Dış Politika24 Aralık 2005 00:00

Saadettin Tantan: "Küresel güç Türkiye’yi çökertiyor"

Vatan için çalışanların ‘hain’, hainlerin de ‘kahraman’ gibi toplumun önüne çıkarıldığını belirten Yurt Partisi Genel Başkanı Tantan, Tapınakçıların nasıl güç gösterisi yaptıklarını açıklıyor.Saadettin Tantan sır perdesini yırtıp attıRöportaj: OSMAN TIĞRAKLIYurt Partisi Genel Başkanı ve İçişleri eski Bakanı Saadettin Tantan, Türkiye gündemine damgasını vuracak açıklamalar yaptı. Cumhuriyetten bu yana, Türkiye’deki gizli güçlerin faaliyetleri ilk kez bu kadar açık konuşuldu. Tantan, Masonlardan, Evangalistlere, siyasetteki yozlaşmadan, zihinlerin teslim alınmasına kadar küresel gücün Türkiye üzerindeki oyunlarını anlattı. Türkiye’nin bu sarmaldan kurtuluş reçetesini de veren Saadettin Tantan,ulusal halk hareketinin biran önce başlaması gerektiğini vurguladı.naproxennatrium go naproxen kruidvatescitalopram i alkohol go escitalopram i alkoholarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenacialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer couponkamagra link kamagra gel

Küresel güç Türkiye’yi çökertiyor

Vatan için çalışanların ‘hain’, hainlerin de ‘kahraman’ gibi topluma takdim edildiğini belirten Yurt Partisi Genel Başkanı Saadettin Tantan, Türkiye’de faaliyetlerini Osmanlı’dan bu yana sürdüren ‘Tapınakçılar’ın, bugün açıktan açığa güç gösterisi yaptığının altını çizdi. Tantan çarpıcı açıklamalarda bulundu.


Piyonlar, kullanıldığının farkında değil

KÜresel güç kendisine karşı çıkanları tasfiye ediyor. Tasfiye edilenler de nasıl o hale geldiklerinin farkına bile varmıyor. Bilgi savaşları yeni bir savaş değil. Bilgi savaşlarına karşı bizim gibi ülkeler korunaksız. Teslim olmuş vaziyette. Oysa ki Türkiye, Milli Mücadele’de bunu yaşamıştı. Özellikle emperyalist güçler bir kısım din hocalarını, toplumu Milli Mücadele’ye karşı çıkmaları noktasında eğitmişlerdi. O zamanki imkanlarla bunlar yapılabilmiş. Bugün imkanları ve kabiliyetleri çok yüksek. İleri teknoloji çok yaygın bir şekilde kullanılabiliyor ve açığa vuruyor. Yıllar içerisinde gerek ekonomik alandaki, gerek siyasi alandaki yetişmiş insan güçlerini ve aileleri kendi güç merkezi olarak kabul ettiği okullarda o insanları belirleyerek, önlerini açarak (Çoğu zaman o insanlar bile bunun farkında değil) yurtiçinde ve yurtdışında eğiterek kendisine sempatizan kazanıyor. Bunlara da bu süre içinde belli imkan vererek adeta o ülkeye hizmet eden konuma getiriyor. Belki o insan kendi ülkesi aleyhine çalıştığının bile farkında değil. Kendi ülkesi aleyhine çalışmasında, kendi aile kültürü ve geleneğinde zaafiyetleri varsa zaten bir ejderhaya dönüşüyor. Türk tarihinde de arşivlere göz atıldığında kimin kimle nasıl çalıştığının bilgisi var. Bunu sağlayabilmesi için öncelikle değerler çökertiliyor.

ABD açıktan açığa gazeteci ve gazete satın almak için 400 milyon dolar ayırdığını açıklıyor. Aynı tezgâh mı?

AYRICA bu söylediklerinize ilaveten bir de ekonomik örgütlenme modelleri de var. İşadamlarının kurduğu örgütler. Bunlar şimdi açıktan açığa bu işleri yapıyor. CIA Başkanının da gelişi açık. Türkiye ve Türkiye üzerinden diğer ülkelere güç gösterisi yapma şekli. Bu psikolojik savaş mantığı içerisinde kullanılan yöntemlerden biridir. Açıklanan 400 milyon dolarlık medyayı satın alma girişimi, bilinçli bir şekilde ‘bana tabi olacaksınız, ben yönlendiriyorum’ mesajı aslında. Bunun amacı şu; küresel güç kendisine tabi olacak tek tip insan modeli, beyin ve kendisine tabi olacak din yaratmak istiyor.


SİZ birden bire Tapınak Şövalyeleri, Nüfuz Casusları dediniz. Nereden çıktı bu? Sizi bunları söylemeye mecbur eden olay neydi?
Nerede kilitlendiniz de söylediniz?
Çünkü isyan eder gibi açıkladınız...

