Dış Politika8 Aralık 2005 00:00

DENKTAŞ BÖYLE EZİYET GÖRMEDİ.. - Hüseyin Mümtaz

Denktaş, Denktaş olalı böyle eziyet görmemiştir. Türkiye’deki iktidarın ağır topları, işten el çektirdikleri halde her vesileyle “dokunmadan” edemiyorlar. KKTC’de, devletini ille de Rum’a yamamak isteyen bir hükümet var. Teslimiyet demek olan Annan Plânı konusunda düşüncesinin zorla getirildiği menfi çekimserlik noktasından “kesin bir hayır”a dönmesine neden olan telefon bile neredeyse suç haline getirildi. Serdar Turgut’un konu ile ilgili olarak yazdığı yazıda şöyle bir cümle var: Güya “Ayrıca o günlerde ilginç bir olay daha olmuş ve KKTC’deki kolordu komutanı dosyalarını alıp Aytaç Yalman’la konuşmak için Ankara’ya gelmiş ve ‘bu Annan Planı’nı kabul etmek yerine burada intihar ederim daha iyi’ diye konuşmuş”. Sen ey okuyucu, intihar eden bir korgeneral hatırlıyor musun?discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena

Ben hatırlamıyorum.. Tam tersine o dönemdeki uygun çalışmaları yüzünden terfi eden ve çok önemli görevlere atanan uyumlu orgeneraller tanıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı okyanus ötesinden üst kimliği artık din olduğunu, 80 yıl önceki ulus devletten 1400 yıl önceki ümmet anlayışına geri döndüğümüzü ifade etmeye başlamışken KKTC Başbakanı da “Lokmacı kapısını açacağız, başkentimizi birleştireceğiz” diyor.

Bu nasıl “başkentimiz” a gömleğinin son düğmesi hep açık olup, yakasında bir türlü kravat durmayan Soyer?

Ben “Lefkoşa”nın bölündüğünü bilmiyorum, duymadım.. “Lefkoşa” hiç bölünmedi.

Karşı taraf hep “Nicosia” oldu.

Bir taraf hep “Lefkoşa”, öbür taraf hep “Nicosia” ise bölünen neresi?

Kimle ortak başkent? Rum’la mı?

Rum’un dini “hristiyan-ortodoksluk” değil mi?

Peki Erdoğan birleştirici üst kimliğin Müslümanlık olduğunu söylemedi mi?

Daha da hayret verici olan dünya görüşü bu kadar zıt iki siyasi anlayışın, “Türklüğe” karşı son derece sâdık bir işbirliği içinde olabilmeleri.

Soyer Lokmacı Barikatı’nı açacakmış. Rum istemiyor ki?

Bakın Rauf Bey “Karkot Deresi” adlı kitabının yeni ve genişletilmiş baskısında 1930’lu yılları anlatırken ne diyor..(Sayfa 121)

“Biz çarşıda pazarda, birkaç büyük tüccarın ötesinde, Rum’dan alıp Türklere satan perakendecilerdik. Sanayide, ticarette yok gibiydik.Serbest mesleklerde (hekim, avukat) bir elin parmakları kadardık, mimarımız, mühendisimiz yoktu. ‘Rum hekime gittim; avukatım halen Rum’dur’ sözleri övünme vesilesiydi.”

Dünden beri toplama çıkarma yapıyoruz.. Şimdi yıl 2005’tir. Rauf Bey’in bahsettiği 1930’dan bu yana tam 75 yıl geçmiştir.

Geçmiştir de ne değişmiştir?

TNT’yi kurduk, 63’leri, 67’leri yaşadık, 74’ü başardık, OKTY’den KTFD’ye, sonra KKTC’ye geçtik de ne oldu?

Referandum’da “Yes be annem” dedik de ne oldu?

Kapıları açtık da ne oldu?

Kıbrıs Türkleri yine 75 sene önceki gibi “Kıbrıs’ın zencileri” oldu.

75 sene önceki gibi yine güneye Rum hekime, kliniğe, hastaneye gidiliyor.

KKTC üniversite adası olmuş.. Lâf.. Üst düzey bürokratlar ortaokul-lise çocuklarını “güneye” Rum Kolejlerine yolluyor.

Memurlar, öğrenciler okul-mesai çıkışı; aileler hafta sonu Nicosia’ya gidip süpermarketlerden alış veriş yapıyor.

Türkiye’nin güneydoğusundan gelen vasıfsız işçiler, Kıbrıs Türkleri’nin beğenmediği işlerde çalışırken; Kıbrıs Türkleri güneye gidip Rum’un beğenmediği işte çalışıyor.

