“EDO BAYRAK” - Hüseyin Mümtaz
“Edo Bayrak.. İfonidon Durgon Kiprion Agoniston” Yukarıdaki Latin harfleri ve Kıbrıs Rum şivesiyle yazılmış Rumca cümle şimdilerde İstanbul tavernalarında ağzı açık Yunan budalalarının keyiften sekiz olmuş bir tavırla söyledikleri moda bir şarkının nakaratı değil; “Burası bayrak.. Kıbrıs Türk Mücahidinin Sesi” demektir kıymetli okuyucu ve 1963 yılının “Kanlı Noel”inde Lefkoşa Sancağı’nın bodrumunda el yapımı cihazlar ve araba akülerinin yardımıyla başlatılan ilk yayının ilk cümleleridir. Dün gece 25 Aralık’tı.. Ve o tarihten 45 yıl sonra; artık televizyon haline gelmiş olan BRT (Bayrak Radyo Televizyonu) 45’inci kuruluş yıldönümünü kutluyordu. Ekranda ilk spikerlerden Kemal Tunç, yaşlı ve sakallı ve üzgün; o ilk anonsu yeniden yapıyordu. Hayretler içinde kaldım. “Bayrak” zerre kadar utanmadan, hiç sıkılmadan 63 Kanlı Noel’ini anlatıyordu. Sanki devleti ortadan kaldıran 24 Nisan Referandumu’nda “Yes be annem” propagandası yapmamış gibi; sanki 19 Aralık Ruma Mal İadesi Yasasında Rumdan fazla “evetçi” bir tavır takınmamış gibi..new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponscoupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardscialis forum cialis bez recepta cialis bez receptaabilify idippedut.dk abilifyoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin
Devlet intihar etmiştir.
Rum önce gelip bu yasayı çıkaran Meclisin bu yasayı oyladığı binayı isteyecektir.
Rum sigaracı Dianellos’un mirasçılarının, şimdi KKTC Meclisi olarak kullanılmakta olan eski fabrika binalarını Türklere bırakacağını mı zannediyorsunuz? Önce onu, ibreti âlem için onu, egemenlik ve bağımsızlığın burnunu sürtmek için onu isteyeceklerdir.
Hadi referandumda egemenliğinizden vazgeçip Rumla iç içe “güya” AB vatandaşı olarak yaşamayı kabullendiniz..
Peki bu yasayla evlerinizden vaz geçmek ne demektir?
Nerede oturacaksınız?
24 Nisan Referandumu’nda Kıbrıs’a Türkiye’den binlerce “bayrak” göndermiştik.. Binlerce ay-yıldızlı gök bayrak…
Asmadınız..
Şimdi ben “çadır” kampanyası başlatıyorum..
Kendi ellerinizle vazgeçtiğiniz, parmak kaldıran vekillerinize gerekli ve yeterli baskıyı yapmadığınız için çıkarılacağınız; çulsuz-çaputsuz kapı önüne konulacağınız evleriniz için önce Beşparmakların uygun bir yerinde “üç urup” bir düzlük bulun.. Sonra sekreterime adınızı yazdırıp aile nüfusuna göre kaç göz çadır istediğinizi belirtin..
Uçaktan paraşütle attıracağım “gendilerine” onları.
Bakın Lefkoşa’dan Ayşe Kocatürk neler yazıyor:
“Peki bu geçirilen yasa ile hangi sonuçlar olacaktır?
Kıbrıs Girit olacak, yani Yunan’a verilecektir.
Maraş’ı elimizden alacaklardır
Karpaz’da devlet kamusunda olan tüm mallar hemen Rumlara iade edilecektir.
Türk askeri’nin adadaki meşru varlığı gözardı edilerek ‘işgalci’ konumuna düşürülecektir. ve Türk askerinin adadan asker çekmesi yönünde baskılar artacaktır. Türk askerinin adadan gitmesi için mitingler yapacaklardır..
1974’te barış harekâtında yer alan komutanlar savaş suçlusu ilan edilebileceklerdir.
İki kesimlilik tezi ortadan kaldırılıyor.
KKTC devletinin tasfiyesi öngörülüyor.
Halbuki 159. madde değiştirilmeden önce kuzeyde kalan tüm eski rum mallarının KKTC devletine ait olduğu vurgulanmaktaydı..
