Siyaset15 Aralık 2005 00:00

Halkımız Öcalan'a Hazırlanıyor! - Ümit Zileli

- Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını anayasal üst kimlik olarak kabul ediyoruz... Hürriyet gazetesinin 6 Aralık'taki manşeti buydu. Yukarıdaki sözleri söyleyen kimdi? Biliyorum, aklınıza hemen Başbakan Tayyip Bey geldi ama değil, bu sözlerin sahibi, ağırlaştırılmış ömür boyu hapis tatilini İmralı'da geçirmekte olan Abdullah Öcalan 'dı!.. Bununla da kalmıyordu Öcalan: - Başbakan'ın kullandığı kavramları daha önce ben kullanmıştım. Bu kavramlar bana aittir! Haklıydı!.. Gerçekten de ''Demokratik Cumhuriyet'' kavramını da ilk kez Öcalan kullanmış, daha sonra Tayyip Bey aynı kavramı kamuoyuyla paylaşmıştı!.. Aynı gün Ertuğrul Özkök Hürriyet'teki sütununda MİT'in şimdiki patronu Emre Taner 'in müsteşar yardımcısıyken İmralı'da Öcalan'la görüştüğünü yazdı. Yalanlanmayan bu yazıya göre, baş başa kaldıkları an Öcalan, Emre Taner'e şöyle demiş: - Bugüne kadar neredeydiniz?..new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponssymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectskamagra kamagra wikipedia kamagra gel

Öcalan'ın ''çok önemli'' mesajlar verdiği bu görüşme sonrasında Emre Taner, İmralı'dan ilerisi için umut verici bazı izlenimlerle dönmüş!!!

Yazının geri kalan kısmında Özkök, MİT Müsteşarı Taner'in ''Kürt sorununa'' nasıl hâkim olduğunu ve ''gerçekçi gözlükten'' baktığını anlattıktan sonra ana soruya geliyor:

- Öcalan'la ilişki kuran MİT, acaba örgütün dışarıdaki kısmıyla ilişki kuramaz mı, örgütü dağdan inmeye, silahı bırakmaya ikna edemez mi?..

Özkök, ''Adı Türkiye olan bu ülkede insanları mutlu, barış içinde yaşatmanın her yolu denenmelidir'' diye bitirmiş yazısını. Ama koca yazıda bir şeyi fena halde pas geçmiş:

- Öcalan ve dağdaki kadro ''ne karşılığında'' silahı bırakıp dağdan inecek?..

***


İki gün sonra, 8 Aralık'ta, Vatan gazetesi şu soruyu taşıdı manşetine:

- Devletin sesi mi?

Kısa bir süre önce emekli olan MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş , Radikal gazetesine yazdığı yazıda, ''Teröre karşı yeni politika'' öneriyordu. Öneş, son derece ilginç bir yaklaşımla ''Toplumumuz, Türkiye vatandaşlığı üst kimliği altında, farklılıklarını zengin bütünlüğe çevirebilecek tarihi birikime ve olgunluğa sahiptir'' diyordu. Diğer bir deyişle; üst kimlik konusunda Öcalan ve Tayyip Bey'le aynı çizgide buluşuyordu!.. Emekli MİT'çi yeni terör politikasının en önemli ayağını da açıkça belirtmişti:

- Cezasını çekmekte olan Öcalan'dan, silahların bıraktırılması ve çözümlerde yararlanılması, iç barışın sağlanması için önemlidir..

Şu tesadüfe bakın; bir gün arayla Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve en üst düzeyden emekli MİT mensubu aynı kanıda birleşivermişlerdi!.. Tabii art arda gelen bu iki yazı, Emre Taner'in geçen yıl İmralı'dan ''ilerisi için umutlu dönüşü'' ile birleşince ortaya Vatan gazetesinin de ima ettiği soru çıkıyordu:

- Ne oluyoruz? Öcalan'ın özgürlük yolu mu açılıyor?..

***


Türkiye'nin günden güne radikal bir biçimde değişen gündemi nedeniyle yukarıda anlattıklarım bir anlamda toz duman arasında kaynadı gitti!..

Ardından önce FBI Başkanı, sonra da CIA Başkanı Ankara'ya geldiler. Gazetelerin büyük bölümü Türkiye'nin bu iki çok önemli kişiden isteklerini bir bir sıraladı. Ancak çoğunluk, bu muhteremlerin Türkiye'den ne istediğini yazmadı!.. Cumhuriyet, gayet isabetli bir şekilde sıranın İran ve Suriye'de olduğunu manşete çıkardı. CIA Başkanı'nın MİT Müsteşarı'yla görüştüğü sıralarda Lübnan'dan gelen suikast haberi, İran'dan önce Suriye'nin defterinin dürülebileceği mesajını veriyordu!. Ülkenin en büyük gazetesinin patronu, milletvekili ve Suriye karşıtı Cibran Tüeyni bombalı saldırı sonucu öldürülmüştü. Suriye'yi ilk kim suçladı? ABD Dışişleri Bakanı Rice !.. Suriye öylesine aptaldı ki, kendi eliyle kendi idam fermanını imzalamıştı!!!

Peki sonuç? İçinde, Öcalan ve PKK'nin yeni konumu, Kuzey Irak'ın tanınması ve himayesi ile Suriye ve İran'ın ''ham yapılması'' nın da bulunduğu bir senaryo uygulamaya konulmuş gibi görünüyor.. Bu dev projenin ''nasıl'' uygulanacağı ise Türkiye'nin ''nasıl'' kullanılacağına bağlı... Türkiye'ye biçilen rol ne acaba?

- Piyon mu?..