Bu Sırada Rusya'da - Ergin Yıldızoğlu
Dikkatler, Çin'in ''yükselişi'', Avrupa Birliği süreci, Irak savaşı gibi konular üzerinde yoğunlaştığından Rusya'da yaşanan ekonomik ve siyasi toparlanma büyük ölçüde gözlerden kaçıyordu. Rusya'nın 1 Ocak'ta Sekizler Grubu'nun başkanlığını üstleniyor olması, gözleri yeniden Rusya'ya çevirdi. Ancak, bu ilginin en önemli nedeni, G8 başkanlığı değil, Putin yönetimi altında Rusya'nın siyasi gücünün giderek yeniden hissedilir olmaya başlaması. Dahası, geçen hafta yaşanan üç gelişme, Rusya devletinin gücünün, Rusya içinde ve uluslararası arenada alması olanaklı biçimlere ilişkin önemli ipuçları sunuyordu. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacienaproxennatrium go naproxen kruidvatcialis walgreen coupon cheap cialis cialis coupon
Putin'in, 2000 yılından bu yana başekonomik danışmanlığını yapan Andrey İllarionov , geçen hafta Duma'dan (yasama meclisi), Rusya'da sayıları 400 bini aşan ''sivil toplum'' örgütlerinin, mali kaynakları ve etkinlikleri açısından daha yakından denetlenmesine olanak veren bir yasa geçirdi. Devlet işletmesi Gazprom, Ukrayna'ya sattığı doğalgazın fiyatını ''dünya fiyatları düzeyine çekerek'', bir seferde yüzde 400 arttırdı ve Kiev'i, yeni fiyatları kabul etmediği taktirde gazı kesmekle tehdit etti.
Birbiriyle ilgisiz gibi görünen bu üç gelişme, Batı ülkeleri, özellikle ABD yönetimi tarafından tepkiyle karşılandı. Çeşitli yorumcular, örneğin Wall Street Journal'da ve Londra Times'da ''Rusya G8 başkanlığını hak ediyor mu'' diye sordular. Batılı gözlemciler tepki gösterdiler, çünkü bu üç gelişme, karşılarında 1990'ların zayıf ve Batı'nın yörüngesinde durmaya çalışan bir Rusya olmadığını gösteriyordu. Putin iktidara geldiğinde, bu köşede öngördüğümüz gibi, önce Batı ile birlikte yürür gibi yaparak Rusya'nın devletini ve ekonomisini güçlendirmiş, giderek daha serbest davranmaya başlamıştı.
İllarionov'un istifası, Putin yönetimindeki son neo liberal ekonomistin de tasfiyesi demekti. Duma'nın, ''sivil toplum'' örgütlerinin yakından denetlenmesine ilişkin çıkardığı yasa, bu örgütlerin, Batı'dan aldıkları mali kaynakları, başka ülkelerin dış politikalarının aracı olmalarını, çeşitli ''renkli devrimlerdeki'' gibi, ait oldukları ülkenin ulusal egemenliğini yıpratacak bir biçimde kullanmalarını engellemeyi amaçlıyordu. Ukrayna'ya verilen gazın fiyatındaki artış ise ilk anda piyasa kurallarının uygulanması gibi görünüyorsa da, aslında Rusya''nın artık kendisine yakın olmayan bir ülkeye verdiği sübvansiyonu kesmesi, dahası, Gazprom'un, Türkmenistan'dan, normal olarak Ukrayna'ya gitmesi gereken gazın yüzde 30'unu satın alması (Moscow Times 30/12), Rusya'nın Ukrayna'ya baskı yapmayı amaçladığını gösteriyordu. Diğer bir deyişle Rusya artık, enerji tedarikini diplomatik silah olarak kullanmaya başlamıştı.
Yeni Rusya
Putin ile birlikte yeni bir Rusya'nın şekillenmekte olduğunu da tartışmıştık. Bu üç gelişme ve 2001'den bu yana yıllık ortalama yüzde 7 ekonomik büyüme, artık bu yeni Rusya'nın şekillenme sürecinin tamamlanmakta olduğunu gösteriyor. Örneğin, İllarionov'un istifası, Rusya'nın ABD ve Avrupa'da hâkim olan ''neo liberal'' (serbest piyasa, özelleştirme vb..) ''reform'' söylemine arkasını döndüğünü, ülkesinin bağımsızlığını ve özgün bir dış politika izleme kapasitesini güçlendirecek ekonomi politikalarına yöneldiğini gösteriyordu. Nitekim, İllarionov'un istifasını şu gelişmelerle birlikte değerlendirmek gerekiyor: Rusya'nın petrol devi Yukos parçalanarak devlet işletmesi Rosneft, Sibneft de Gazprom tarafından satın alınıp fiilen devletleştirildiler. Böylece Kremlin, petrol rezervlerinin yüzde 30'unu denetim altına aldı; Duma''da onaylanmayı bekleyen bir yasa, Rusya'da petrol ve değerli mineral kaynaklarının çıkarılma ve işletilmesinin yabancı şirketlerin mülkiyetine geçmesini yasaklamayı amaçlıyor (Christian Science Monitor, 28/12); özelleştirme furyasında kamu işletmelerine el koyan oligarklar tasfiye edildi. Bunlar, Rusya'nın ekonomisini, uluslararası mali sermayenin, siyasetini de diğer devletlerin manipülasyonlarından yalıtmayı amaçlayan gelişmeler.
