ABD17 Aralık 2005 00:00

Dünya Medyasına Amerikan Rüşveti - Selim Somçağ

Dün ABD’nin USA Today gazetesinde yayınlanan bir habere göre Amerikan Savunma Bakanlığı Amerikan politikalarına uluslararası destek sağlamak amacıyla dünya çapında bir medya kampanyası yürütmek üzere 300 milyon dolar ayırmış.   Amerikan Ordusu Özel Harekât Komutanlığındaki psikolojik savaş uzmanları tarafından yürütülecek kampanyanın ABD kaynaklı olduğu gizlenecek.   Kampanya kapsamında ABD’nin müttefik olduğu ülkeler de var. Tabiî ABD’nin dünya çapında kendi politikalarına destek bulmak ve ABD çıkarlarının önünde engel olarak gördüğü kişi ve kurumları yıpratmak için yürüttüğü psikolojik harekât bu kampanyadan ibaret olamaz.   Bu sadece ABD Savunma Bakanlığının son kampanyasının bütçesi.   ABD Dışişleri Bakanlığının ve ABD’nin muhtelif istihbarat örgütlerinin de rutin olarak benzer kampanyalar yürüttüğüne kesin gözüyle bakabiliriz.escitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholdiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards

Türkiye’de son dönemde Batı’nın buradaki uzantıları vasıtasıyla öyle bir eğitim ve kültür politikası izlendi ki,   toplumun sosyo-ekonomik anlamda üst katmanlarından başlamak üzere birçok kişinin zihninden İstiklâl Savaşının ve Türkiye Cumhuriyetinin temel felsefesi silindi.   Uluslararası ilişkilerde son iki yüzyıla damgasını vuran temel gerçek maalesef Batı’nın büyük devletlerinin bütün dünyaya hâkim olma mücadelesidir,  yani Batı emperyalizmidir.   18. yüzyıl itibarıyla dünyanın geri kalanına kıyasla daha büyük maddî imkânlara ve güce kavuşmuş olan Batılı devletler o zamandan beri bütün dünyaya hâkim olma mücadelesi vermişler ve vermektedirler.   Türkiye de 1699 Karlofça Anlaşmasından itibaren sürekli Batı’nın büyük devletlerinin saldırıları sonucu gitgide küçülüp zayıflayarak nihayet parçalanan Osmanlı Devletinin küllerinden doğmuş bir ülkedir.   Bu doğuş kendiliğinden olmamış,  Türk Milletinin Batı emperyalizmine karşı verdiği zorlu bir mücadeleyle gerçekleşebilmiştir.  

Batıcılar “Evet ama, İstiklâl Savaşı geçmişte kaldı,  biz artık Batı ile sadece dostuz,  biz de NATO üyesiyiz” diyebilirler.   Osmanlı Devletinin Tanzimat sonrasında sözde Avrupa devletler sistemine kabul edilmesi,  bazen Rusya’ya,  bazen İngiltere ve Fransa’ya,  bazen de Almanya’ya yanaşması Osmanlı Devletinin Batı devletleri tarafından parçalandığı gerçeğini değiştiremeyeceği gibi,   Türkiye Cumhuriyetinin de soğuk savaş döneminde Batı ile zorunlu bir ittifak içine girmiş olması  Batı’nın Türkiye ile ilgili bir hesabı kalmadığı anlamına gelmez.   Nitekim Cumhuriyet devrinde Hatay,  Kıbrıs,  Ermeni terörü ve PKK sorunlarında da Türkiye hep Batı ile karşı karşıya gelmiştir.    Şu anda da Türkiye’nin bütünlüğüne yönelik Fener Patrikhanesi,  Kıbrıs,  Pontus,  Ege, Ermeni meselesi,  ayrılıkçı Kürtçülük,  şeriatçılık gibi akımların hepsinin arkasında büyük Batı devletlerinin olduğu apaçık ortadadır.

Doğal olan,  böyle bir geçmişten gelen bir ülkenin yurttaşlarının daima Batı’nın emperyalist planlarına karşı uyanık ve dikkatli olmalarıdır.   Hele Sovyetler Birliğinin çöküşünden sonra Yugoslavya,  Afganistan ve nihayet komşumuz Irak’taki gelişmelerin halkın bu konudaki bilinç düzeyini ve hassasiyetini daha da yükseltmesi gerekirdi.   Ne yazık ki toplumun bazı kesimlerinde,  özellikle de Batı’nın Türkiye’de kurduğu veya kurdurduğu eğitim kurumlarından yetişenler arasında bu konuda önemli boyutta bir bilinç eksikliği ve duyarsızlık gözleniyor.   2003 başında ABD Türkiye’ye onbinlerce Amerikan askeri yerleştirmeye çalışırken bu konuda Türk medyasında da muazzam bir kampanya yürütüyordu.   Bu çerçevede bazı medya organları ve bazı yazarlar bu Amerikan planını Türk kamuoyuna ve TBMM’ye kabul ettirebilmek için inanılmaz boyutta yalan ve çarpıtmalarla dolu  bir ikna kampanyası sürdürdüler.   Bu kişilerin Türkiye’nin güvenliği açısından çok ciddî tehditler yaratabilecek böyle bir plana her şeyi göze alma boyutunda angaje olmalarının genel bir Amerikan yandaşlığıyla açıklanması mümkün değildi,  çünkü bu işin sonunda gazeteci ve kanaat önderi kimlikleri açısından gerek duydukları asgarî düzeyde bir toplumsal itibarı dahi kaybedebilirlerdi (Nitekim kaybettiler).   Dolayısıyla bu kişilerin bu kampanyaya bazı derin ve parasal ilişkilerin yönlendirmesiyle katılmış olmaları ihtimali yüksekti.     

Bu kuşkuyu dile getirdiğimizde bazı çevrelerin böyle bir şeyin olabileceğine ihtimal dahi vermez bir yaklaşımla dudak bükmeleri ilginçti.  ABD’nin hizmetine giren medya erbabının bu tür kuşkulara karşı tek cevapları ise hep aynı sloganı atmaktı:  “Komplo teorisi!”.    Şimdi hepsine soruyorum:   ABD dış politikasının bir numaralı gündem maddesi Irak operasyonu,  Irak operasyonu açısından da en önemli ülke Türkiye olduğuna göre Pentagon’un bu 300 milyonluk kamuoyu oluşturma kampanyasından Türkiye’de birilerinin hissesine para düşecek midir,  düşmeyecek midir?   Daha genel olarak, USA Today’in bu haberinden sonra 1 Mart 2003 öncesinde ABD hesabına tezkere borazanlığı yapanların ABD’den para almış olabilecekleri iddiası size göre hâlâ komplo terorisi midir?