Federal Türkiye - Selim Somçağ
İki gün önce bölücü terör Şırnak’ta pusu kurarak dört askerimizi şehit etti. Teröristlerin ABD ve peşmerge denetimindeki Kuzey Irak’tan sızdıkları biliniyor. Aynı gün Fly Air adlı bir özel havayolu şirketi Kuzey Irak’ın Erbil ve Süleymaniye şehirlerine düzenli uçak seferleri başlattı. Fly Air’i iki yıl önce de anayasasında Türkiye’nin doğu sınırlarını tanımadığını belirten Ermenistan’ın başkenti Erivan’a tarifeli uçuşlar başlatmasıyla tanıyoruz. Şemdinli-Hakkâri-Yüksekova olaylarıyla ilgili olarak netleşen bilgiler, buradaki kışkırtıcı gücün adresi olarak PKK’dan çok Irak’ın kuzeyindeki peşmerge gruplarını ve onları denetleyen Batılı istihbarat örgütlerini işaret ediyor. Türk bayrağının yakıldığı, Atatürk büstlerinin yerinden söküldüğü bu olaylarla ve daha önce tezgâhlanan Adapazarı-Trabzon-Bozöyük olaylarıyla Türkiye’ye ve dünyaya verilmek istenen mesaj şu: levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetessymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena
Öte yandan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın dün Şemdinli’ye yaptığı ziyarette gençlerin ilçedeki Mehmetçik dersanesinin yeniden açılmasını istemeleri anlamlıdır. Şemdinli’nin gerçek yüzünü dört bir yandan toplanmış bindirilmiş kıtaların işgaliyle gerçekleşen müessif olaylar değil, bu talep gösteriyor. Bu haber bir yandan olaylarla yansıtılmak istendiği gibi bölge halkının Türkiye’den kopmuş olmadığını kanıtlıyor, öte yandan da Şemdinli’deki Mehmetçik dersanesinin neden kapatıldığı sorusunu akla getiriyor. Güneydoğu’da terörün belinin kırılmasından sonra askerin bölgede halka vermeye başladığı eğitim ve sağlık hizmetlerinin halkın yeniden devlete bağlanmasında, güvenmeye başlamasında çok etkili olduğunu bizzat PKK’nın raporlarında yazılmıştı. Yoksa Türkiye’ye Güneydoğu’da halkın Türkiye Cumhuriyetinden soğumasına yol açacak adımları attırmak isteyenler Türkiye'de bu kadar etkili mi?
Bütün bu gelişmeler ışığında, Başbakan Erdoğan’ın başta CHP lideri Deniz Baykal olmak üzere muhalefetin ve geniş çevrelerin son derece yerinde eleştirilerine rağmen, Anayasanın açık hükmüne ve Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün açık tariflerine taban tabana zıt bir “Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşlığı” kavramında ısrar etmesi, bunu Türklük kavramının yerine ikame etmeye çalışmasını da anlamlı bulabiliriz.
Son bir hafta içinde MİT Müsteşarı Kuzey Irak’a giderek Barzani ile görüştü, CIA ve FBI başkanları Türkiye’ye geldi. Malûm medyaya göre bu ziyaretlerin amacı ABD’nin PKK’ya karşı Türkiye ile işbirliği yapması. Bugün bile Kuzey Irak’ta PKK’nın barınmasına göz yuman ABD’nin CIA ve FBI başkanlarını Türkiye’ye sırf PKK konusunda işbirliği yapmak için gönderdiği iddiasına kargalar güler.
ABD’nin en azından 1950’lerden beri Türkiye’yi bir Türk-Kürt federasyonuna dönüştürerek Kuzey Irak’ı da federal Türkiye’nin Kürdistan parçasıyla birleştirmek istediği biliniyor. ABD bu projesini son 50 yıl içinde Türkiye’ye Kerkük petrolleri havucunu uzatarak zaman zaman dile getirmiştir. 1991’de Turgut Özal’ın bu oltaya atlayarak Türk Ordusunu ABD hesabına Irak’a saldırtmaya uğraştığı, fakat beceremediği hatırlardadır. Bugün ise Irak’ın işgali, ülkenin kuzeyinde Irak Türklerinin etkisizleştirilmesi ve fiilen bir kukla Kürt devletinin kurulmasıyla ABD bu planı gerçekleştirme yolunda büyük mesafe almış durumda. Şimdi sıra ABD Irak’tan çekilmeden önce kukla devletin bekasının güvenceye alınmasına gelmiştir. Bunun da tek yolu Türkiye’nin kukla devleti himayesi altına almasıdır. Türkiye kendisine terör ihraç eden kukla devlete tarifeli uçuşlar başlattığına göre bu konuda da önemli mesafe alındığı ortadadır. Bundan sonraki aşama da Türkiye’nin federasyona dönüştürülerek kukla devletle birleştirilmesidir. Bu proje Türk kamuoyuna “Kerkük petrollerine sahip olma” veya “Türkmenleri koruma” gibi kulağa hoş gelen hedefler üzerinden pazarlanabilir. Tabiî bu birleşme aslında Türkiye’nin parçalanmasının ve Ön Asya’da emperyalizmin üssü olacak bir Büyük İsrail-Kürdistan-Büyük Ermenistan blokunun kurulmasının sondan bir önceki adımıdır. Şu an itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti devletinin her geçen gün daha da somutlaşan bu projeye yeterli direnci göstermediği izlenimi ağırlık kazanıyor. İnşallah bu izlenim yanıltıcıdır; çünkü bu projeye direnmemek hiçbir şekilde milletimizin menfaatleriyle bağdaştırılamaz, siyasî, askerî, ekonomik hiçbir tehdit bu projeye boyun eğmenin gerekçesi olamaz. Çünkü bu proje Türk Milletinin ve bütün Türk dünyasının ölüme mahkûm edilmesi projesidir. Bu projeye şu veya bu ölçüde hizmet eden Türk vatandaşlarının tarihteki yeri Sevr Anlaşmasını imzalayanların çok aşağısında olur, çünkü bugünkü Türkiye Sevr şartlarındaki Türkiye’den bin kat daha güçlüdür. Uygun bir şekilde paketlendiği takdirde bu projenin Türk Milletine kabul ettirilebileceğini düşünen herkesin de İstiklâl Savaşı tarihini yeniden okuması menfaati icabıdır.