NİFAK DEĞİL, BATAK !.. - Selahattin Erol
AB ile Orhan Pamuk’un yaşadığı “aşk”, İzmir’in gavur olup olmadığı tartışmalarıyla “rating” savaşı verirken, TÜSİAD ile AKP ise “boşanmanın” eşiğine geldiler. Bir zamanlar “mühim olan aşkımız” diyerek birbirlerinin her türlü kusurunu görmezden gelen AKP ve TÜSİAD, şimdi “o da bitti, şaşkınız” diyorlar ! Oysa şaşıracak bir şey yok. Öyle görünüyor ki, Türkiye’nin egemenlerinin ve arkasındaki uluslararası güçlerin AKP ile işi bitti. AKP’nin “son kullanma tarihi” dolmak üzere… Artık kestaneleri ateşten almak için daha yıpranmamış siyasal aktörlere ihtiyaç var. Bu noktada kendiliğinden yola girenler de var, yola sokulmak istenenler de... Mesela DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, Hürriyet sayfalarından ilan etti hidayete erdiğini !.. “İddia ediyorum, iktidar olunca, dağlarda kimse kalmayacak. Benim dışımda kimsenin alamayacağı kararları ben alırım. Affı da gündeme getiririm” dedi. (Hürriyet, 20.12.2005) Ağar’ın kastettiği af, vergi affı değil tabii !..buscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus
Üstelik ertesi günkü (21.12.2005) Hürriyet’ten öğreniyoruz ki, Mehmet Ağar “terörle mücadelede CIA’dan hizmet” almış !.. “Almadan vermek Allah’a mahsus” olduğuna göre, Mehmet Ağar da şimdi aldıklarının karşılığını vermek istiyor !.. Kısacası “beni unutmayın” diye haykırıyor. Sesi duyulacaktır elbette !..
Oysa CHP Genel Başkanı Deniz Baykal hala hidayete erebilmiş değil ! “Af, terörle mücadele yöntemi olamaz” diyor, “etnik partiler Meclis’e girmemeli” diyor. Eh Baykal en azından “solcu” bilindiği için, emperyalizm de onu “sol” ile yola getirmeye çalışıyor. Sözde “sol” mandacıların yayın organı Birgün gazetesi de (22.12.2005) Deniz Baykal’ı hedef tahtasına koymuş, soruyor : “Baykal nereye koşuyor ?” Çünkü Baykal, seçim barajının indirilmesine, PKK’lılara af çıkarılmasına ve etnik kökenli partilerin Meclis’e girmesine karşı çıkmış. Kısacası hala hidayete erememiş ! Birgün değil, aslında emperyalizm rahatsız… Baykal, “pişmiş aşa su katıyor” çünkü.
* * *
Bütün bu kör dövüşü devam ederken, ABD Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye ayağını uygulamaya soktu. BOP çerçevesinde Türkiye’ye biçilen rolün, mîadı dolan “Milli Görüş” eskileriyle gerçekleştirilemeyeceği anlaşıldığından, orta vadede Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürt devleti’nin Türkiye ile fiili entegrasyona gitmesinin yolu, geleneksel güçler ile uygulamaya koyulacak.
Bunun için CIA ve FBI Başkanları Türkiye’ye geldi. Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt da, ABD’ye gidip “üstün liyakat madalyası” aldı. “Org. Büyükanıt ne yaptı ki, ABD tarafından üstün liyakat madalyası ile ödüllendiriliyor ?” diye sormamak gerek. Çünkü arada sırada kafamıza çuval geçirse de ABD bizim “stratejik müttefikimiz” değil mi !.. İnsan, stratejik müttefikini ödüllendirmez de kimi ödüllendirir !..
Hem Org. Büyükanıt, daha geçen Ağustos’ta Ege Ordu Komutanlığı’ndaki devir-teslim töreninde, kendisine yöneltilen ABD-İran ilişkileri ve BOP ile ilgili bir soruya şu şekilde yanıt vermemiş miydi :
“Bu kadar hassas bir konuda bir iki cümleyle açıklama yapmak mümkün değil. Ama şunu söyleyebilirim. Tüm dünyada bir dönüşüm var. Buna çeşitli isimler takıyorlar. BOP diyorlar. Değişik isimler söylüyorlar. Dünyada, başta Ortadoğu olmak üzere bir dönüşüm süreci yaşanıyor. Önemli olan bu sürece Türkiye’nin nasıl katkıda bulunacağı, nasıl yöneteceğidir. Geleceği, yalnız başkaları değil, bizim de çizmemiz, görmemiz lazımdır. Drucker’ın bir sözü var : ‘Geleceği tahmin etmenin en güzel yolu, onu yaratmaktır’ Geleceği nasıl tahmin ediyorsanız, eğer onu şimdiden yaratabiliyorsanız başarılı olursunuz.” (Cumhuriyet, 16.8.2005)
İnsan “katkı” yapınca, ödüllendirilir tabii !..
