HAZMIN ZOR HALLERİ - Hüseyin Mümtaz
Ben başkent Ankara’nın bazı semtlerinin marûf ve muteber sâkinleri arasında son zamanlarda gittikçe artan bir oranda “düşük yoğunluklu” hazım problemleri çekildiğini tahmin ediyorum. Dolayısı ile buna bağlı olarak; o marûf ve muteber semtlerin en az o kadar mutena eczanelerinde “yüksek yoğunluklu hazım ilaçları” tüketimlerinin de aylık-yıllık-on yıllık kotayı aşıp aşmadığını şiddetle merak ediyorum. Çünkü kıymetli okuyucu atı alan Üsküdar’ı geçiyor ve biz hâlâ ne yazık ki “Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur” türküsüyle gönül avutuyoruz. Resmen oyalanıyoruz. Türkiye 15 yıldır süratle “coğrafya” değiştiriyor. “Nasıl olur?” demeyin, bal gibi oluyor. Delikanlı mazbut ama mahalleli yoldan çıkmış. Türkiye durduğu yerde duruyor fakat çevresi süratle kılık-kimlik değiştiriyor. Ve bu kargaşada Türkiye’nin, yüzyıllar önce hallettik dediği kimlik probleminin ehliyetsiz ellerde ve bayram değil seyran değilken taammüden öne çıkarılması ciddi şekilde mide bulandırıyor. 1990’da Türkiye iki kutuplu dünyada NATO’nun ileri karakoluydu.cialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenaoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
Varşova Paktı ile en uzun sınırı olan ülkeydi.
Komşusu Sovyetler Birliği idi.
90’dan sonra dünya alt üst oldu.
Sanal bir takım eller okyanus ötesindeki Amerika’yı aldı, getirdi, Türkiye’nin güney komşusu yaptı.
Amerika kılığında Kürt ve Yahudileri Habur’un ötesine yerleştirdi.
Doğumuzda artık Ermenistan ve Gürcistan var.
Karadeniz’de Ukrayna var..
“Rum tarafı” Akdeniz’in öte yakasına bakıyordu; KKTC Meclisi’nden çıkarılmaya çalışılan yeni Rum’a mal-mülk yasasına göre artık Girne’ye geliyorlar.
Toros’lardan bakınca yine 45 yıl önceki gibi Kostaki, Diamandi’leri göreceğiz.
Neyin mücadelesini yapıyorsunuz?
İnfaz edilmiş idamın davası mı olurmuş?
Adamların parası, pulu, pasaportu var.
Bayrağı, Kürdistan’a hoş geldiniz tabelası var.
Düzenli silahlı peşmergesi, polisi, “özel güvenlik görevlisi” kılığında Yahudi danışmanlaraı var.
Başkentleri var.
İlnur Çevik’in komisyon alarak inşa ettirdiği havaalanları var.
Bu hava alanına indirdikleri Türk bayraklı tarifeli yolcu uçakları var.
Adamların limanları var limanları..
İskenderun ve Mersin’i kim kullanıyor zannediyorsunuz?
Mersin’de serbest bölgeleri bile var.
Ve üstelik her şehirlerinde….
Milli gelirin 4000 dolar olduğu söylenilen yerleşim merkezlerinde..
Koç’un Sabancı’nın “acentaları” var.
Siz daha neyin kavgasını veriyorsunuz Allah aşkına?
Neyi inkâr ediyorsunuz, neyi görmezden geliyorsunuz?
“Mış” gibi yapıyorsunuz?
Rum’a liman açmam diye yırtınıyorsunuz, “Türk Şirketi” Flyair, Ermenistan’dan sonra Erbil’e de iniyor.
İş bitmiştir efendiler, kimseyi kandırmayın.
Fly yahut bilmem ne air neden Kerkük’e inmiyor da Erbil’e gidiyor?
Neden pasaportlara Kürtler Kürdistan damgası vuruyor, yolcuları Yahudi güvenlik görevlileri arıyor?
Neden, “bütün kötülüklerin anası” Habur açık da, Ovaköy bir türlü açılamıyor
Habur’u ve Erivan ile Erbil’e havayolunu açık tutmakla; Lokmacı ve Bostancı Barikatını açmanın hiçbir farkı yoktur.