Sivil toplum örgütlerinin mali yapılarının ve kaynaklarının denetlenmesi girişimlerine gelince, birincisi, bu, The Independent'ın başyazarı Mari Dejevski'nin anımsattığı gibi, Batı'da yaygara koparıldığı kadar özgün bir uygulama değil. ABD yönetimi İslamcı eğilimli sivil toplum örgütlerinin etkinlerini kısıtlamaya, mali kaynaklarını denetlemeye, Clinton döneminde, başlamıştı. İkincisi bu girişim, Putin'in iktidara gelmesiyle başlayan bir başka trendin parçası. Üçüncüsü, dış mali kaynaklı sivil toplum örgütlerinin kullanılmasıyla gerçekleştirilen ''renkli'' devrimler, diğer bir deyişle rejim değişiklikleri, birçok başka ülke gibi, (Örneğin Afrika'daki tartışmalar için: The New Times, 20/10/05) Rusya'da da sivil toplum örgütlerinin ''masumiyetleri'' üzerine gölge düşürdü.
Yukarıda değindiğim trende dönersem, bu 1990'lardaki ekonomik-toplumsal şok sırasında, dağılmaya ve mafyalaşmaya başlayan devletin merkezi otoritesinin yeniden güçlendirilmesine yönelik girişimlerden oluşuyor. Örneğin Putin yönetimi, hemen tüm TV kanallarını ve gazeteleri, doğrudan ya da dolaylı olarak denetlemeye başladı, eyalet valilerinin yerel olarak seçilmesi uygulamasını kaldırdı, yeni seçim yasası seçimlere yüzde 7 barajını ve seçmenin yalnızca parti listelerine oy vermesi kuralını getirdi (Radio Free Europe, 12/12). Rusya Çeçenistan ve Kuzey Kafkaslar'a müdahalesini daha da etkinleştirdi.
Tüm bu gelişmeler Batı'da ''demokrasiden geri'' dönüş olarak eleştiriliyor ama, World Economic Forum tarafından, 20 ülkede yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre, 19 ülkede halkın yöneticilerine güveni 2001''den bu yana sürekli azalırken Rusya halkının yöneticilerine güveni artmış (RFE 15/12).
Ve jeopolitiği
Çarlık amblemi iki başlı kartaldı ve Rusya''nın geleneksel olarak hem Batı'ya hem de Doğu'ya baktığını gösteriyordu. Carnegi Endovement for Peace Moskova Merkezi direktörü Andrew Kuchins, şimdi bu ambleme bir de aşağıya, Ortadoğu'ya bakan üçüncü bir başın eklenmesi gerektiğini söylüyor (Wilton Park Conference, 06/12/05). Gerçekten de Putin Rusya'sı bir taraftan Avrupa Birliği süreci, NATO'nun genişlemesi, diğer taraftan Çin''in yükselmesine ek olarak şimdi de ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi bağlamında, Afganistan'dan Irak'a, yeni girişimlerin getirdiği sorunlarla boğuşarak şekilleniyor. Bu bağlamda Rusya, uluslararası etkinliğini arttırmak için petrolü ve gazı, Ukrayna-Gazprom uzlaşmazlığında görüldüğü gibi, doğrudan bir silah olarak, Avrupa'ya, Türkiye'ye, Çin ve Japonya yönelik petrol ve gaz boru hatları yoluyla dolaylı bağımlılık yaratmakta kullanmaya çalışıyor.
Diğer taraftan, ABD ve Avrupa'nın ''renkli devrimlerdeki'' parmağının bölge ülkelerinde, özellikle Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan gibi eski SSCB cumhuriyetleri yöneticilerinde yarattığı tedirginlik, Rusya'nın, Pravda'nın biraz da abartarak vurguladığı gibi, ''uluslararası politikaya muzaffer bir dönüş'' yapmasını (29/12/05) kolaylaştırıyor.
Rusya'nın uluslararası etkisini arttırma çabaları, Rusya Genel Kurmay Başkanı'nın Küba ziyaretiyle ilişkileri canlandırma (Reuters, 29/12), Suriye ve İran''a yakın durma, yüksek petrol fiyatlarının getirdiği kaynaklarla askeri teknolojisini yenileme girişimleri gibi, ''Soğuk Savaşı'' anımsatan biçimler de alıyor. Örneğin, kimi yorumcular, Rusya'nın yeni 6 bin 900 mil menzilli, yolda yön değiştirerek karşı savunma sistemlerini aşabilen Topol-M balistik füzelerini Noel arifesinde hizmete sokmasını, yeni bir nükleer silahlanma yarışının başlangıcı olarak nitelediler (The Scotsman, 26/12).