Şimdiki ruhsal çöküşün, çaresizliğin, teslimiyetçi ruh halinin en büyük nedeni olan “kapıların tek taraflı açılmasını” ben hâlâ anlamıyorum.

Yanlışta göz göre göre ısrarı hiç anlamıyorum. Bostancı, Lokmacı açılacak da ne olacak?

Habur açılınca ne olduysa o olacak.

Habur Güneydoğu’yu çökertip Kürdü kalkındırmıştır. Ada’da yeşil hat boyunca açılan kapılar da Türk’ü sosyal olarak perişan edip, Rum’un işine yaramıştır.

 

Ama işin bir de başka cephesi var..

Murat Yetkin’in; Orhan Boran’ın Yuki’sine çok benzeyen “bir üst düzey yetkilisi” vardır. Geçen gün şöyle söylemiş:

Bugün Irak’ta olanların on yıl sonra Türkiye’de olmaması için aklımızı başımıza toplamalıyız. Sınırın diğer yanında gelir düzeyi 4 bin dolara yaklaşıyorsa ve bu tarafta 400 dolarsa, neden çocuklarımız- Süleymaniye’ye, Erbil’e okumaya gidiyorlar diye yakınmaya hakkımız yok”.

Biz de şöyle demiştik..

“Başbakan Kürtler için ‘Onlar benim canım ciğerim’ demiş miydi?

Demişti..

Peki canları ve ciğerlerinin ‘güneye’ okumaya gitmesine ses çıkarmayanların, göz yumanların; Denktaş’ın torununun ‘okumak’ için yine ‘güneye’ gitmek istemesine gürültü koparmaya hakları olabilir mi?”

Demek ki kıymetli okuyucu rahatsızlığın kaynağı Ankara’dadır. Rahatsızlık oradan başlayarak çözülecek, düzeltilecektir.

Cumhuriyet’in dinamik güçlerine duyurulur.

AB’nin; referandumdaki “evet”e rağmen ayak sürümesi, Rum’un isteği üzerine tüzükleri ayırmasını göremeyip hâlâ “Başkentimizi birleştireceğik” diye çığlık atanların üstüne üstlük bir de Ruma karşılıksız mal-mülk iadesini öngören yasa hazırlamalarının arkasındaki amacı çok iyi anlıyorum.

Adım adım; reddedilen Annan Planını tek taraflı uygulamaya koyuyorlar.

Kilit nokta Batı Trakya’dır..

Bakın Karkot Deresi’nin 187’inci sayfasında 60’lı yıllarda adaya kayıkla gizlice çıkarken yakalanan Rauf Bey’in, kendisini sorgulayan Yunanlı subayla ilgili olarak anlattıkları:

“Yunanlı subaylardan yaşlıca, başı açık birisi: -Şunu iyice biliniz ki biz Enosis yapacağız, diyor ve ilave ediyor: Yunanistan’da yaşayan Müslümanlar vardır ve çok rahattırlar. Siz de burada yaşamayı öğrenmeli ve Rumlarla eskiden olduğu gibi kardeş gibi yaşamalısınız”.

Rauf Bey hep “Kıbrıs, Girit Olmasın” derdi. Şimdi işte önerilen model Batı Trakya’dır.

Rum hâkim otorite, Türk sığıntı, ikinci-üçüncü sınıf vatandaş.

Yunanistan’ın batısı ile Batı Trakya arasındaki fert başına düşen milli gelir arasında ilkinin lehine tam beş misli fark vardır kıymetli okuyucu..

Alın size 2 Ekim 2005 tarihli bir gazete haberi..

Rodos, İstanköy ve Oniki Ada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği, Yunanistan’da yaşayan Türklerin ifade, kültürel ve dini örgütlenme özgürlüğü üzerindeki baskıların kaldırılmasını, Türk çocuklarına Türkçe öğrenim hakkı verilmesi gerektiğini savundu. Dernek Yönetim Kurulu başkanı Prof.Dr. Mustafa Kaymakçı; Türkçe öğrenim yapan okulların 1972 yılında gerekçesiz olarak kapatıldığına değindi.  Kaymakçı ‘Türklerin Türk kimliği altında örgütlenmeleri Yunanistan’dan talep edilmelidir’ dedi.”

Güler misin, ağlar mısın?

Kıbrıs Türkü’ne model olarak Batı Trakya Türklerinin gösterilmesine güler misin?

Türkiye’de “Birleştiren unsurun din olduğu, Türklüğün alt kimlik olduğu” savunulurken dernek başkanının Batı Trakya için Türk kimliği istiyor olmasına ağlar mısın?

Rauf Bey’in işi çok zor..

Ya bizim işimiz? 8 Aralık 2005

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE 

  HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”