DENKTAŞ’IN ÇİLESİ - Hüseyin Mümtaz
Rauf Bey çat burada, çat kapı arkasında.. “Söyleyeceği bir şey varsa adada söylesin” demelerine rağmen her gün Türkiye’nin her köşesinde konuşuyor. Çağrıldığı hiçbir yeri geri çevirmiyor. Yetmiyor, günlük yazı yazıyor.. Onlarca internet sitesinde her gün yüzlerce yazısı dolaşıyor. Yetmiyor, televizyon programları yapıyor. Konuşuyor, yazıyor, geziyor anlatıyor. İyi ediyor. Bize de bu yaştaki mücahidin bitmek bilmeyen enerjisine, kavga gücüne “Maşallah” demek düşüyor. Rauf Bey Akepe’nin kâbusu.. Bakmayın, AB işbirlikçisi, her istiskalden sonra bile Rum’a el uzatmaktan çekinmeyen Soyer hükümetinin de kâbusu. Çünkü Akepe “giderse” Soyer de gidecek…cialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardrenovation vejle renovation skive renovabuscopan link buscopan plus
Adamı Cumhurbaşkanlığından ayırdılar, gene uğraşıyorlar.. Rauf Bey sussa, onlar dayanamıyor, kıyısından, köşesinden dokunuyorlar..
Kıbrıs’ı yazmak için her oturduğumda yazının bir “Rauf Bey Koçaklaması” olmaması için niyetlenirim ama neyleyim ki kalem öyle yazıyor.
Gerçeklerin üzerini örtemezsin ki!
Bakın Akepe yola çıkarken ne demişti;
“Kronik hale gelen, yıllardır çözülemeyen Kıbrıs meselesini ben çözeceğim, hep bir adım önde taktiğiyle bu işi halledeceğim. Benden önceki bütün hükümetler beceriksizdi. Problemin çözülmesinin önündeki en büyük engel de Denktaş’tır. O meselenin dışarısına çıkarılırsa problem çözülür”.
Peki..
Ama elinizi vicdanınıza koyun..
Akepe iktidar olalı 4 yıla, referandumda Kıbrıs Türkü’ne evet dedirttireli 2 yıla, Rauf Bey’e de Cumhurbaşkanlığından el çektirttireli 1 yıla yaklaşıyor..
Ne oldu, çözdünüz mü?
Neden çözemiyorsunuz?
O hep Rum’dan önce atacağınız “bir adımlarınıza” ne oldu?
Duyduk ki AB hem tüzükleri Rum’un istediği gibi ayırmış, hem de görüşmelerin başlaması için Maraş’ın Rum’a teslimini öngörmüş.
Akepe de “eş zamanlı olarak” adaya uzman gönderip anayasanın 159’uncu maddesindeki ufak bir değişiklikle Maraş’ın teslim tezgâhını pazarlamaya başlamış.
Anayasayı değiştirmek zor olunca da, “yasa” ile..
Günaydın beyler..
Sabah şerifleri hayırlar olsun.
Bu yazıyı yazmama sebep, yine Gül ve Erdoğan…
Taa Yeni Zelanda’lardan Rauf Bey’le uğraşıyorlar.
“Bayram değil seyran değilken” Ankara’da Dışişleri Bakanı Gül, Serdar Turgut’a Annan Planı referandumu öncesinde dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la ‘evet’ oyu verilmesi konusunda anlaştıklarını ama Denktaş’ın buna uymadığını söylüyor.. Gül, ‘Denktaş’a; -Sen evet de, Rumlar hayır desin- demiştim. Kabul etmişti. Odamdan çıktı, havaalanına gidene kadar birileri telefon edip görüşünü değiştirtti’ diyor. Gül, Serdar Turgut’un ‘Kim telefon açmış?’ sorusuna ‘Onu tarih yazacaktır. Bunların kimler olduğunu biliyoruz’ karşılığını veriyor.
Tartışmaya taa okyanus ötesinden Erdoğan da bir şekilde müdahil oluyor.
