Siyaset9 Eylül 2004 00:00

Toprağımıza göz dikiyorlar

Türkiye’deki toprak satışlarının iyi analiz edildiğinde bunların hiçbirinin tesadüf olmadığının görüleceğini ifade eden Prof. Dr. Anıl Çeçen, “Büyük Ortadoğu Projesi’nin açıklanmasından sonra gündeme gelen Türkiye’de yabancıların toprak satışı kanunu çıkmasından sonra serbest bırakılmasını geçen sene Davos’ta yapılan toplantılarda ABD heyetinin Türk heyeti üzerinde yaptığı baskının bir sonucu olarak değerlendirmek gerekir.coupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardscialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectscialis walgreen coupon site cialis couponmicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

Türkiye’nin etrafında Osmanlı İmparatorluğu’nun tebaası olanlar tarafından kurulmuş olan üç küçük devletin yani Yunanistan, Ermenistan ve İsrail’in toprak alımları konusunda etkin olduğu ve gayrimüslim akrabalıklardan gelen kişileri kullanarak Büyük Yunanistan Projesi çerçevesinde Ege Bölgesi’ne, Büyük Ermenistan Projesi çerçevesinde Van’a, Kars’a ve Ardahan’da ve İsrail’in Büyük İsrail Projesi çerçevesinde su kaynaklarını içine alan GAP Bölgesi’nde toprak alarak Türkiye’nin güneydoğusuna uzandığını görüyoruz. Bunun yanında geçen yüzyıldan Hatay’da hayalleri olan Suriyelilerin yine bu bölgemizde toprak satın aldıklarını biliyoruz. Bazı çevrelerin Anadolu topraklarına göz diktiklerini görüyoruz.

Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Anıl Çeçen toprak satışlarını değerlendirdi

Cumhuriyet tasfiye edilmek isteniyor

Türkiye’de yabancıların toprak satın almasının Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye’ye dayatılan idarî, sosyal, toplumsal ve kültürel değişimin bir parçası olduğunu ifade eden Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Anıl Çeçen, “Toprak alımları, kamu yönetimi reformu, yerel yönetimler yasası ve bu çerçevede yapılmak istenen değişimler Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi bir eyalet olarak bünyesine alma çabasıdır. Öte yandan Büyük Orta Doğu Projesi ise bu girişime karşın ortaya atılmış bir projedir ve yine merkezinde Türkiye’ye dayatılan değişiklik yatmaktadır” dedi.

Yabancılara toprak satışı konusu ve bununla ilgili olarak yasal düzenlemeler AB uyum sürecinde gerçekleşen bur durum. Bu durum analiz edildiğinde fiili durumda ortaya çıkan sonuçlar sadece Türkiye için mi geçerli yoksa bunun diğer örnekleri de bulunuyor mu?

Türkiye 50 yıllık süreçte AB’ye üye olmakta hâlâ zorlanıyor. Ancak Türkiye’nin yapamadığını Avrupalılar yaptı ve Türkiye’nin topraklarına girdi. Avrupa’nın büyük ülkeleri İngiltere ve Almanya’nın öncülüğünde başta Alanya olmak üzere Türkiye’nin değişik sahil bölgelerinde toprak almaktalar. Almanlarla rekabet içerisinde olan İngilizlerin Fethiye, Bodrum, Marmaris, Didim gibi sahil bölgelerinde toprak alıyorlar. Avrupa ülkelerinin Türkiye’den toprak ve mülk almaları 1. Dünya sSavaşı sonrasındaki Sevr zihniyetinin devam ettiğini ve AB’nin Büyük Avrupa Projesi kapsamında Türkiye’yi eyaletler şeklinde kendi bünyesine katmak istediğini ortaya koyması açısında da önemli. Vatan toprakları âdeta batan geminin malları gibi yağmaya açılmış durumda. Türkiye’nin topraklarına Ermenistan, Yunanistan ve İsrail’den oluşan Ortadoğu şeytan üçgeninden saldırılar vardır. Toprak satışları Yeniçağ gazetesi tarafından kamuoyuna yansıtıldığında bunlar mülkiyet hakkı ve mülkiyet edinme özgürlüğü olarak savunuluyor. Bunu savunanlar ‘Elveda Vatan, Merhaba Dünya’ sloganını kullanarak vatan ve vatandaşlık kavramlarını devre dışı bırakarak, yabancıların ülkemizde toprak aldıkları gibi , bizimde yabancı ülkelerde toprak satın alabileceğimizi söylemekteler. Almanlar ve İngilizler Türkiye’nin güneş ülkesi ve yavaş yavaş yaşanacak bir merkez olduğu düşüncesiyle geliyorlar. Ama aynı hakkı Türklere vermiyorlar.

