Avrupa’da ve Türkiye’de Din ve Devlet - Erol Manisalı
Küresel (dış) pazarlarda egemenliğin artması için ''içeride tutucu, dışarıda ise liberal ve daha kapitalist'' olmak gerekir. Bu, sömürgeciliğin vazgeçilmeyen ''çifte standardıdır''. Bu nedenle AB içinde, ''sosyal devleti değiştirmek isteyen'' yeni AB anayasasını reddederken dışarıda saldırgan ve vahşi kapitalizmin tüm öğelerini geliştirmeye başladı. Türkiye, AB'nin bu çifte standardında en yüksek faturayı ödeyen ülke (ve ekonomi) olmuştur. Ticari, sınai, parasal, mali piyasaları işgale soyunan AB, Türkiye'ye en liberal ve dışa (AB'ye) açık politikaları dayatmaktadır. cialis coupons printable link discount prescription drug carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenacleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgrenovation vejle renovation skive renovaarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cenacialis walgreen coupon cialis discount cialis coupon
Bu değerlendirmenin kanıtları şunlardır:
1) 15-16 yıldır yapılan seçimlerde muhafazakâr ve sağ oyların oranı arttı. Buna bağlı olarak daha tutucu (ve kapitalist) iktidarlar işbaşına gelmeye başladı.
2) Kendileri içe kapanırken sadece şirketlerinin (ve ekonomilerinin) dışarıdaki etkinliklerinin arttırılması için yeni politikalar üretilmeye başlandı. Daha ''liberal ve kapitalist'' anlayış genişledi. Muhafazakârlıkla çelişkili gibi görülen bu durum kendi içinde çok tutarlıdır.
Küresel (dış) pazarlarda egemenliğin artması için ''içeride tutucu, dışarıda ise liberal ve daha kapitalist'' olmak gerekir. Bu, sömürgeciliğin vazgeçilmeyen ''çifte standardıdır''.
Bu nedenle AB içinde, ''sosyal devleti değiştirmek isteyen'' yeni AB anayasasını reddederken dışarıda saldırgan ve vahşi kapitalizmin tüm öğelerini geliştirmeye başladı. Türkiye, AB'nin bu çifte standardında en yüksek faturayı ödeyen ülke (ve ekonomi) olmuştur. Ticari, sınai, parasal, mali piyasaları işgale soyunan AB, Türkiye'ye en liberal ve dışa (AB'ye) açık politikaları dayatmaktadır.
3) Avrupa'da Hıristiyanlığın (kiliselerin) sosyal, siyasal ve kültürel ağırlığı genişlemektedir. Batı kapitalizminin küresel oligarşisinde Hıristiyanlık, en az askeri güç kadar önemlidir.
Din, devlet ve kapitalizm
Avrupa ve Batı kapitalizmi, soğuk savaş sonrasında din, devlet ve kapitalizm arasındaki bağları güçlendirmektedir.
- Ratzinger (Vatikan), planlı bir biçimde Türkiye ve Ortadoğu misyonunu hazırlamaktadır.
- Türkiye, Ürdün gibi ülkelerde ise önce, tanklar yerine Batı'nın dev şirketlerinin ele geçirmeye başladığı piyasalara patrikler, papazlar yerleştirilmeye başlandı. ABD'nin ve AB'nin Fener Patrikhanesi''ne arka çıkan tutum ve politikaları ile sistem tamamlanıyor. Türkiye örneğinde şirketler devletler ve papazlar art arda geliyorlar; Irak örneğinde ise şirketlere ve papazlara silahlı kuvvetler öncülük ediyor, yol açıyorlar. Sonuçta hepsi birbirini tamamlıyor.
- Türkiye'de, misyonerlik faaliyetleri hiç bu kadar yaygınlaşmamıştır. Meclis'in ve hükümetin Hıristiyanlığın yayılmasına ortam hazırlayan kanun değişiklikleri ve tutumu, sömürgecilere altın tepsi içinde sunulan armağanlardır.
Batı kapitalizminde Hıristiyanlık, siyasi güç, iktisadi güç ve silahlı kuvvetler tam bir eşgüdüm içindedirler. Hıristiyanlık, Avrupa ve ABD kapitalizmi içinde ''asli bir misyona sahiptir''. Kapitalizmin çıkarları Hıristiyanlığın yayılmasına yardımcı olur; Hıristiyanlığın misyonerleri ise piyasaları (ve toplumu) ele geçirmede dekoru tamamlar.
Türkiye''de din ve devlet...
Avrupa'da ve Batı'da bu tamamlaşmaya karşılık Türkiye'de din-devlet-ekonomi bütünleşmesi yoktur. Çünkü din, istismarcılar tarafından vicdani ve şahsi bir unsur olmaktan çıkarılarak, ''İslam veya tarikatlar oligarşisinin'' siyasal ve sosyal düzene egemenliği haline sokulmak istenmektedir.
- Tarikatçılık ve İslami siyaset Cumhuriyete ve sosyal devlete karşıdır.
- Demokrasiye ve laikliğe karşıdır; çünkü İslamın (ve tarikatların) düzeninin ve anlayışının egemen kılınmasını öngörür. Ayrıca ''halkçı olamadığı için'' de sınıfsal yaklaşım yerine dinci ve tarikatçı öğeleri öne çıkarmak zorundadır.
Hıristiyanlığın Avrupa'da verdiği sonuçlarla Türkiye'de İslamın ortaya çıkardığı sonuçlar taban tabana zıttır. Nedeni çok basit ve açıktır; Avrupa (ve Batı), kapitalizmin (ve sömürgeciliğin) kazanan tarafındadır. Hıristiyanlık, işçinin ücretini bile yükseltici sonuç doğurur!.. Ama Türkiye''de İslamın toplumdaki egemenliği iktisadi ve siyasi kazançlar yerine ülkenin sömürgeleşmesinin ve parçalanmasının nedenleri haline gelirler.
Son yüzyıldaki örneklere bakalım; Avrupa (ve Batı) emperyalizmi, maşa olarak siyasi İslamı ve tarikatları kullanmıştır. Ve hâlâ kullanmaktadır. Türkiye, adeta bir laboratuvar konumunda bulunuyor.
Siyasilerimiz kendi ağızlarıyla itiraf etmiyorlar mı? Cumhuriyet, hukuk devleti, toplumsal haklar ve demokrasi yerine İslamcı birliği yerleştirmek istiyorlar. Sömürgecilerin de istediği bu değil mi?