Yılın En Yalancı Günü - Ergin Yıldızoğlu
İsa, Roma İmparatorluğu'na ve tüm imparatorluklara karşı, tüm insanları eşit konuma indirgeyen ''hakikat'' olarak ''Tanrı'nın imparatorluğunu'' savunuyordu. Bu anlamda İsacılık hareketi, hem mülkiyete hem de Roma İmparatorluğu'na karşı bir tepkiydi. Günümüzde, bu ''antiemperyalist'' İsa'nın doğum günü, emperyalizmin, özellikle, 2001'den sonra daha da dinci ve emperyal bir özellik kazanan ABD hâkimiyetinin altında ve onun yeniden üretimine katkı yapacak bir biçimde kutlanıyor. İnandıklarını savunmak için ölümü göze alanlar, emperyalist işgale direnenler, kapitalizme karşı durmaya kalkanlar ise köktendinci Hıristiyanların etkin olduğu Bush yönetimince, Irak'ta teröristler, Latin Amerika'da, ''popülist diktatörler'' olarak, imparatorluğun boy hedefi yapılıyor. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialis
Dün, yılın hem en yalancı , hem de ''gerçeğimizi'' gözler önüne seren günüydü. Çünkü, İsa'nın doğum gününün kutlamaları (Noel/Christ-mass), 1930'lardan bu yana, ama özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinde, onun öğretisine/mesajına taban tabana zıt amaçlara hizmet ediyor. İkincisi, nüfusunun yüzde 99'u Müslüman olan bir ülkede, medyada ve sokaklarda görülen Noel ''heyecanı'' , bu yalancılığa bir de ironi boyutu ekliyor.
Mesih ve metalaşma
''İsa diye biri gerçekten var mıydı'' sorusunu bir kenara bırakır ve onun ''sembolik'' kimliğinin ve öğretisinin/mesajının, üzerinde durursak hâlâ geçerliliğini kaybetmeyen üç özelliğinin altını çizebiliriz. Birincisi, kimse yardım etmediği, evinin çatısı altına sığınmasına izin vermediği için ahırda doğum yapan yoksul bir kadının oğlu olarak dünyaya gelen İsa, yaşamını emeğiyle marangozluk yaparak -üreterek- kazanıyordu. ''Tapınak olayında'' vurguladığı gibi, İsa daha çocukken paraya ve mülkiyete karşı tavır almış, yaşamı boyunca yoksulların, ezilenlerin (garibanların) yanında olmuştu ( ''Dünya garibanlara kalacaktır''). Hıristiyanlık bir devlet dini olduktan, Katolik Kilisesi Avrupa''da egemenliğini kurduktan sonra, İsa'nın öğretisindeki bu ''radikal çekirdeği'' anımsatmaya kalkanlar, (örneğin ''Kesesinde para var mıydı?'' tartışması) işkencelerden geçirilerek öldürüldüler.
Günümüzde İsa''nın doğum günü kutlamaları, her yıl birer meta satın alma hummasına dönüşmüş, en soyut zenginliğin, bir ''şey'' değil, aslında bir ''ilişki'' olan sermayenin, yeniden üretim gereksinimlerinin, kültür endüstrisinin, giderek sermayenin egemen var oluş hali olan ''gösteri toplumunun'' hizmetine girmiş durumdadır.
Aslında, Noel'in metalaşmasına, metalaşabilmek için de standartlaşmasına kesin bir tarih koymak bile olanaklı. Her Noel'de bizi daha fazla tüketmeye, kışkırtan ''aracı'' karakter Noel Baba, bugün artık evrenselleşmiş beyaz kürklü, kırmızı elbisesi, neşeli ve mutlu göbeği, ataerkil sakalıyla ilk kez 1930''da, Theodore Adorno'nun kültür endüstrisi olarak nitelediği kitlesel üretimi olanaklı kılan kültürel formları üreten etkinlik şekillenirken, örneğin sinema, reklamcılık gelişmeye başlarken, Coca-Cola şirketinin reklam kampanyasında ortaya çıktı. Ondan sonra, Noel Baba imajı ABD kapitalizminin kültürel simgesi Coca-Cola''nın dünyada yayılmasının aracı oldu. Coca-Cola da Noel Baba imajıyla ABD tüketim normlarının, dolayısıyla ABD egemenliğinin yayılmasına; çocukların tüketim toplumunun kültürünü çok küçük yaşlardan başlayarak özümsemelerine hizmet etti. Noel döneminde yoğunlaşan trafiğin yarattığı hava kirlenmesinin, artan enerji tüketiminin (Noel ışıkları, abartılı vitrin tasarımları, Noel yemeği hazırlıkları vb..) küresel ısınmaya getirdiği ek yük de cabası...