Avrupa Birliği’ne dahil edilen ülkelerde ülkemizdekine benzer yasal ve fiili bir uygulama var mı? Bu tür olaylar diğer ülkelerde nasıl karşılık buluyor?

AB’ye alınan 10 tane Avrupa merkez ülkesinin durumlarına da bu noktada bakmak gerekecektir. Bu ülkeler küçük ülkeler. Bu ülkelere AB’ye girerken kendi vatandaşları dışında hiç AB vatandaşına toprak satışı iznini vermemiştir. 200 bin civarında Alman Alanya Belediyesi’nde temsil hakkı istemiştir. Yerel yönetimlerin değiştirilmesi yönünde adımlar atmışlardır. Bu da bir yeni yapılanmanın gündemde olduğunu göstermektedir. Yabancılar bu doğrultuda Türkiye’de kozmopolit yapıyı gündeme getirmek istemektedirler ki bunu da saklamıyorlar. İstanbul’da bulunan Rumlar, Ermeniler, Süryaniler, Yahudiler yeni bir Bizans arayışı içerisinde olduklarını söylüyorlar. Ankara’ya bağlı olan üniter yapıyı devre dışı bırakarak bir yeni yapıyı gündeme getirirken tam bu sırada da TBMM’den Kamu Yönetimi Reformu Yasa Tasarısı çıkıyor, Merkezi tasfiye eden, merkezde bulunan 15 bakanlığın yetkilerini yerel yönetimlere devretmek istiyorlar ve buna da reform diyorlar ki aslında bu devletin kendisinden vazgeçmesi ya da devletin kendisini tasfiye etmesi kanunudur. Tüm tartışmalara rağmen bu tasarı geçtikten sonra bir de bakıyorsunuz bu seferde Yerel Yönetimler Reform Tasarısı’nı gündeme getiriyorlar. Bu reform tasarısına da baktığınızda illeri birer küçük devletçik haline getiren Ankara’yla olan bağlarını tamamen koparmaya yönelik, dış yönelimlere açık Ortaçağ’dan kalmış şehir devletleri mantığını yeniden yaşatmaya çalışan bir oluşumun hayata geçirilmek istendiğini görüyoruz. Bunların hepsinin de Dünya Bankası destekli olduğunu ve ABD tarafından hazırlanarak reform ada altında Türkiye’ye sunularak Davos Bilderberg gibi Dünya Devleti’nin yaptığı toplantılarda Türkiye Devleti’ni tasfiye eden bu oluşum metinlerini Türkiye Devleti’nin yetkililerine empoze edildiğini ve bu doğrultuda da bu kanunların çıktığını görüyoruz. Yani bir taraftan yabancılara toprak satışı serbest bırakılıyor, diğer taraftan birbiri sıra çıkan yasalarla Türkiye Cumhuriyeti Devleti tasfiye ediliyor. Bu süreçte vatan kavramının ana unsuru olan toprak yabancıların eline geçiyor, böylece devletin ana dayanağı olan ülke unsuru devletin dışında yabancıların kontrolüne veriliyor. Yabancılar da gelip yerleştikleri bölgenin yerel yönetiminde etkin olmaya başlıyorlar Bu da yerel yönetimlerde bir yabancı kimlik ve kozmopolit yapıyı beraberinde getiriyor. bu da Türkiye’nin sahillerinden başlayarak merkeze doğru gidiyor. Bu da Türklerin Anadolu’ya gelmeden önceki yani 1000 yıl öncesinin kozmopolit yapısını gündeme getiriyor. Öte taraftan da Türk Ulusu’nu oluşturan unsurlar alt kimlikler, alt kültürler, ana dilde eğitim ve benzeri uygulamalarla Türk milletinin insanları Çerkez, Laz, Arnavut, Boşnak gibi alt kimliklere yönlendirilerek Türk Milleti’nin tasfiyesi gerçekleştirilmek isteniyor ve böylelikle de kozmopolit Bizans sürecine geçiş hızlandırılmak isteniyor. Bunun yanında Türk Milleti’ni oluşturan unsurların alt kimliklere kaydırılması aşamasında Avrupa kiliseleri aracılığıyla, Vatikan’ın yönlendirdiği bir misyonerlik faaliyetiyle Anadolu insan hızla Hristiyanlaştırılmak isteniyor. Sonuçta da yeni Bizans projesinin önü açılmış oluyor.

