Türklerden Beklene - Mustafa Yıldırım
Her gün, ama her gün geçmişin şanlı günlerini anarak rahatlamak moda oldu. Toplumun gelecekle ilgili güven bunalımını bildiklerinden yazılmış olanları, kaynak bile göstermeden, salt para hırsıyla yeni sözcüklerle yazıyorlar…
Onlar paraya para demezken toplum da yeni saldırıyı ve yeni görevleri unutuyor, “nasıl olsa bir ordu daha kurulur” ya da “Baksana her yanda çoban ateşleri yanıyor gün olur birleşip bir bağımsızlık ordusu olurlar da bizi bir kez daha kurtarırlar” deyip çalçene oluyor.
Oysa bağımsızlığı yeniden kazanmak için o bilinmeyen birilerinden bilinmeyen bir biçimde savaşım vermelerini beklemek boşunadır.
Onur, gurur sahibi olanlar yeni saldırı karşısında zaten ayaktadırlar. Birilerinden medet de ummazlar. “Vay bizim başımıza gelenler” deyip ağlaşıp durmazlar. İçerden dışardan kurulan oyunun günlük adımlarını anlamaya çalışırlar ve ona karşı günlük savaşımı görev bilirler. symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenacleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilocialis walgreen coupon site cialis coupon
Onlar, dünyayı yeniden kolonileştirenlerin kendi aralarında kurdukları “ittifak”a onurlu ya da onursuz girmeyi savunanların “gibi yaptıklarının” ayırdındadırlar. Yani kıvırtıp durmazlar…
Onlar, Kıb rıs’ta oynanan oyunun yalnızca Talat ve arkadaşlarının oyunu olmadığının, tüm politikaların T.C tarafından belirlendiğinin de ayırdındadırlar.
Onlar, “stratejik ortaklık” da illa ki “ortaklık” diyenlerin cumhuriyetin kazanımlarını geriye almak isteyenlere karşı durumu esip gürlemelerinin ne denli boş olduğunun da ayırdındadırlar… Yabancı devletlerin güçlü kanatları altına sığınmayı onlarca yıldır iş edinenlerin, gün yirmi dört saat “Atatürk” deyip durmalarının yanı sıra ulusal kurumların elden çıkarılmasına ses etmemelerini, ulusal güvenliğin içerden olduğu denli asıl dışardan yıkıldığını gerçeğine karşı soluğu Washington’da alıp İsrail yardakçısı (lobici deyip sıyrılıyorlar) Amerikalılarla ve Amerikalıları bile zıvanadan çıkaran yöneticilerle “iki devlet arasındaki görüşmel er ilke ve kurallarını” hiçe makam denkliğini bir yana bırakıp el sıkışmalarını görmezden gelmezler!
Her gün “Türklük” de “Türklük” diyenlerin, yabancının yayılması karşısında “Bu saldırıya karşı durmak Türklerin en birinci görevidir” demek yerine, “Türklere dokunmayacak olan” ABD ile işbirliği yapmaya hazır olmaları karşısında susup oturmazlar. Türklere yakışanın yalnız Türkiye’de değil, dünyanın neresinde olursa olsun, hangi soydan olursa olsun insanların yeniden köleleştirilmelerine karşı durmak olduğunu bilecek denli onur ve gurur sahibi olanlar, savaşımı salt dindaşlığa bağlayıp savaşımı zayıflatmazlar.
Özetle; Türklerden beklenen Balkanlar’da, Ortadoğ u’da, Afrika’da, Kafkasya’da, Asya’da ve Okyanus adalarında yeniden kolonileştirme saldırısına karşı bayrağı yükseltmeleridir!
Tıpkı geçmişte olduğu gibi!
Bayrağı bu duygu ve akılla yükseltecek olanlar, geçmişin şanlı günlerinin bir tiyatro oyunu gibi yinelenmesini, o günlerin medyada gazoz reklamına konu edilip tüketilmesini kabul edemezler… Yurdumuzda örülen ağların herkes tarafından bilinmesi için çabaladıkları gibi, o ağın parçalanması için küçük düşmanlarla uğraşmak yerine, milli ordular kurulmasını beklemek yerine, çalçene olmak yerine, gibi yapmak yerine, yazmakla yetinmek yerine her gün, her saat, her dakika yöntemler geliştirirler ve savaşırlar…
İşte, 2006’da ve sonrasında yapılacak olan budur ve şamatayla, “çılgın” sıfatıyla hafifsenemeyecek denli ciddi bir iştir!