Ekonomi3 Ocak 2006 00:00

Bizi nasıl kandırıyorlar, yahut, bir talan ve ihanetin özeti - Hasan Demir

Ekonomide "Batılı olalım" ve "AB''ye uyum sağlayalım" diye devletin ekonomiden el çektirilmesi Dünya Bankası, IMF ve AB tarafından Türkiye''ye öyle bir dayatılıyor, öyle bir pazarlanıyor ki, buna okumuş yazmışlar da inanıyor, işinde gücünde olan sıradan vatandaşlar da.İyi de, Türkiye''ye bu aklı verenlerin ülkelerinde devletin ekonomideki ağırlığı ne oranda ona da bir bakmak gerekmez mi?Biz baktık, işte netice:Almanya %54Fransa%38ABD%33İngiltere%36Yunanistan%28Türkiye%18acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis forum cialis bez recepta cialis bez receptaarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cenaoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Yani dostlar, vakıflar ve değişik kurumlar vasıtasıyla devletin ekonomideki ağırlığı yüzde 54 olan Almanya, yüzde 38 olan Fransa, yüzde 36 olan İngiltere, yüzde 28 olan Yunanistan tutuyor Telekom, Tüpraş ve Demir Çelik müesseseleri özelleştirilmeden önceki devletin ekonomideki payı yüzde 18 olan Türkiye''ye, bu kurumlar özelleştirildikten, yabancılara satıldıktan sonra dahi sürekli ve ısrarla, "Devlet ekonomiden elini çeksin" aklı veriyor, bu akla bu ülkenin siyasetçileri, ekonomistlerinden bir kısmı ve yabancı sanayi ve sermayenin içimizdeki acenteleri, o acentelerin "IMF haklı, AB haklı" diye alkış tutuyor, Türk halkının aklı ile alay edebiliyorlar..

Aynı merkezler Türk devletine kafayı takmışlar ya, "Sizin memurunuz çok, bunları işten çıkartın ve maaşlarına zam yapmayın" aklı vermekte, dayatması yapmaktalar. Peki Türkiye''ye memurun fazla, bir kısmını emekli et, bir kısmını da kapının önüne koy diyen ülkelerde durum nasıl? OECD 2000 yılı verilerine göre Batı ülkelerinde memurlarının ülke nüfuslarına oranına hep birlikte bakalım isterseniz:

ABD%7.46
Fransa%8.18
Almanya%5.27
İtalya%3.95
Hollanda%5.2
Kanada%8.15.6
Türkiye%3.34

Kendisinden iş isteyen üniversite mezunlarını Başbakan Erdoğan''ın "Devlet iş kapısı değildir" diye defalarca azarladığına şahit olduk. Kendi bütçesini yapma özgürlüğü elinden alınmış Türkiye Başbakanına bu aklı ve bu direktifi veren Batı''nın ve o Batı''nın milli ekonomileri sömürmek için icra organı olarak kullandığı IMF ve Dünya Bankası''nın aklını bir tarafa bırakalım ve şimdi Batı''da devletin toplam istihdamdaki ağırlığına bir göz atalım:

ABD%14
Fransa%24.8
Almanya%15.6
İtalya%16.1
Kanada%19.6
Türkiye (AKP özelleştirmeleri öncesi) %14.

Bir de "Toprak satışı bahsi" var. Onu da, eski Tapu ve Kadastro Genel Müdür Yardımcısı Orhan Özkaya''dan aktaralım:

"İngiltere, kendi vatandaşına bile taşınmaz satmıyor; 49 yıllığına kullanma hakkı veriyor. Ama Türkiye''de yabancılara tapusu yani mülkiyeti veriliyor. İngiltere vatandaşına konut bile satmıyor. Yunanistan, sınır ile askeri bölgelerde kendi vatandaşına bile taşınmaz satmıyor. İngiltere, kendi vatandaşlarına bile taşınmaz satmaz, sadece 49 yıllığına kullanma hakkını devreder. Yunanistan sınırlarda ve askeri bölgelerden kendi vatandaşına bile toprak satmaz. Yabancılar, Kurtuluş Savaş''ında yapamadıklarını şimdi dolarlarla yapmaya çalışıyorlar."

Gelelim, "Yabancı sermaye" bahsine.

Deniyor ki, paranın dini, milleti yoktur. Peki işin aslı nedir, onu da bize Selim Somçağ söylesin:
"Brezilya''ya gelirken "dilini, dinini, ırkını ve milliyetini" hiç belli etmeyen (!) yabancı sermaye iş Brezilya''da elde ettiği kârın değerlendirilmesine gelince birden milliyetini hatırlayıvermektedir. Brezilya''da yatırım yapmış olan yabancı sermaye grupları 2004 yılında bu ülkeden anavatanlarına tam 7 milyar dolarlık kâr transferi yapmışlardır. Gerçek rakamın bunun üzerinde olduğuna da şüphe yoktur, çünkü çokuluslu şirketlerin anavatanlarından ithal ettikleri bazı girdilerin fiyatını şişirerek de kâr transferi yaptıkları ekonomi literatürüne geçmiş bir olgudur."

Somçağ devam ediyor:

"Bu kâr transferlerine yabancıların Brezilya''daki hisse senedi ve tahvil yatırımlarından kazandıkları 10 milyar doları aşan tutarın yurt dışına transferi ve 6 milyar dolarlık dış borç faiz ödemeleri de eklenince Brezilya''nın cari fazlası, yani dış dünyayla yaptığı mal ve hizmet alışverişi sonunda elinde kalan para 2 milyar dolara düşmektedir.Demek ki doğrudan yabancı yatırım bazılarının göstermeye çalıştıkları gibi bir piyango ikramiyesi veya sadaka, zekât değildir. İlk başta ülkeye belli bir para gelirken bir süre sonra kâr transferleriyle ülke dışına sürekli bir katma değer transferi başlamaktadır.(…) Hele Türkiye gibi kronik dış ticaret açıkları veren bir ülke için bu hayatî önemdedir. Yabancı sermaye ülkede yeni tesisler kuruyorsa, yeni istihdam imkânı yaratıyorsa ve net ihracat yapabiliyorsa ekonomi için yararlıdır. Aksi takdirde ülkenin döviz dengesine yeni ve daimî bir yük binecektir. İşte bugün Brezilya 1990''larda IMF''nin talimatıyla yaptığı özelleştirmelerin faturasını ödemekte, dış ticaret fazlası ile yabancıların kâr transferlerini finanse etmektedir.

Dolayısıyla Türkiye''nin kendi imkânlarıyla kurup geliştirdiği kârlı, fakat döviz geliri yaratmayan sanayi ve altyapı kuruluşlarının yabancılara satışı, bu paranın da bütçenin faiz ödemelerinde kullanılması akılsızlıktan başka bir şey değildir.

Bu tanıma uyan Telekom''un hiç bir ekonomik gerekçe olmaksızın özelleştirilerek yabancılara satılması bu akılsızlığın son örneğidir. Önümüzdeki yıldan itibaren Telekom''un bir ilâ iki milyar dolar arasındaki kârını ödemeler dengesinde döviz çıkışları arasında görmek şaşırtıcı olmayacaktır."

İşte talan, işte yalan…