KKTC içerisinde olan birçok kilise ve geniş arazileri Rumlara verilecek. Artık çan sesleri ile ezan sesleri karışır hale gelecektir.
Bu yasa ile taşınır taşınmaz mallar Rumlara verilecek,maddi tazminatların yanında Rumlara manevi tazminatlar da verilecek
Devlet tarafından Rumlara verilmesi öngörülen ve devlete ait olup vatandaşlara kiralanan rezerv dökümü şöyledir:
Lefkoşa’da: 6613 dönüm
İskele bölgesi: 4646 dönüm
Maraş ve Mağusa bölgesi: 23233 dönüm
Güzelyurt bölgesi: 9942 dönüm
Girne : 3494 dönüm
Buna ilaveten askeri bölgelerde tarımsal amaçlı kullanılan araziler: 32285 dönüm
Yüz metrelik sahil şeridi: 29596 dönüm
Özel mülk olup orman sahası tabir edilen ve bazılarına inşaat izni verilen kişilerin mülkü olan araziler: 493 bin 126 dönüm (65 bin 129 hektar)
Özel mülkiyet olup tahsis veya koçan tarımsal arazi olarak kullanılan :859 bin dönüm
Toplam: 1 milyon 490 bin 932 dönüm
Avukat Derviş Akter’in verdiği bilgiye göre bu mülkler 1974 ‘te ne ise o durumda olup hemen verilecek mülkler kapsamındadır.
KKTC’nin yüzölçümü 2 milyon 421 bin 54.96 dönüm. Hemen verilecek olan 1 milyon 490 bin 932 dönümdür.
Güneyde malları olan Türkler, katledilen Türkler, yıllarca ambargolar altında varoluş mücadelesi sürdüren Türkler’in insan haklarını savunmayı düşünemeyenler bugün Rumların insan haklarını ele alarak eski mülkleri yani topraklarımızı Ruma teslim etmek istemektedirler.
Adada herhangi bir uzlaşı olmadan bu yola gidilmesine müsaade etmelim.
Tüm kardeşlerimiz lütfen bu iletiyi tüm vekillere, kurumlara, guruplara herkese ulaştırınız.
Bu konuyu protesto etmek amacıyla 6 Ocak 2005’te Lefkoşa’da mitingimiz düzenlenecektir.
Maddi manevi desteklerinizi bekliyoruz. Kıbrısa gelebilecek olan kardeşlerimiz de lütfen irtibata geçsinler.
“Rum egemenliği altında esarete evet” diyenler sussun. Yok “Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır” diyenler hemen gereğini yapsın. Bu son çırpınıştır. Lütfen herkes son vazifesini yapsın...”
Bu feryadı duydun mu ey millet?
Ayşe Kocatürk resmen; “Cenazeyi kaldıralım, namazını kılalım” demektedir.
Bu yasayı kıymetli okuyucu ülkeyi işgal eden işgalci, işgal altındaki başkentte ve silah zoruyla, emrindeki kukla meclise çıkarttırmamıştır.
Anavatan Türkiye’nin Akepe iktidarı, Lefkoşa’da bulunan güdümündeki kukla hükümete çıkarttırmıştır.
Türk tarihi böyle rezillik yaşamamıştır.
Yasa çıkmadan önce Türkiye Dışişleri bürokratları ve Akepe’nin siyasilerinden oluşan bir “heyeti nasiha” adaya gelmiş, parti yetkilileri ile görüşerek kapalı kapılar ardında ikna turları atmışlardır.
Derviş Eroğlu; “Bana da geldiler, onlar gittikten yarım saat sonra Gül aradı, iknaya çalıştı” demiştir.
Bu; ananın evladının eline kendini vur diye tabanca verdiğinin, onun da kendi iradesiyle tetiği çektiğinin resmidir.
Ve bu yasa ne yazık ki, olmayacak bir duaya âmin demek için çıkarılmıştır.
Türkiye, Akepe’nin son derece vahim bir yanlışı ile Loizidu’ya tazminat ödemiştir.
Tazminatı ödemeyi kabul etmek, Türkiye’nin orada uluslar arası anlaşmalardan doğan hakkını korumak için değil de “işgalci” olarak bulunduğunu iddia eden Rum tezinin doğruluğunu kabul etmek demek idi.
Şimdi; emsal olan Loizidu benzeri davalardan kurtulmak için Akepe; KKTC’ye bu yasayı çıkarmasını dayatmıştır.