Üstelik Org. Büyükanıt bir asker ve yaptığı ziyaret de bir askeri ziyaret olmasına rağmen, Washington temasları sırasında Amerikan-Türk Konseyi (ATC) üyeleriyle de bir araya geldi ve American Enterprise Institute (AEI) adlı düşünce kuruluşunda bir toplantıya katıldı. (Hürriyet, 14.12.2005)
Tabii Türk-Amerikan Konseyi üyeleri ile bir araya gelen, sadece Org. Büyükanıt değil !.. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 2004 yılı içindeki NATO temsilcisi Korgeneral Ergin Saygun da Türk-Amerikan Konseyi'nin (ATC) 23. konferansındaki bir panelde yaptığı konuşmada, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde Türkiye'nin "hedef ülkelerle değil, Avrupa ülkeleriyle" gruplandırılması gerektiğini söylemiş ve "Ortadoğu'da makul bir girişimi desteklemeye istekliyiz. ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi takdire şayan. Bu girişimin politikalarımızda derin etkisi olacak. Ancak karanlık noktalar aydınlanmalı" şeklinde konuşmuştu. (Cumhuriyet, 7.4.2004)
Şu tesadüfe bakın ki, Kor. Ergin Saygun, Ağustos 2004 Askeri Şurası sonucunda, TSK’da orgeneralliğe terfi eden tek korgeneral olacak ve Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı’na atanacaktır. Yani, Org. Saygun, Org. Büyükanıt’ın Kurmay Başkanıdır bugün !..
Yakında onun da “üstün liyakat madalyası” alacağından kimsenin şüphesi olmamalıdır.
* * *
Bu gidip gelmelere, bir de 22 Aralık tarihinde İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Dan Haluz’un resmi ziyaret için Ankara’ya gelip, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’le bir görüşme yapması eklendi. Haluz’un ziyareti öncesinde de Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert, İsrail’e üç gün süren ve kamuoyuna duyurulmayan bir ziyaret gerçekleştirdi.
Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla bu ziyaretlerde özellikle İran, Suriye ve Irak gibi iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel sorunlar ele alınmış. Ama askeri kaynaklar, Haluz’un ziyaretine özel bir önem atfedilmemesi gerektiğine dikkat çekmişler !..
Oysa bu üç ülkenin üçü de Türkiye’nin komşusu… Biri ABD işgali altında, diğer ikisi de ABD’nin hedef tahtasında… Ve her üçünün de İsrail ile olan “muhabbeti” (!) mâlum… Bu arada CIA ve FBI Başkanları Türkiye’ye geliyor ; ABD, Türkiye’nin Kara Kuvvetleri Komutanı’na üstün liyakat madalyası veriyor ve ABD’nin Ortadoğu’daki değişmez ortağı İsrail’in Genel Kurmay Başkanı da Türkiye’yi ziyaret ediyor !.. Ama askeri kaynaklar, bu ziyarete özel bir önem atfedilmemesi gerektiğini söylüyorlar !..
Peki ortada “özel” bir durum yok mu ?
Tabii ki yok !.. Öyle bir şey olsa askeri kaynaklar böyle konuşur mu hiç !.. Bu yaşananlar geleneksel Türkiye-ABD ilişkilerinin gereğidir ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu ilişkilerdeki belirleyiciliğini ve rolünü görmezden gelmek, ulusalcı kimi kesimlerin hâlâ üstesinden gelemedikleri bir saplantıdır.
“Orduya nifak sokulmak isteniyor” yaygarası bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bugün orduya sokulmak istenen bir nifak değil, ABD’nin Türkiye’yi sokmak istediği bir batak vardır !.. Bu batağa doğru “takdire şayandır”, “katkı yapalım”, “makul bir girişimi desteklemeye istekliyiz” diyerek koşanlara tepki göstermek ise, eğer ulusal bir tavır alma konusunda samimiyseler, her yurtseverin “olmazsa olmaz” görevidir.