seviyesinde kamu hizmetlerindeki istihdam paylarına bakıldığında, aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Bunun nedenlerinden birisi, Türklerin okullarda yetersiz eğitim almalarıdır. Bu faktör azınlığın iş bulma şansını oldukça azaltmaktadır. Ancak, işe girerken kasti olarak

YASAK BÖLGE UYGULAMASI: Yunanistan'ın azınlık üzerindeki asimilasyon politikasının bir diğer örneğini teşkil eden "Yasak Bölge" uygulaması 1995 yılında kaldırılmış olmakla birlikte, Yunan politikalarının sınırlarını göstermesi bakımından önemli bir örnek oluşturmaktadır.

TOPRAK VE TAŞINMAZLARLA İLGİLİ SORUNLAR: Lozan Anlaşması'nın resmi verilerine göre, Batı Trakya Türk azınlığı 1920'lerde toprağın %84'üne sahipti, ancak bu oran günümüzde % 25'e düşmüştür. Bunun nedeni, Yunan hükümetlerinin, Yunan vatandaşlarının bölgeden toprak alması için gösterdiği kolaylıklar ve ayrılan kotalar, Türk topraklarının kamulaştırılması, arazilerin birleştirilmesi (anasdasmos) uygulamasının ise kolaylaştırılmasıdır.

SİYASİ KATILIM HAKKININ ENGELLENMESİ : Batı Trakya bölgesinde nüfus olarak büyük öneme sahip olan Türk azınlık, siyasi alanda çok aktif bir çizgi izleyememektedir. Azınlığın yönetime katılmasını engellemek isteyen Yunanistan, bağımsız azınlık adayların seçimini çeşitli düzenlemelerle engellemektedir. Bu kapsamda, 1993 yılında getirilen düzenleme ile milletvekili seçilebilmek için bağımsız adaylar dahil olmak üzere tüm adayların, ülke genelinde geçerli oyların %3'ünü alması koşulu getirilmiştir.

SOSYAL ÖRGÜTLENMELERE YÖNELİK BASKILAR: Batı Trakya Türk azınlığı dayanışma ve ortak hareket amacıyla dini, mesleki, kültürel nitelikte çeşitli dernekler ve birlikler kurmuştur. Azınlığın bilinçlenmesinde büyük önem taşıyan bu sosyal örgütlenmeler Yunanistan tarafından sürekli bir tehdit olarak algılanmış ve kapatılmaları için her türlü yola başvurulmuştur.

DEMOGRAFİK BASKI: Batı Trakya bölgesindeki demografik yapıyı Yunan unsurlar lehine değiştirmek isteyen Yunanistan, bölgedeki Türk azınlığı baskı politikası ile göçe zorlarken, diğer bölgelerden buraya göçü teşvik etmektedir. Özellikle eski SSCB'de yaşayan Yunan kökenliler çeşitli vaadlerle getirilerek, bu bölgeye yerleştirilmektedir. Batı Trakya azınlığına ait bir kısım arazilerin kamulaştırılarak bu göçmenlere dağıtımı yoluna da gidilmiştir.

EKONOMİK BASKILAR: Batı Trakya'da Türk nüfusun büyük bölümü köylerde yaşamakta, dolayısıyla tarımla uğraşmaktadır. Yunan Yönetimi, toprağa bağımlı Türk azınlığın ekonomik açıdan güçlü bir duruma gelmesini engellemek amacıyla, zamana ve koşullara göre değişiklik gösteren baskılar uygulanmaktadır.

Batı Trakya Türklerinin şu an için “bağıran”, en âcil sorunu; hayrettir; “Azınlık Vakıfları” konusu: Türkiye’deki azınlıklara AB’nin istediği her türlü kolaylığı, hem de devletin aleyhine getirmekte tereddüt göstermeyenler, çıkardıkları yasalar AB tarafından yetersiz bulununca derhal değiştirmekte birbirleriyle yarışanlar nedense 25 yıldır AB üyesi Türklerin vakıf yasaları ile ilgili sorunlarına duyarsız kalıyorlar.

Lozan ve bağlı antlaşmalarla Yunanistan´da azınlık olarak bırakılan Batı Trakya Türkleri, 1967´de iktidara gelen cuntadan bu yana vakıf yöneticilerini belirleyememekten şikâyetçi. Cunta iktidarı ele geçirir geçirmez ilk iş olarak seçimle oluşturulan tüm heyetleri dağıtmış, yerlerine yeni atamalar yapmıştı.

Cuntanın bu uygulaması ülke çapındaki tüm kuruluşlar gibi azınlık vakıflarını da etkiledi. 1974´de askeri yönetimin devrilmesinin ardından tüm kuruluşlara demokratik seçim hakları iade edilirken, azınlık vakıfları bu gelişmeden muaf tutuldu. Aradan geçen 38 yıllık sürede ne vakıflarda ne de vakıfların bağlı bulunduğu cemaat idarelerinde yeni seçimlere gidilebilmiş değil.

