Dış Politika27 Aralık 2005 00:00

SHARON STONE BİZİ NİYE ÖPTÜ? - Hüseyin MÜMTAZ

Kimse kıvırmasın.. 2003 yılının 4 Temmuz’unda, 6000 yıllık Türk tarihinin şimdiye kadar gördüğü en büyük rezalet gerçekleşmiş ve Irak’ın Süleymaniye kentinde kimine göre 11, kimine göre 13 Türk askerinin başına, peşmergelerin yardım ve yataklığında işgalci Amerikan askerleri tarafından çuval geçirilmiştir.             Askerler daha sonra turuncu tulumlar giydirilerek Ebu Garib’e götürülmüşlerdir.             4 Temmuz, Amerika’nın Bağımsızlık Günü’dür.             “Tatil” olduğu için Amerika’da kimse bizim bakan-başbakanların telefonun çıkmamış, 3 gün boyunca askerlerimizden haber alınamamıştır.             Kimse kıvırmasın, olayı yok farz etmeye, küçümsemeye kalkmasın.             Olay son derece vahimdir ve dolayısı ile “aletderecat” o tarihteki görev sahiplerinin ilgili hanelerine yazılmıştır.             Amerika’ya “gerektiği gibi” cevap verilmemiştir.             Başbakan; “Müzik notası mı vereceğiz?” demiştir. Dışişleri Bakanı “Büyük devletler özür dilemez” demiştir.             Genelkurmay Başkanı, ülkeden ayrılmakta olan Amerikan Büyükelçisinin veda ziyaretini kabul etmiştir.

Aynı yılın sonbahar aylarında Kerkük’te gerçekleştirilen Türkmen Kurultayı’na çuvalı geçiren Albay Maywill “onur konuğu” olarak çağrılmıştır.

            Türk timindeki görevliler de “çak” yapmışlardır.

            Bir sene sonraki İstinye Pentagonu’ndaki 4 Temmuz resepsiyonuna Ordu Komutanı, Birinci Ordu Bandosunu göndermekte sakınca görmemiştir.

            Çuvaldan “kurtarılıp” ülkeye getirilen askerlere hiçbir şey yapılmamıştır. Soru sorulmamış, yargılanmamışlardır.

            O halde ortada bir hata yoktur..

            En azından yetkililer; Türk tarihinin bu en büyük lekesinde “görev ihmali” olduğunu düşünmemektedirler.

            Sonuçta kimse ölmemiştir ama büroda mevcut “bütün evraklar”, çok gizli raporlar, haberleşme malzemeleri, şifreleri, cihazları düşman eline geçmiştir.

            Son derece büyük bir ayıbımız mı vardı ki Amerika’ya karşı böyle boynu eğik durmuşuzdur?

            Bunu kim açıklayacak, hesabını kim verecek?

            Sorulmayacağını zannetmeyin.. Öteki dünyada bilmem ama “Süleymaniye Çuvalı” bu dünyada yaşadığınız sürece kâbusunuz olacak..  Her sene en azından 4 Temmuz’da ter içinde uyanacaksınız..

            Çuval olayının olduğu tarihte; Ankara’da önemli makamlarda görevli değil, sadece  o tarihte Türkiye’nin herhangi bir  köşesinde yaşıyor olmanın azabını ömür boyu çekeceksiniz.

            Sorumluluğunu hissedeceksiniz.

Siz unutsanız başkaları hatırlatacak.

Amerikalılar zaman zaman ısıtıp yemeği, aynı faturayı hep önünüze koyacak.

Şimdi olduğu gibi..,

Bir aydır “güdümlü basın” yeniden çuval olayını gündeme getirdi

Dandik tanıklar her gün sayfa sayfa yeni olmayan, incir çekirdeğini doldurmayan şeyler söylüyorlar.

Kampanyanın; CIA ve FBI başkanlarının ziyaretlerinden; Amerika’nın yeni “Kafkaslar ve Türkiye” uzmanı Büyükelçisi ve Müsteşarının göreve başlamasından sonra başladığına dikkat ediyor musunuz?