Oluşturduğunuz bu tablo bölgenin tamamı düşünüldüğünde BOP ile nasıl bir birliktelik sergiliyor? Türkiye’nin BOP dediğimiz olgu içerisindeki yerini yukarıda oluşturduğunuz tabloyla nasıl birbiriyle örtüştürebiliriz?

AB, ABD ve BOP’un bu zamana kadar birbiriyle paralel iken bu aşamada bu paralelliğin dışına çıkıldığını görmekteyiz. Bu paralelliğin ötesinde bir çatışmanın da ortaya çıktığını yavaş yavaş görmeye başlıyoruz. Gerek AB merkezli, gerek ABD merkezli, gerekse Bilderberg merkezli, Dünya Ekonomik Forumu merkezli, Dünya devletinin Türkiye’nin tasfiyesi konusunda anlaştıklarını görüyoruz. Nasıl Endülüs Devleti tasfiye edildiyse, Anadolu Yarımadasında da Türk Devleti, Türk Milleti ve Müslüman kimlik tasfiye edilecek bunda anlaşıyorlar ama tasfiye sonrası dönemde anlaşamadıklarını görüyoruz. Çünkü AB Yugoslavya modelinde olduğu gibi Türkiye’yi eyaletlere bölerek kendi içine almak istiyor, Kopenhag kriterleri bu doğrultuda bir enstürman olarak kullanılmakta, öbür taraftan ise İsrail’in güdümündeki ABD güçleri bölgedeki etkinliğini arttırmak istiyor. ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi adı altında lanse ettiği bu projeyle bölgeyi etkinliği altına almaya çalışıyor. Bu eksenden baktığımızda BOP bölgede önemli bir jeopolitik güç olan Türkiye’nin Alman-Fransız ağırlıklı bir AB’nin güdümüne girmesini önlemek amacıyla gündeme getirilmiştir. BOP’un Ortadoğu’da Büyük İsrail Projesi’ni gizlemek amacında olduğunu görüyoruz.

ABD’nin devreye girmesiyle Yahudi-Müslüman çatışmasının geri plana bırakılmak istendiğini ayrıca Araplara karşı savaşta da laik Türkiye bir sıçrama tahtası olarak görülmektedir. İşte bu bölgesel oluşumlar çerçevesinde Türkiye artık Ankara’dan yönetilen bir ülke olmaktan çıkarılarak okyanus ötesinden yönetilen ve BOP’un merkezi ve askeri üssü durumuna getirilmek, İsrail’in şemsiye konumuna dönüştürülmek isteniyor.

İşbirlikçilere toprak satılmasın

Türk Eğitim-Sen Van Şube Başkanı Kutbettin Yıldız, yabancıların mülk edinmesinin önünü açan 4916 sayılı yasanın iptal edilmesi için hükûmetin ve TBMM’nin acil olarak adım atması gerektiğini söyledi. Yasaları ve kanunları yapan insanların, bu vatan toprağının ne zor şartlar altında kurtarıldığını ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ne zorluklarla kurulduğunu unuttuğunu öne süren Yıldız, hiçbir Türk vatandaşının başta İsrail olmak üzere yabancılara toprak satmaması gerektiğini belirtti. Kutbettin Yıldız, açıklamasında şunları söyledi: “Özellikle satışı yapılan topraklar uydudan tespit edilen yeraltı zenginlikleriyle değerli ve stratejik alanlarda olması dikkat çekicidir. Bazı vatandaşlarımız arazilerini yabancılara satarak bu oyunun bir parçası haline geliyor. Bu aziz ve mukaddes toprakları satarak asırlardır milyonlarca şehit kanıyla bize bırakılan emanet yokediliyor. Kimsenin özellikle İsrail ve Amerika işbirlikçilerine toprak satmamasını istiyoruz. Bu yasanın da tehlikelerini görerek düzeltilmesi veya iptal edilmesi yönünde hükümetten ve TBMM’den acil olarak adım atmasını bekliyoruz.