Türkiye kendi eliyle Ermeni, Kürt ve Rumları besliyor, büyütüyor, semirtiyor sonra da “ağlıyor”.
Talabani’nin NTV’ye söylediklerini duydunuz mu?
“Devlet Başkanı” Talabani önce şu anki konjoktürde Kürt grupların bağımsızlık ilan etmesinin ‘gerçekçi’ olmayacağın söyledi. Arkadan Genelkurmay ve hükümetin Irak politikasında değişiklik olduğuna işaret eden “Başkan” açıklamalarının gerçekçi olduğunu söyleyerek, Türkiye’nin yeni yaklaşımını desteklediklerini vurguladı. Ankara’dan gelen açıklamaları “çok olumlu” diye değerlendiren Talabani, artık silahlı mücadele döneminin kapandığını söyledi. Talabani, “Mao, Ho Şi Min ve Che Guevera dönemi geçmiştir” yorumunu yaptı.
Talabani, PKK’ya da seslenerek, Türkiye’nin yaklaşımını değerlendirmesini; Türkiye’den de genel af ilan etmesini istedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın demokratik açılımına da değinen Talabani, PKK’ya seslenerek, bu fırsatın heba edilmemesi çağrısını yaptı. Irak Devlet Başkanı, PKK da dahil hiçbir silahlı örgüte, Irak topraklarını kullandırmayacaklarını hatırlattı. Şu andaki şartlarda Kürt grupların bağımsızlık ilan etmelerinin “gerçekçi” olmayacağını belirten Talabani, Kerkük’ün statüsüne ilişkin olarak da, sorunun uzlaşmayla çözülmesi gerektiği mesajını verdi. 2007’de yapılacak referandumun yeterli olmadığını düşünen Talabani, ”Kerkük’te etnik grup arasında bir çeşit uzlaşma sağlanmalı. Eğer Kerkük’te normalleşme sağlanır ki- burada herkesin evine dönmesi değil ama etnik gruplar arasındaki ilişkilerin normalleşmesini kastediyorum- bence referandum için en iyi zaman o zamandır. Yoksa referandum birkaç yıl ertelenebilir” dedi. Talabani, “Kürtlerin bağımsızlık ilan edeceğini düşünmek saçmalık. Kürt liderliği bu konuda çok olgun davranıyor. Bölgenin, Irak’ın ve dünyanın gerçeklerini anlıyorlar. Sokağa çıkıp sorduğunuzda ‘Bağımsızlık istiyoruz’ yanıtını alırsınız. Ama Kürt liderler, gerçekçi olmayan bir şeyi söyleyemez” şeklinde konuştu.
Talabani Türkiye’de Genelkurmay ve hükümetin politikalarını övüyor.
PKK’ya genel af istiyor.
Siz şaşırdınız mı?
Ben şaşırmadım..
Özkök’ün; “Adam eskiden kabile reisiydi, şimdi başkan.. Alışmamız lâzım” yollu sözlerinden sonra ne bekliyordunuz ki?
Bir adım sonrası Öcalan’ın “da” affıdır.
“Genel af” denilen şey budur.
Kabile reisinin “presidet”liğini sindirenlerin, Öcalan’ın siyasete atılmasını, vekil ve bakan olmasını da sindireceklerdir.
“Açılan kapıdan” Barzani de girmekte gecikmiyor.
O da Hüsnü Mahalli’ye “genel af” diyor.
Mahalli soruyor: Sayın Başkan, gelelim Türkiye ile ilişkilerinize... İşgal öncesi ve sonrasındaki demeçlerinizin tersine Türkiye’ye yönelik olumlu mesajlar gönderiyorsunuz... Bunun nedeni nedir?
Cevap: Bunun nedeni Türkiye’nin ve Sayın Erdoğan hükümetinin politikalarıdır. Türkiye ve Türkiyedeki bazı çevreler bize karşı olumlu yaklaştıkça biz de kendimizi daha rahat hissediyoruz.
Mahalli soruyor: MİT Müsteşarı Sayın Emre Taner ile neler konuştunuz?