Aynı zaman dilimi içinde Nato Genel Sekreteri ve İsrail Genelkurmay Başkanı da “ziyarete” gelmedi mi?

Ne oluyor?

Ne olacak kıymetli okuyucu; Üçüncü Dünya savaşı’nın hazırlıkları yapılıyor.

Amerika Bulgaristan ve Romanya’da.. Amerika Gürcistan ve Azerbaycan’da.. Amerika Irak’ta..

Ahmedinnecad Amerikan ajanı mı? “İsrail yeryüzünden silinmelidir” dedi, Bush’a bahane yarattı.

Bush ne diyor; “Büyük kayıplara yol açan vahim hatalar yaptım. Savaşı başlatan istihbarat bilgileri de yanlıştı”..

Ve buna rağmen İran ve Suriye’ye saldırmanın alt yapısı hazırlanıyor.

Türkiye’nin dört bir yanındaki hava ve deniz limanları aynı tezkeredeki gibi masaya konulurken, eş zamanlı olarak “çuval” hatırlatılıyor.

Türk Hava Kuvvetleri Komutanı İsrail’e gidiyor, İsrail Genelkurmay Başkanı Türkiye’ye geliyor.

İsrail Genelkurmay Başkanı Bolu ve Eğridir’i istiyor. Türk Özel Kuvvetleriyle müşterek eğitim istiyor..

İsrail’in neresinde kar var?

Neresinde kar var ki “yurdunu savunmak” için karda savaşma eğitimi edinmek istiyor?

İsrail’in kıymetli okuyucu nükleer silahı var.

İsrail’in artık petrolü de var.. Kerkük-Hayfa petrol boru hattı işletmeye açılmış..

Ve İsrail’in “kar komandoları” var..

İsrail’in suyu da var.

Dicle-Fırat’ı da alacaklar, hiç merak etmeyin.

AB İlerleme Raporuna; “Dicle-Fırat havzasının içinde İsrail’in de bulunacağı bir uluslar arası komisyon tarafından idaresi AB’nin öncelikli hedefi olacaktır” cümlesini kim koydurdu acaba?

İsrail Genelkurmay Başkanı, bizim Genelkurmay Başkanı’na yüksekten bakıyor.

Amerikan Genelkurmay Başkanı da yüksekten bakıyor.

Sizi bilmem ama ben başka ülkelerin Genelkurmay Başkanlarının bizim Genelkurmay Başkanına yüksekten bakmasına tahammül edemiyorum.

Bütün bunlar olurken de Nato Genel Sekreteri geliyor, “Afganistan’a daha fazla Türk askeri” istiyor.

Müttefikler teker teker Irak’tan çekiliyor. Amerika kuzeyde her biri İncirlik’ten büyük dört üs kurup o da çekiliyor.

Aynı Afganistan’da olduğu gibi Nato’yu devreye sokacak Irak’ta da.

Amerikan çocukları ölmeyecek, Nato müttefiklerinin çocukları ölecek.

Türkiye de Nato üyesi olduğuna göre Afganistan gibi Irak’a, Irak’ın Türkmenlerin bulunmadığı Sünni üçgeni ile Şii bölgesine gönderilecek..

Amerika, Barzani-Talabani-İsrail hep bir ağızdan “PKK’ya genel af ilan edin” diyorlar. “Biz de parasal kaynaklarını kurutacağız”.

Ört ki ölem.

Türkiye hâlâ Habur’u açık tutuyor, Ermenistan’dan sonra Erbil’e de tarifeli sivil uçak kaldırıyor.

Şemdinli ve Yüksekova’da; ne “düşük yoğunluklu çatışma”sı, resmen devlete isyan ediliyor. Jetlere sövülüyor, TC kimlikleri havaya kaldırılıp, istemiyoruz deniliyor. Resmi görevlilerin evlerine, çocuklarına saldırılıyor.