Güya; 1) AİHM bu yasayla kurulacak olan komisyonu bir iç hukuk kurumu kabul edecek ve yine güya 2) Rum da bunu kabul ederek bu komisyona başvuracaktı..
Yasanın kabulünden bir gün sonra Arestidi davasında AİHM’nin verdiği karar hiç de; Akepe ve KKTC’deki güdümlü koalisyonun sevinmesi sonucunu doğuracak bir karar değildir. Ve zaten çıkarılan yasayla ilgisi olmayan, hazırlığı üç ay önceden yapılan bir karardır.
AİHM’nin son kararı yine Türkiye’nin işgalci olduğunun tesçili sonucunu doğurmaktadır.
Arestidi kararını, AİHM’nin çıkarılan bu yasayı iç hukuk olarak kabul edeceği yolunda bir işaret saysak bile…
En sonunda… yâni şeklen “iç hukuk yolları tüketildikten sonra” dosyanın eninde sonunda gönderileceği yer olan AİHM’nin Türk tarafı lehine mi karar vereceğini zannediyorsunuz* Kim verdi bunun garantisini size?
Peki AİHM’yi anladık diyelim.. Rum’un muhatap kabul ederek sizin komisyona başvuracağını kim söyledi?
İki çok önemli bilinmeze dayanarak ya tutarsa mantığı ile intihar mı edilirmiş?
Bu yasa kıymetli okuyucu Akepe’ye ve tabii güdümündeki CTP’ye iki-üç yıllık zaman kazandırma yasasıdır.
İki yıl sonra bu yasa ile kendilerine teslim edilmesi öngörülen ve KKTC’nin yarısı olan 1.5 milyon dönümlük araziyi ve tabii komisyondaki “iki yabancı üyeyi” ceplerine koymuş olarak pazarlık masasına oturacaktır Rumlar.
Türkiye’nin ve Türk ordusunun işgalci olduğunu belirten zarfın bulunduğu cep ise öbüründen de ağır olacaktır.
Bu yasanın Anayasa’ya aykırı olduğunu KKTC Başsavcısı ve Yüksek Mahkeme Başkanı ifade etmiştir.
Rauf Bey; bakın Türkiye’de devletin en üst katındaki bir resmi şahsiyete yazdığı mektupta ne demektedir:
“O halde şimdiki yaklaşım siyasi bir bütünlük içinde –integrated whole- olarak halledilmesi gereken Kıbrıs meselesini tek yanlı mahkeme kararlarına boyun eğerek halletmek yolunu benimsemiş oluyoruz anlamına gelmektedir. Bu, Annan Plânı’na evet derken ve halkımızı da buna teşvik ederken –Kıbrıs kamburundan kurtulma yolu- olarak benimsenmiş ve ısrarla takip edilecek bir –ver kurtul- yolu değilse, derhal yeni bir değerlendirme yapılmasını gerektiren bir durumdur.”
Rauf Bey geçen hafta CHP’nin davetlisi olarak bulunduğu TBMM’de milletvekillerine hitabetti, Ek Protokol’u onaylamamasını istediği milletvekillerini “ağlattı”..
Peki son derece etkili konuştuğunu ve konuşurken doğrudan yüreğe seslendiğini bildiğimiz Rauf Bey; “intihar yasasını” geçirmeden önce neden KKTC Meclisi milletvekillerine de hitap ederek “damardan girmedi”?
KKTC Meclisine davet mi edilmedi Rauf Bey; yoksa istedi de konuşturulmadı mı?
Yine Akepe mi “konuşturmayın” dedi?
Biri açıklasa da öğrensek..
Kimin yakasına yapışacağımızı iyi bellesek..
Devam ediyordu gür sesiyle ama saklanamaz bir hüzünle dün gece Kemal Tunç “ilk yayın”ın ilk anonsunun devamını aktarırken..
“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.”
Ben de şimdi, bu yasayı çıkardıktan sonra bu marşı; “Türk İstiklâl Marşı”nı ağzına almaya kalkanlara “şaşarım”.
Sadece ağzımla değil, burnumla, kulaklarımla gülerim.
Son tahlilde Türkiye’de de teslimiyetçilik “noktai nazarından”, pek farkımız olmadığının altını özenle çizmeyi ihmal etmeyerek..
25 Aralık 2005 İLK KURŞUN