YILDIZIN PARLAYACAĞI AN - Hüseyin MÜMTAZ
Zurnanın zart dediği yer neresidir? Bırakın AB yolunda emin adımlarla ilerleyen, gelişerek değişen “Türkiye ve Türkiyelileri”; alt ve üst kimlikleri, devletin derin yahut sığ bir takım kurumlarını; fakat Türk Ordusu için zurnanın zart dediği yer neresidir? Fıkradaki gibi “Dur bakalım ne olacak?”ın son sınırı; bıçağın kemiğe dayandığı-dayanacağı; ayranın kabaracağı an ne zamandır? KKTC’deki kukla Rumcu hükümetin Türk askerine “Barra” deyip BM Barış Gücü’nü, NATO’yu yahut Amerikan askerlerini “göreve davet” edeceği gün mü; Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir’in aynı şekilde BM, AB yahut ABD askerlerini davet edeceği gün mü, yoksa artık İsrail ve Amerikalı subayların nezaretinde yavaş yavaş düzenli ordu haline gelip ağır silahlarla donatılmaya başlandığı bilinçli bir şekilde “elâleme aşikâr edilen” peşmergelerin Kerkük’e saldırıp bir oldu bitti yapmaları, Kerkük’ü kim vurduya getirmeleri mi?levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesnew prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponsarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena
Çünkü aksi takdirde asıl “kim vurduya gidenin” kendi öz kimlik ve öz benliğiniz olduğunun farkına varabilecek misiniz?
Kuzey Irak’taki Barzani mafyasının “yeğen” kanadından Sadık Barzani, “Kürt Bölgesi İçişleri Bakanı” Kerim Sincari, Kamran Müfti ve mafyanın eski Ankara temsilcisi Safin Dizayi Ankara’ya gelerek MİT Müsteşarı ile görüşmüşler.
Girişinde özenle “Biz Türk milletinin hizmetindeyiz” yazan Türkiye MİT’inin Ankara’daki Merkezi her gelip geçenin elini kolunu sallayarak girip çıktığı bir yol geçen hanı mıdır?
Gazete haberine göre Müsteşar Taner Bey “görüşmede” çete heyetinin; öteden beri Amerika, İsrail ve Barzani-Talabani’nin özenle dillendiregeldiği “PKK’ya Genel Af” formülünü tekrarlamaları üzerine son derece “sinirlenmiş”.
Bay Müsteşar neye sinirlenmiş?
Çete’nin MİT’e kadar gelmesine mi?
Af istemesine mi?
İyi de; bir süre önce taa Kuzey Irak’a muhteremlerin huzuruna giderek görüşmeler yapan kendileri değil miydi?
Her ziyaretin, nezaketen bir de “iadesinin” yapılacağı o zamandan belli değil miydi?
Devletin Barzani’ye gidecek; gelen heyeti Ankara’da kabul edecek başka birimi yok mu?
MİT; dizi film senaryolarının fazla etkisinde mi kaldı yoksa görev talimatına yeni bir “PR” maddesi mi eklendi?
Ne zaman eklendi; MGK’da görüşüldü mü; yeni MGSB’ye “Bu tür ilişkileri bundan böyle MİT yürütür” ibaresi mi eklendi?
Faaliyetleri artık magazin-adliye muhabirlerinin gazete yönetimine aksettirdiği “vukuatı âdiye” haline gelen MİT’in; o halde ve bu takdirde eleştirilere de açık olması gerekir.
Ayranın kabaracağı nokta; Diyarbakır Belediye Başkanı’nın; imza topladığı 55 Belediye Başkanı ile beraber Danimarka Başbakanı’na dilekçe yazması mıdır?
Diyarbakır Valisi ne yapıyor?
Biz geçmişte vali’ler eliyle ve bundan bin kat daha ucuz gerekçelerle el çektirilen nice belediye başkanları biliyoruz.
Yasa mı değişti, şartlar mı?
Barzani heyeti MİT Müsteşarı ile görüşüyor; Belediye Başkanı başka ülkenin başka başbakanına dilekçe yazıyor.