Bakanlar Kurulu toplanıyor. Millet bu isyan görüşülüyor zannederken Gül Suriye’ye uçuyor.

Sonra Esad açıklıyor ki; Hariri suikasti zanlılarının Gaziantep’te sorgulanmaları için arabuluculuğa gitmiş.

Türkiye’yi bırakmış Akepe; BOP’un Yemen ve İtalya ile beraber “eşbaşkanlığı” ile avunuyor.

Bölgede taşeron, Truva atı olduğunun farkına varmıyor.

Bütün bu hazırlıkların, resmen ve alenen ve taammüden bir Üçüncü Dünya savaşı hazırlığı olduğunu görmüyor musun ey millet?

Biz ne yapıyoruz?

Biz çuvalın intikamı dizi filmde alındı-alınacak diye kendimizi avutuyoruz.

Çuval’ın intikamının senaryolu bir sanal âlemde alınması hard-milliyetçilerin gazını almaya yönelik bir psikolojik harp operasyonudur.  

Light-milliyetçiler ise bundan ancak boşu boşuna bir kendilerini tatmin payı çıkarabilirler..

Bu son derece basit uyutmanın bile bir de mihrabı yerinde Sharon Stone’un, “derin” delikanlı Polat Abi’yi öpmesi ile sulandırılması ancak; çuvaldan birinci derecede sorumlu oldukları halde bana mısın demeyip oturmakta oldukları şişman koltukları ısıtmaya devam etmekte olanların işine yarar.

Türk delikanlısı Amerkalı’yı öptü ya helâl olsun..

Getirin oradan yüz tane daha çuval..

Bin tane daha..

Sahi Bröve ne oldu?

Ne oldu KKK Brövesindeki Atatürk?

Sivil unutur da, asker sözü verilmedi miydi, bir daha gözden geçireceğiz diye?

Gelinen noktayı merak mı ediyorsun ey millet?

Şu gazete haberini oku, anlarsın..

“Erol Evgin'in müzisyen oğlu Murat Evgin, son albümü için 'Şehit' isimli bir şarkı yaptı. Sanatçı, bu şarkısına Hülya Koçyiğit'le birlikte oynadığı bir klip de çekti. Şarkının müziğini 'cep telefonu melodisi' olarak hazırlatan Evgin, gelirini ise 70 yıllığına Mehmetçik Vakfı'na bağışladı.

Genç sanatçı, elindeki projeyle müzik kanallarının kapısını çaldı. Üç kuruşluk klipleri ‘İçinde çıplaklık var’ diye yayınlayan kanallar, ‘Çok iç karartıcı. Bizim formatımıza uymaz’ diyerek klibe ilgi göstermedi. Diğer kanallar da Evgin'in 'Şehit' klibine duyarsız kaldı.”

            Söylenecek ne kaldı?

Biz Sharon Stone’u öpmekle, Nazım’la, Orhan Pamuk’la idare edelim..

Ben erken seçimin kokusunu altı ay önceden alırım ey millet..

Önce Livaneli “aday olacağım-olmayacağım” tartışması başlatır. Bu arada mutlaka yeni kasetinin hazırlıkları vardır.

Arkadan Nâzım’a bininci kere vatandaşlık verilmesi gündeme getirilir.

Bunun üzerine Ortadoğu ve Kafkaslarda yaklaşan, tezgâhlanan, kotarılan…

Üçüncü Dünya Savaşı hazırlıklarını koy..

Kerkük’teki referandumu, Kıbrıs Rumlarına limanların açılımını koy.

Maraş’ın, Akıncılar’ın, Erenköy’ün, Karpaz’ın verilmesini..

Heybeli’nin açılmasını..

İyisi mi bunlar iktidarımızı yıpratmadan, alaşağı etmeden sandık gelsin…

Gelsin ki yukarıdakilerin hepsini “milletten onay aldık” diye yapabilelim..

İyi de bunca kâbustan sonra..

Bizi Sharon Stone öpse ne yazar, öpmese ne yazar? 

27 Aralık 2005

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE 

  HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”