İstihbarat12 Aralık 2005 00:00

APO ve istihbarat örgütleri! - Salih Sevcan

Apo ortaya çıktığı günden itibaren MİT ile ilişkisi hakkında yazılı ve sözlü iddialara sık sık rastladık. Bu söylentilerin ilk kaynakları PKK'nin hedef aldığı Kürt örgütlerin iddiaları, D. Perinçek'in Aydınlık Dergisi, Uğur Mumcu'nun Kürt  Dosyası adlı kitabı ile M. Ali Birand'ın Apo ve PKK adlı kitabıdır. Bütün bu yazılanlar, ileri sürülen iddialar bir yana ama pratikte ilk günlerde Apo'ya dolayısıyla PKK'ya göz yumulduğunu kimse inkar edemez. Sıkı yönetimin ilan edildiği, her tarafta askerin nöbet tuttuğu bir ortamda PKK militanları, uzun namlulu silahlarla sokakların hakimiyetini ele geçirmiş, tek katlı evlerin çatısına kurdukları mevzilerle kurtarılmış bölgeler ilan etmiş, askerlerin gözü önünde işledikleri seri cinayetlerle Güneydoğuyu savaş alanına çevirmiş olduğu bir ortamda devlet yetkilileri olayları sadece seyrediyordu. Bu gelişmeleri zamanın siyasilerine rapor eden MİT'in bir yetkilisi: "Biz MİT olarak gerçeği biliyorduk ancak devleti hiçbir zaman ikna edemedik. Bize inanmadılar veya inanmak istemediler." Şeklinde anlatıyor. (M.Ali Birand, Apo ve PKK, s.99) Bu açıklamadan da anlaşılıyor ki, devlet içinden birileri olayların devam etmesini istiyordu. cialis coupons printable link discount prescription drug cardrenovation vejle renovation skive renovaarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenaabilify abilify alkohol abilifycialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon

Sanıyorum bugünlere bu iddiaların tekrar gündeme gelmesinin altında
yatan bazı nedenler var:

Eve dönüş yasasıyla dağdaki militanların istenilen sayıda teslim
olmaması,

A. Öcalan 'ın yakalanmasıyla örgütün çözülme sürecine gireceği
beklentilerinin boşa çıkması,

Devletin Kürtlere bazı kültürel hakları vererek PKK'nın etkisini
kırma istediği sayabiliriz.

PKK-MİT ilişkisi gündeme gelirken kimse MİT'teki bu ilişkiyi kuran
ve on binlerce insanın ölümüne neden olan MİT içindeki sorumluların
ve suçluların kim olduğunun araştırılması gerektiğini hiç gündeme
getirmedi/ getirmiyor ne hikmetse.
Eğer gerçekten böyle bir ilişki var ise - ki bu ilişki MİT'i
başarısızlığa uğratırken, PKK'yı da büyütmüştür- bu MİT için bir
skandaldır. Ve sorumlularının bulunup cezalandırılması gerekir.
Şayet böyle bir ilişki yok ise; bunu haber yapan basının yalan haber
nedeniyle cezalandırılması gerekir.

Geçmişte böyle bir ilişki kurulmuş olsa da MİT'in de Apo'nun da
ittifakla kabul ettiği, PKK'nın içinde Mit ajanlarının varlığı, söz
konusu olmuş olsa da bugün PKK MİT'in kontrolünden çıkmış,
ilişkilerini MİT'in dışında uluslararası gizli teşkilatlarla
sürdürmektedir.

Örgütün dağılmasını beklemek beyhudedir. Böyle bir beklenti içinde
olanlar hem kendilerini hem de Türk milletini kandırmaktadır.

O artık CIA, MOSSAD gibi örgütlerin elinde Türkiye'ye karşı
uluslararası bir pazarlık unsuru olmuştur.

Türkiye, yıllarca PKK'ya destek veren ülkeler olarak hep İran'ı,
Rusya'yı, Irak'ı Suriye'yi suçlayarak asıl destek veren ABD'yi göz
ardı etti. Oysa onun attığı her adımın CIA'nın kontrolünde olduğunu
gerek Apo'nun yakalanmasında, gerekse bugün Irak Kürdistan'ında
varlığını sürdürmesinde ABD'nin etkisini açıkça görüyoruz.

"Amerika gerçekçidir. Rusya'dan daha gerçekçidir. Kendi
politikasında da daha atılgan, daha dinamiktir. Amerika girişkendir.
Durumlara girebilir." (M.Ali Birand, Apo ve PKK s. 186)

Apo'nun o dönemde ABD'ye yaptığı bu övgüler, ya ABD- PKK ilişkilerde
bir itiraftı, yada ilişki kurmak için ABD'ye attığı bir zarftı.
Neyse ki, CIA ile PKK ilişkileri bundan sonra basına delilleriyle
yansımış, Ecevit de bu ilişkiden haberdar olduğunu söylemişti.

Aslında Apo - MİT ilişkisini, A. Öcalan da inkar etmiyor. Ama onun
kendi açısından yaklaşımı MİT'i kullanmak niyetinde olması ve ancak
bu şekilde ayakta kalabileceğini düşünmesidir. Kendisinin ilk dava
arkadaşı olan nam-ı diğer meçhul Pilot Necati Kaya'yı MİT ajanı
olduğu için, öldürmek isteyen militanlarına engel olması da bu
nedenledir.
 
12 Eylül'den sonra Bakaa Vadisinde yeniden örgütlendiği sırada
toplam sayıları 100 kişiyi geçmeyen PKK'ın o zaman devlete karşı
giriştiği etkin eylemlerle; bugün sayıları 10 binlerce ifade edilen
militanlara ve sokaklara dökülebilen taraftarlara sahip olmasına
karşın sükute ermesine bir anlam vermek gerçekten zor.
 
PKK, bütün bunları yaparken ona bilerek ve kasıtlı olarak seyirci
kalınması onun kendini dev aynasında görmesine ve uluslararası bir
örgüt olmasına; ABD ve Avrupa'nın Türkiye'ye karşı bir koz olarak
kullanmasına kadar giden yolu açtı.

Anlaşılması daha da zor olan cephe ise; NATO'nun ikinci büyük
ordusuna sahip olmakla övünen T.C devletinin yıllarca sınır ötesi
harekatlarla Irak'ta PKK'yı kovalaması; bugün ise terörle mücadele
ortamının ve şartlarının oluşmasına ve Türk askeri Kuzey Irak'ta
olmasına ve "müttefiki"(!) ABD'nin Irak'ta rağmen kendi sorununu
aciz bir şekilde ABD'ye havale etmiş olması ve K.Irak'a müdahale
edememiş olmasıdır.

Öcalan'ın, 'Bu işi bitireyim desem, beni bitirirler. Türkiye'deki en
güçlü kişi bitireyim dese, onu bitirirler' (Düzel, Neşe, Radikal,
27.10.03) sözü bize hem PKK'yı hem de T.C devletini ve hükümetlerini
aşan bir savaşın sürdürülmek istendiğini ve zor da olsa biraz
anlaşılır kıldığını gösteriyor.

Bizim açımızdan anlaşılır olabilecek en açık izah: bugün
uluslararası çıkarlar bunu öngörüyor ve PKK'nın görevinin henüz
bitmediğini; Ortadoğu üzerinde oynanan oyunun gelecekte
taraflarından biri olarak, farklı bir isimle, Türkiye'nin karşısına
çıkarılacağıdır.