Cevap: Biz, Türkiye’deki çeşitli kurumlarla temas halindeyiz. Tüm bu temsaların amacı var olan sorunların giderilmesi ve ileriye dönük daha olumlu ve hızlı adımların atılmasını sağlamaktır.
Mahalli soruyor:Peki PKK konusu bu görüşmelerin neresinde?
Cevap: Başından beri Türk Hükümeti’ne ve Türkiye’ye şunu söylüyoruz. PKK ve Irak Kürdistan’ındaki PKK’lıların sorunu yalnızca siyasi ve barışçıl yöntemlerle çözülür.
Mahalli soruyor: Siyasi ve barışçıl yöntemlerden neyi kastediyorsunuz?
Cevap: Başlangıçta genel bir af çıkarmak. Bu af ile dağdaki PKK’lılar silahı bırakıp köylerine döner.
Mahalli soruyor: Daha sonra?
Cevap: Daha sonrasının işaretlerini Başbakan Sayın Erdoğan veriyor. Sayın Erdoğan, Türkiye’de bir Kürt sorunun varlığını kabul ediyor ve üst-alt kimlilk tartışması ile bu sorunun çözümü için uğraşıyor. Bu niyet olduğu sürece bence bu sorun yakın gelecekte çözülecektir. Biz Irak Kürtleri olarak üzerimize düşen her türlü görevi üstlenmeye ve Ankara’ya yardımcı olmaya hazırız.
Mahalli soruyor: Askeri alan dahil mi ?
Cevap: Bakın, Irak’taki tüm hükümetler buradaki Kürt sorununu askeri yöntemlerle çözmeye çalıştılar. Sonuç ortada. Tüm o hükümetler yok ama biz buradayız. Benzer şekilde Türkiye de aynı yöntemlere baş vurdu. Ama hâlâ ülkede bir Kürt sorunu var. Ve PKK yok olmadı. Dolaysıyla ne Türkiye içinde ne de Irak Kürdistanı’nda askeri yöntemlere başvurmanın bir anlamı yok ve biz bu konuda Türkiye’ye yardımcı olmayız.
Ezcümle kıymetli okuyucu cümle Kürtler Genelkurmay’ı ve Erdoğan’ı destekliyormuş ve Türkiye’ye yardımcı olacaklarmış.
Bu takdirde Türkler’in de külliyen bir tezgâhtan şüphelenmeleri için yeterli neden olduğunu düşünüyorum.
Barzani ile Erdoğan çok önemli bir noktada daha buluşuyor, alt-üst kimlik..
Erdoğan ne diyordu?
"Türk, Kürt, Çerkez, Laz aklınıza ne gelirse hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üst kimliği altında bir ve beraber olacağız. Alt kimliklere saygı duyacağız. Ancak hepimizin bir üst kimliği var. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Bundan da kimse rahatsız olmayacak. Olmamalı, çünkü bu anayasal vatandaşlığımızdır ve asla bu etnik kimliğe göre bu ülkede muamele yapılamaz. Benim ve hükümetimin ölçüsü budur. Onun için de dengesizlikleri giderme gayreti içindeyiz." (Şemdinli 20 Kasım)
Peki Barzani ne diyor: ( Selahaddin’de Yezidilere. 14 Aralık)
"Bu topraklarda doğup büyüdünüz, özgürce yaşıyorsunuz. İster Yezidi olun, ister Mesihi (Hıristiyan), ister Müslüman veya Türkmen, Keldani, Asuri, Kürt. Hiçbiri fark etmez. Sizler 'Kürdistanlı'sınız. Burada özgür yaşıyorsunuz. İnancınıza kimse karışmıyor. Yaptığınız yayınlara kimse müdahale etmiyor. Bu özgürlüğünüzü koruyabilmeniz için seçimlerde 'Kürdistanlı' olduğunuzu unutmamamız gerek. Birlik olma zamanıdır."
Yahu bu ne benzerlik?…
Irak’ta seçime Barzani ve Talabani’ninkilerin de aralarında bulunduğu tüm “Kürtlerin seçim ittifak listesi”nin Seçim Programı şöyleymiş:
“Tarihsel, siyasal ve coğrafi gerçekler ışığında Kürdistan’ın coğrafi sınırları yeniden çizilmeli ve onaylanmalıdır.”