Türkiye, Osmanlı devletinden bu yana gizli bir güç tarafından etki altına alınmak isteniyor. Bu gücün varlığı bugün artık açıkca ortaya çıktı. Gerek Emniyet Teşkilatı’ndaki görevimiz sırasında, gerek Belediye Başkanlığımız sırasında ve de Bakanlık yaptığımız dönemde bu TAPINAK gücünün tartışmasız olduğunu gördük. Özellikle Türkiye açısından baktığınız zaman, ekonomik ve siyasi gücü elinde tutan bir kesimin aslında dışa hizmet eden güçler olduğunu farkettik. Bu aktörler Türkiye şartları içerisinde son derece lüks bir hayat yaşıyorlar, her zaman belli bir koltukları var ve insanların kendilerine saygı ile baktıkları karakter gibi önünüze geliyorlar.

Bunlar her alanda etkin. Bunların ideolojisi, Türkiye’yi sol, sağ ve din eksenine ayrıştırmak. Perde arkasında ise daha büyük ve organize bir örgütün olduğunu açık ve net bir şekilde görebiliyoruz. Bugün bu örgüt daha da açığa çıkmış vaziyette. Bugün, geçmişte şu veya bu şekilde olayların içerisinde olan insanlar kendilerini yargılarken, savundukları değerlerin nasıl saptırıldığını ve kullanıldıklarını görüyorlar.

Saf ve temiz bir şekilde ülkesine hizmet ettiğini düşünürken, gerçekle karşı karşıya kalıyorlar. Bilerek bu güçlere hizmet edenler ise nokta kadar az. Onlar, arkasındaki güçler yüksek olduğu için etkin konumda bulunuyorlar. Çünkü bilgi hareketliliği içerisinde onların söylemleri, davranışları kabul görecek şekilde yansıtılıyor. Diğer, saf ve temiz bir şekilde ülkeye hizmet etmek isteyen insanların üstü örtülüyor, yokmuş gibi davranılıyor. Böyle olunca o aktörler toplumun önünde, toplumu yönetmeye talip gibi gösteriliyor. Toplum da yanılgı içerisinde analiz kabiliyetinden yoksun olarak kendi geleceklerini farkında olmadan o güçlerin eline teslim ediyor. Seçimlerde insanlar bunu net bir şekilde yaşıyor, hissediyor ama bir türlü kurtulamıyor. Kurtulmak istediği anda fark edemeden bir başka alternatif devreye sokuluyor.


Hedef Türk aile yapısı

SON zamanlarda özellikle Türk aile yapısı üzerine bir takım projeler üretiliyor. Bu da tezgahın bir parçası mı?

BİZİM kültürümüzde aile vazgeçilmez bir kavram olduğu için, ailenin saygınlığını yitirttiren bir bireyin yaşam şansı olmadığı için, ilk önce Türk aile yapısını çökertiyorlar.
Mesela, Türk aile bireyleri rüşvete, yolsuzluğa bulaştırıldı. Allah’ın ‘affetmem’ dediği suç özendirildi. Normal bir olaya dönüştürüldü. Bu kabul görünce aile çökmeye başladı. Bu süreç içerisinde televizyon, bilgisayar, gazete ve dergilerin etkinliği çoğaldıkça da farklı şeyler kondu ve toplumsal değerler çökertildi.
Bu yozlaşmalar başlarken batının kullana-bileceği güçler, bir taraftan yurtdışı ve yurt-içinde eğitilip bu tip yolsuzlukla örtüştürülürken bu insanların bu suçlara bulaşmasından kaynaklanan bilgiler de onların arşivine giriyor. Uluslararası anlaşmalar doğrultusunda o ülkeler arasındaki birlikte çalışma yöntemleri içerisinde Türkiye’den yurtdışına giden görevlilere karşı oradan da buraya daha fazla paralı görevliler geliyor. Buraya gelenlerin görevleri daha farklı. Türkiye’den yurtdışına giden görevliler fazla para ödeyemediğimiz için, orada kendi ekonomik güçlerini büyütmeye çalışırken Batının Türkiye’ye gönderdiği bütün görevliler, buradaki insanların bütün verilerini, doğal ve kültürel zenginliklerini, hem bizim insanımızı çalıştırarak, hem de gelecekte güç olacak insanları bireysel verilerini tutarak kendi arşivlerini dolduruyorlar. Zamanında ortam olduğunda bu insanları kullanabilmek için altyapıyı hazırlıyorlar.


BUNU misyonerler vasıtasıyla mı başlattılar?

1820’li yıllarda misyonerler İzmir’e ilk ayak bastıklarında başladı. Misyonerlik faaliyeti bir istihbari faaliyettir. Misyoner faaliyetlerini destekleyenler tamamen istihbarat güçlerinin kurdukları vakıflardır ve onlar aracılığıyla bunu yaparlar. Misyonerlik faaliyetine gönderdikleri insanlar da özel eğitilmiş olan insanlardır. Cizvitler hareketine baktığımızda da bu vardır.
Bir taraftan uygulamaya soktuğu dinin hangi mezhebinin yaygınlaşmasını istiyorsa o mezhebi önde tutar. Diğer taraftan mis-yonerler aracılığıyla o bölgenin insanlarının zihinsel anlamda teslim alınmasını, ekonomik ve kültürel varlıklarının tespit edilmesini de organize eder. Bu geniş kapsamlı bir projedir.