Neler oluyor?
Anayasa’nın başlangıç maddelerinde halâ “ünite devlet” yazıyor mu?
Soğuk Savaş döneminin ünlü “dış mihraklar” sözünün yerini “dış otoriteler” mi aldı?
Ve “Dış otoriteler”in, devletin her türlü işine burnunu sokması artık olağan mı?
Baydemir; “Evet ben yazdım, ben gönderdim.Ne olmuş?” diyor; “Devamlı Kürtçe yayın yapan televizyona izin vermezseniz böyle olur” diye ekliyor.
Baydemir bu “dilekçeyi” meğer 20 gün önce göndermiş.
Arkadan RTÜK’ün gözlüklü ve entel görünümlü Başkanı açıklıyor; “Ocak ayında Kürtçe yayın başlayacak”..
Anlaşılan o ki, “dış mihraklar”, “dış otoriteler”den başka bir de “iç mihrak”lar teşekkül ediyor.
Güç odakları artık Ankara’nın dışına kayıyor.
Cumhurbaşkanı Mahalli İdareler yasası’nı veto ediyor ama yine de “yerel yönetimler” başkaldırır hâle geliyor.
Yoksa gözlerin kararacağı nokta; peşmergenin 2007’deki referandumu beklemeden Kerkük’e saldırarak Kerkük’ü bir Kürt şehri, Kürdistan’ın başkenti haline getirmesi mi olacaktır?
Bence öyle olacaktır.
Bence bütün ihtimaller içinde en “galip ihtimal” budur.
Aksiyon’un konu ile ilgili manşeti şöyle:
“Kürt komutandan Kerkük resti - Kerkük, nihai statüsü için 2007'de yapılacak referandumu beklerken, Barzani'nin 60 bin kişilik peşmerge gücü komutanı, Kerkük için savaşmaya hazır olduklarını açıkladı.”
Kerkük'ün nihai statüsü için 2007de yapılacak referandum yaklaşırken, Mesud Barzani'ye bağlı 60 bin kişilik peşmerge gücünün komutanı General Hamid Fendi, "Kerkük için iç savaşa girmekten çekinmeyeceklerini" söyledi.
Devam ediyor haber:
“Musul ve Kerkük'te 10 bin peşmergenin bulunduğunu kaydeden Hamid Fendi, İsrail gizli servisi Mossad'ın kendilerine eğitim verdiğini de yalanladı.”
Adam hem Kürt; kem “komutan” hem de “rest” diyor..
Cümle “Süt dökmüş kedi”lere 2005’in bu son günü özenle “duyurulur”.
Bence ipin ucu; “Kürt komutan general bilmem kim”in peşmergelerini Kerkük’e yürüttüğü an kopacaktır.
O an aklın ve mantığın iflas ettiği, her türlü denge hesabının duygular karşısında havlu attığı andır.
Allah korusun olası bir “Kerkük Katliamı” Türkiye’de taşların yerine oturacağı, her türlü kurumlararası ve “kurum içi” ilişkilerin dört yıl sonra tekrar sağlıklı bir düzleme oturacağı hareket noktası olacaktır.
Evet, Türk ordusunun, askerinin gözünün döneceği an; Türk tarihinde yıldızın parlayacağı an, kılıç ve mahmuz şakırtılarının, at kişnemelerinin tekrar duyulacağı an işte o zaman olacaktır.
Sonrası çorap söküğü gibi gelir; Kıbrıs da, Karabağ da son derece kolay halledilir.
Şemdinli, Batman, Yüksekova, Diyarbakır..
Van..
Mersin, Antalya..
En ufak bir problemi kalmaz Türkiye’nin..
Çünkü misakı milli sınırları içinde sağlam durmanın yolu Kerkük’ten-Lefkoşa’dan geçer.
İnanın, millet de dört gözle o günü bekliyor..üzerine serpilen ölü toprağını silkeleyecek böyle bir fırsat bekliyor.
Çünkü millet artık “Yandım Allah” diyor..
Duymuyor musunuz? 31.12.05
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”