Ve şimdi imparatorluğun hizmetinde
İsa, Roma İmparatorluğu'na ve tüm imparatorluklara karşı, tüm insanları eşit konuma indirgeyen ''hakikat'' olarak ''Tanrı'nın imparatorluğunu'' savunuyordu. Bu anlamda İsacılık hareketi, hem mülkiyete hem de Roma İmparatorluğu'na karşı bir tepkiydi. Bu tepkiyi gösterenler, o zaman hem Roma İmparatorluğu, hem de Musevi ruhban sınıfı tarafından şiddetle cezalandırıldılar. Ama İsacılık hareketi, İsa'nın bir diğer özelliğinden hareketle inancı uğruna, büyük acıları, ölümü göze almakta, ''sonuna'' kadar gitmekte, ısrar ettiği için, imparatorluğun meşruiyet zeminini çürüterek çökmesine büyük katkıda bulundu.
Günümüzde, bu ''antiemperyalist'' İsa'nın doğum günü, emperyalizmin, özellikle, 2001'den sonra daha da dinci ve emperyal bir özellik kazanan ABD hâkimiyetinin altında ve onun yeniden üretimine katkı yapacak bir biçimde kutlanıyor. İnandıklarını savunmak için ölümü göze alanlar, emperyalist işgale direnenler, kapitalizme karşı durmaya kalkanlar ise köktendinci Hıristiyanların etkin olduğu Bush yönetimince, Irak'ta teröristler, Latin Amerika'da, ''popülist diktatörler'' olarak, imparatorluğun boy hedefi yapılıyor. Zaten inandığı bir şey için mücadele etmek, hatta bir inanca sahip olmak, genelde, kapitalizmin seçkinleri ve onların ''kanaat önderleri'' tarafından, post modernizmin, pasif nihilizminin, ahlaki rölativizminin de katkısıyla aşağı görülür oldu. İnançlarını sulandırmak, ''dönmek'' , ''satmak'' ise uzun bir süredir birer erdem haline geldi. Bugün, egemen inanç ya ''öte dünyaya'' ilişkindir ya da kapitalizm ufkunun aşılamayacağına, egemen olana uyum sağlamaya...
Çifte kavrulmuş
Tüm bunlar nüfusunun yüzde 99'u Müslüman olan Türkiye için iki kez geçerlidir. Öyle ya, medya Noel kutlama kültürünün imajlarıyla dolup taşmıyor mu? Hıristiyanlık, Müslümanların peygamberini cehennemin en alt katına layık gören, (Dante-Inferno), tanrısını ''idol'', sahte kabul eden bir din değil mi? Öyleyse onun Mesih'inin doğum günü kutlanıyormuş gibi bir hava içine girmenin anlamı ne? Üstelikte, bu ''kutlama'' o Mesih'in temel insani mesajlarının tam aksi yönde, bir tüketim humması, zorba ve sömürücü bir ''ötekinin'' , bu ilişkileri taşıyan kültürün içselleştirilmesi olarak kurgulanmıyor mu? Enerji sıkıntısından söz edilen bir ülkedeki Noel/yılbaşı ''şamatası'' , enerji tüketimi savrukluğu, ülke çölleşirken, yeni ormanlar yaratmak için kaynak bulunamazken, yılda birkaç hafta kullanılmak üzere çam yetiştirilmesi de cabası.
Diğer taraftan, bu körüklenen Noel/yılbaşı humması, iki açıdan daha toplumsal dokunun parçalanmasına hizmet ediyor. Birincisi, hediye alma yarışı, meta kültürü, nüfusun büyük çoğunluğunu, asla erişemeyecekleri metalar karşısında, ciğere bakan kedilere çeviriyor; ''meta fetişizmini'' ve ilişkili ''fantezileri'' körüklüyor, ''gösteri toplumu'' içinde yabancılaşmayı ve yalnızlaşmayı , satın alma kapasitesindeki düşüklükle doğru orantılı olarak da dışlanmışlık hissini geliştiriyor. Üstelik insanlar bunu, dinine, itikadına bağlı olduğunu düşündükleri için oy verip iktidar yaptıkları bir hükümetin yönetimi altında yaşıyorlar. Bu iklimde, bu bireylerin ortak bir gelecek düşlemeleri çok zor...
İkincisi, Noel/yılbaşı humması, bu toplumu şizofrenik bir şokla da karşı karşıya bırakıyor: Bir taraftan Türkiye'nin hem uluslararası sermaye, hem de bölgede etkin ABD imparatorluk projesi bağlamında sömürgeleştirilmekte olduğu konuşuluyor, diğer taraftan, Noel/yılbaşı döneminde bu sömürgeleştirme sürecini taşıyan imajların bombardımanıyla her zamankinden daha yoğun olarak karşılaşıyoruz. Bu yoğunlaştırılmış bombardıman bizi ''öteki'' nin kötü kopyası olarak şekillendirme sürecini biraz daha ileri götürüyor.
Sonuç, birey oluyorum derken, egoizm, yalnızlaşma, toplumdan yalıtlanma ve gittikçe artan bir toplumsal şizofreni, kimlik oluşturma süreçlerinde tam anlamıyla bir kargaşa... Gittikçe derinleşen bu şaşkınlık içinde de, akılcı bir biçimde kendini korumaya kalkmak yerine, panik içinde örmeğin Orhan Pamuk olayında olduğu gibi (hem savunanlar, hem saldıran taraflar için geçerli olmak üzere), ''histerili'', ama sonuçsuz bir tekrara saplanıp kalma…