İngiliz’in Doğan Koloğlu’na İtirafı - Erol Manisalı
''Anahtar sözcükler, emperyalizm ve antiemperyalizmdir.'' Gerçek kırmızı çizgi, bu ikisi arasında yer alan fay hattıdır. - Türkiye'deki İslamcı siyaseti, türbanı, camilerde eğitimi, kadın haklarını bu açıdan değerlendirmek gerekir. - Emperyalizme karşı çıkmadan ne çağdaş eğitim, ne laiklik, ne ulusal çıkarlar, ne demokrasi ve ne de cumhuriyet korunabilir. Sadece, ''Biz laikiz, biz Atatürkçüyüz'' demek ve içini boş bırakmak, ''Emperyalizmi meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramaz.''Doğruları ve yanlışları önce kafamızın içinde çözmemiz, ayırmamız gerekir; kendi kendimizi aldatmadan... naproxennatrium go naproxen kruidvat
Doğan Koloğlu Libya'da kendi kulağıyla duymuş. Yıl 1951, o sıralar babası Sadullah Koloğlu, Libya'nın başbakanı. Bir İngiliz diplomat, Doğan Koloğlu'na göre aynı zamanda bir casus, ''50-60 yıl sonra Türkiye'de İslamcı bir iktidar işbaşına gelecektir'' diyor. Hem de emin bir ifadeyle... Doğan Koloğlu'na hayal gibi geliyor.
2000'li yıllarda Doğan Koloğlu bu olayı bana birkaç kere nakletti. İslamcılar ve Batılılar bu coğrafyada hep işbirliği yapmışlardır.
- Kıbrıs adasındaki Kıbrısî'nin de aynı çevrelerden olduğu iyi bilinir, İngiliz, yine işin içindedir.
- Mollaları alın; Fransız kanadı yıllar yılı kollarının arasında saklamışlar ve zamanı gelince kullanmışlardır. Uzağa gitmeyin, hemen yanı başımızda oldu.
- Amerika'nın Fethullah Gülen'i nasıl koruyup kolladığı, adeta bir belgesel dizi gibi sayfalara ve ekranlara yansımaktadır.
- Ilımlı İslam devleti fikri, soğuk savaştan sonra ABD'nin ve AB'nin gündemine ''resmi bir politika olarak'' yerleşmeye başladı. Atatürk'ün cumhuriyeti yerine ''ılımlı İslam devleti'' fikri pazarlanıyor. Batı, halkçı ve cumhuriyetçi Atatürk'ü hiç sevmiyor. Onun yerine tarikatların (ve İslamın) egemen olduğu bir düzen istiyor.
- S. Arabistan ve Körfez'in petrol ülkeleri, İslami bir şemsiye altında ABD ve Batı emperyalizminin işbirlikçileri durumuna sokulmuşlardır.
- Irak bugün Şiiler, Sünniler ve Kürtler diye bölünmektedir. İslamcı siyasiler yine devredeler.
Ve gelelim 2000'li yılların Türkiye'sine, tam da 2006'ya girdiğimiz şu günlerde...
- Mevcut iktidar, İslamcı bir kimliğe sahip bulunduğunu 3 Kasım 2002 seçimlerinden önce de sonra da net olarak gösterdi.
- Ve bu yönetim, 1923'ten beri, Batı ile en yakın işbirliğine giren bir zihniyet ve uygulama içindedir.
- ABD ve AB'nin Türkiye üzerindeki taleplerine, en olumlu yanıtlar bu yönetim döneminde alınmış ve uygulamaya konulmuştur. Süreç halen yürürlüktedir.
AKP Genel Merkezi Başdanışmanı Dr. Yalçın Akdoğan'ın televizyon ekranlarında da defalarca ifade ettiği gibi, ''AKP''nin talepleri ile Batı'nın talepleri, 200 yıldır ilk defa bu kadar örtüşebilmektedir''. Bu ifade AKP'nin ''ideoloğu'' olarak tanımlanan Dr. Yalçın Akdoğan tarafından, kararlı bir biçimde ortaya kondu. Televizyon ekranlarından bunları ben kendim duydum ve yazılarımda birkaç defa dile getirdim.
Libya, Körfez, İran, Kafkasya, Türkiye ve Kıbrıs; Kıbrısî, Mollalar ve ılımlı İslam devletleri... İngiltere, Fransa, Amerika, Almanya hattındaki yeni gelişmeler.
- Hele Barzani'nin Bush tarafından ''onurlandırıldıktan'' sonra Londra'da, Berlin'de ve Vatikan'da en üst makamlar tarafından kabul edilerek ''ülkesine'' dönmesi gerçeği, Batı büyüklerinin Kürdistan politikalarının açık bir gösterisi oldu.
- Emperyalizm, petrol, petrol şirketleri, darbeler, kukla yönetimler zinciri...
Bunlar hepsi de birbirini tamamlayan halkalardır. Halkalar birleştirildiği zaman Batı'nın emperyalizmi ve vahşi kapitalizmi ortaya çıkar.
Doğan Koloğlu'nun kendi kulağıyla duydukları, emperyalizmin İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki doğal çizgisidir. 1964'te ABD bunun için, ''Vietkong saldırdı'' yalanını uydurmak zorundaydı. Irak'ı yalan gerekçelerle işgal ediyordu.
''Anahtar sözcükler, emperyalizm ve antiemperyalizmdir.'' Gerçek kırmızı çizgi, bu ikisi arasında yer alan fay hattıdır.
- Türkiye'deki İslamcı siyaseti, türbanı, camilerde eğitimi, kadın haklarını bu açıdan değerlendirmek gerekir.
- Emperyalizme karşı çıkmadan ne çağdaş eğitim, ne laiklik, ne ulusal çıkarlar, ne demokrasi ve ne de cumhuriyet korunabilir.
Sadece, ''Biz laikiz, biz Atatürkçüyüz'' demek ve içini boş bırakmak, ''Emperyalizmi meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramaz.''
Doğruları ve yanlışları önce kafamızın içinde çözmemiz, ayırmamız gerekir; kendi kendimizi aldatmadan...
Doğan Koloğlu'nun telefonda bana yeniden aktardığı, taa gençlik yıllarındaki anısını dinlerken, içine itildiğimiz zaman tünelini bir defa daha düşündüm. Toplum olarak nerelere itilmek istendiğimizin acaba ne kadar farkındayız sorusu aklıma geldi. 2006 yılına girerken bu gerçekleri tekrar tekrar yazmak zorunda kalmak ne acı...