Ankara’nın mâmur ve mutena semlerinde oturan ve hazım zorluğu çektikleri sâbit muteber şahsiyetlerin öğrencilik yıllarında tarih kitabı okuyup okumadıklarını merak ediyorum.
Bölgede Kürtler “tarihi gerçeklerden” bahsediyor ama kimse; “Bu coğrafyada 4000 yıldır yaşayan en geri zekâlı millet ben miyim ki tarihin hiçbir devrinde bir saatliğine bile egemen bir devlet kuramamış göçebe kabilelere toprak verip onun bağımsızlığını tanıyacağım?” sorusunu soramıyor.
Olli Rehn; hani şu bizi çok sevdiği için(miş) mütareke yalakalarının “Mustafaoli” adını taktığı AB Komiseri , “Orhan Pamuk değil, Türkiye yargılanacak” diyor ama kimse çıkıp “Al atını, ver tımarımı” diyemiyor.
Pamuk davasının girdiği sürecin, yargının içinde bulunduğu durum ile izahı mümkün değildir. Vaziyetin vahameti yargıyı filan çoktan aşmıştır.
Ayaklar altına alınan; kapitülasyonları kaldırarak elde ettiğimiz “yabancıları yargılama hakkı” bile değildir.
Egemen bir devletin kendi vatandaşını yargılayabilmesidir.
Yâni egemenliktir.
Pamuk davasında Mustafaoli’nin dediği gibi Türkiye değil, Türkiye’nin hür ve bağımsız bir ülke olup olmadığı yargılanacaktır.
Ama dedik ya “yol oldu” diye.. Egemenlik bir kere kıyısından köşesinden kemirilmeye başlamasın..
Eminönü’ndeki Ermeni patrikhanesi; kilisenin bulunduğu sokağın isminden rahatsız olmuş ve “Şarapnel Sokağı” isminin değiştirilmesini istemiş.
“Emrin olur” demişler ve üç günde Şarapnel Sokak, olmuş “Sevgi Sokağı”..
Sırada Fener’deki Rum Başpapazlığın önü vardır.
Asılan patriğin anısına yüzyıllardır kapalı tutulan kin kapısının geçtiği o sokağın ismi; hain ve isyankâr patriği o kapıda asan Çandarlı Ali Paşa’dan mülhem; “Sadrazam Ali Paşa Sokak”tır.
Şimdi onu da değiştirirler...
Bari ben önermiş olayım.. “Ekümenik Rum Devletinin Ekümenik Reisi Barthalemeos Sokağı”..
Nasıl?
Bu şartlar altında Kara Kuvvetleri Komutanı Büyükanıt’ın Amerika gezisi önem kazanıyor.
Büyükanıt “Türk askeri icazeti Atatürk’ten ve yasalardan alır” demiş.
İyi demiş.
Ama bu sözü söylemenin yeri, boynuna Amerikan Madalyası takılırken yapılan tören salonu değildi.
Protokoler bile olsa ne ihtiyacı vardır Türk Komutanların, Amerikan yahut başka bir devletin madalyasına?
Bu madalya olayı; eveli sene “Çuval’ın yıldönümü” olan 4 Temmuz resepsiyonunda İstinye’deki Pentagon’a “kutlamalar için” Birinci Ordu Bandosunu göndermesiyle beraber Büyükanıt Paşa hakkında tarihe düştüğümüz ikinci nottur.
Yazık olmuştur..
Aslında..
Barzani ve Talabani’nin söyledikleri;
Kürtlerin tarihi gerçekler ışığında yeni sınır tesbiti istekleri..
Lokmacı ve Habur kapıları, Erbil havaalanı..
PKK’ya toplu af istekleri..
Pamuk davası..
Ve Şarapnel sokak’la beraber....
Yazık olan Türkiye’dir.
Bütün bir vatandır, millettir, devlettir..
Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüdür,
Tam bağımsızlığıdır.
Uyanın, “uyumak ölüme eş”.. 16 Aralık 2005
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”