Bu durum azınlık vakıflarının azınlığın kontrol alanın dışına çıkmasına yol açarken, vakıf mallarının yağmalanması riskini de arttırıyor.

Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF) Genel Sekreteri Mustafa Kasap “Kendi mülklerimiz olan vakıflarımızı yönetecek kişileri kendimiz seçemiyoruz. Uluslararası antlaşmalar hiçe sayılarak, ortaya çıkarılan bu durum vakıflarımızı kontrol etme gücümüzün ortadan kalkmasına ve yerinde kalmak isteyen vakıf yöneticilerinin Yunan hükümetinin kontrolüne girmesine yol açıyor. Artık bugün bu haksızlığa derhal bir son verilmesi gerekiyor. Güvensizlik azınlık mensuplarının vakıflara yeni mal bağışında bulunmaması sonucunu doğuruyor" diyor.

Azınlık vakıfları, öğretmen ve din adamlarının maaşların ödenmesinden, yeni okul ve ibadet yerlerinin inşasına, azınlık etkinliklerinin finansmanına kadar çok önemli roller üstleniyorlar. Azınlığın bel kemiği olan vakıfların başındaki „Demokles Kılıcı“ ise 1980´de çıkarılıp, uluslararası tepkiler nedeniyle 1991´e kadar askıda tutulan Vakıflar Yasası. Yasanın yürürlüğe girmesine kadar, azınlık vakıflarından mal dökümlerinin istenmesi, belgesi sunulamayan mülklere de devlet tarafından el konulmasının yolunun açık tutulması, savaş ve göçler nedeniyle belgeleri kaybolmuş mülklere her an el konulabilesi olasılığını beraberinde getiriyor. Azınlık vakıflarının günden güne erimesine yol açan Yunan politikasını eleştiren ABTTF Başkanı Halit Habipoğlu; “Ülkedeki diğer azınlık vakıflarında görülmeyen uygulamalar azınlığımızın karşısına ´karşılıklılık` adı altında çıkarılıyor. Hayır kurumları olan vakıflarımıza anlaşılmaz bir biçimde vergi borçları çıkarılmakta. Seçimlerin yapılmaması nedeniyle vakıfların azınlıktan uzaklaşmasının beraberinde getirdiği güvensizlik azınlık mensuplarının vakıflara yeni mal bağışında bulunmaması sonucunu doğuruyor. Eski mülkler ise erimekte ve azınlık vakıfları kendilerini yenileyemez duruma getirilmiş bulunuyor.  Çözüm üretmekte geç kalındığı takdirde asırların birikimi vakıflarımızı tamamen yitireceğiz. Ülkem Yunanistan´ı 38 yıldır sürdürdüğü bu yanlış politikayı terke ve haklarımızı iade etmeye, uluslararası insan hakları kuruluşlarını vakıflarımız için sürdürdüğümüz hak arama mücadelesine müdahil olmaya çağırıyorum“ diyor.

Rodos, İstanköy ve Oniki Ada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği de aynı şekilde Yunanistan’da yaşayan Türklerin ifade, kültürel ve dini örgütlenme özgürlüğü üzerindeki baskıların kaldırılmasını, Türk çocuklarına Türkçe öğrenim hakkı sağlanması gerektiğini savunuyor. Dernek Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, Türkçe Öğrenim yapan okulların 1972 yılında gerekçesiz olarak kapatıldığını söylüyor.

Şimdi, bütün bunlardan sen ne anlıyorsun kıymetli okuyucu?

Ortaya çıkan tabloya göre Kıbrıs Türklerine verilen sözler tutulup da Annan Planı ile Rumun kontrolunda, yamacında, yanaşması olarak, onun hâkimiyeti altında yaşamayı kabul edecek olanlar özetle;

1. Kendilerine Türk diyemeyecekler, 2.. Siyasi ve kültürel kimliklerini ifade edemeyecekler, Türkçe öğrenemeyecekler ve 3. Rum komutanın emrinde askerlik yapacaklar.

Kendilerine olsa olsa Kıbrıs Müslüman Toplumu adı reva görülecek ve bu takdirde bile müftülerini seçemeyecekler.

Rum seçecek..

İyi de a) Bu hal Kıbrıs Türkleri için 1960’dan bile geri haklar içermektedir ve b). 25 senedir AB vatandaşı olan Türklere tanınmayan hakların Türkiye’de azınlıklara neden tanınmaya çalışıldığı neden göz ardı edilmektedir?

Batı Trakya Türklerinin mevcut durumu Kıbrıs ve Türkiye’de gözümüzü açmayacaksa daha başka ne açacaktır? 3 Ocak 2006

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE 

  HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”