Canterbury Üniversitesi Ulusal Avrupa Etütleri Merkezi'nde verdiği konferansta Kypros Kotzikas isimli bir katılımcının sorusu üzerine; “Sayın Annan, aslında 4. kez bir müzakereye girmek istemedi. Bir dostluk oluşsun düşmanlıklar ortadan kalksın. Bu bölge bir barış bölgesi olsun. Bunun için de Türkiye olarak ne yapabiliriz. Ben Davos'ta Annan'dan rica ettim. O da '4. kez başarısız olmak istemiyorum' dedi. Biz dedik ki her zaman bir adım Rumlardan önde olacağız. Biliyorsunuz Yunanistan ile Türkiye arasında çok ciddi sıkıntılar var. Biz bu sıkıntıları da büyük ölçüde aştık. Ama nasıl aştık iyi niyetle aştık. Biz 'bu sorunu aşmak için de elimizden geleni yapacağız' dedik. Sizler zannediyor musunuz bunları yaparken Türkiye'de bizler böyle çok çok rahatız, huzurluyuz. Bize çok çirkin saldırılar oldu ama biz bunun bedeli ne olursa olsun ödeyeceğiz dedik. Yeter ki Kıbrıs'taki kardeşlerimizle Güney Kıbrıs'taki Rumlar arasında bir barış olsun” diyor.
Doğrusu gözlerim yaşarıyor.
Deme ki bütün bu zorluklara Erdoğan, Kıbrıs Türkleri için, onların Rum’la barış içinde yaşaması için katlanmış.
Kıbrıs’ta 74’den beri savaş mı vardı beyefendi?
Erdoğan ne diyor; “Ben Davos’ta Annan’a söz verdim, Hep bir adım önde olacağız dedim” diyor.
Gül ne diyor; “Annan Planına evet denilmesi için anlaşmıştık, alana gidene kadar bir telefonla Denktaş fikir değiştirdi.”
Ufak ama mide bulandıran bir ayrıntıyı atlıyorlar, bilerek gözden kaçırıyorlar, üzerini örtüyorlar.
Rauf Bey defalarca açıkladı; “Ben Annan’ın patron olduğunu, ne derse kabul edileceğini, Dışişleri Müsteşarına danışmadan masadan kalkmamam gerektiğini Newyork’ta öğrendim” dedi.
“Annan Planına evet diyeceğiz” başkadır, “Ne derse kabul edeceksin” başkadır.
Denktaş’a, Erdoğan’ın Annan’a söz verdiği neden söylenmemiştir?
Söz verildiyse Newyork’a neden gidilmiştir? Davos’ta zaten biten bir işin tiyatrosu mu oynanmıştır Newyork’ta?
“Denktaş” figüran mıdır?
Zaten döndükten sonra da Rauf Bey görüşmelerden çekilmiş, Burgenstock’taki rezalete katılmamıştır.
Lefkoşa’daki görüşmelerde de her şeyi toplantıdan çıktıktan sonra ânında halka açıklamış, tezgâhı ortaya dökmüştür.
Elimde Rauf Bey’in “Karkot Deresi” adlı kitabı var.
Okurken yüreğim cız etti.
1960’lardan bahsederken sayfa 128’de şöyle diyor:
“Rum basını beni bu oyunları teşhir ettiğim için boy hedefi yapmaya devam ediyordu. Esas suçum, 1948’de bir Yunan gazetesine ‘Enosis olamaz..Olursa dağa çıkar savaşırız!’ dememdi.”
Yıl 2005.. Ne yazık ki bu sefer de Kıbrıs Türk tarafı ile Türkiye’deki “ilişik-embedded” basın boy hedefi haline getiriyor Rauf Bey’i.
Suçu gene “Enosis’e hayır” demesi.
Yıl 2005… Rauf Bey Cumhurbaşkanlığını bırakırken de aynı şeyleri söyledi. “Gerekirse dağa çıkarım” dedi, “çizmelerimi giyer, halkın arasına karışırım” dedi.
Arada tam 57 yıl var… Koca koca 57 yıl var.. Bir insan ömrü var.
Siz kaç yaşındasınız muhteremler?
Yaşınız kadar adamın “savaşı” var..
İyi de 81 yaşındaki yaşlı kurt, yalnız kurt yine çizme giymeye kalkarken siz ne yapıyorsunuz kocaman kocaman efendiler?
Yüzünüz de mi kızarmıyor? 7 Aralık 2005
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”