Dış Politika6 Aralık 2005 00:00

YENİ ÖCALAN; BARZANİ! (2) - Hüseyin Mümtaz

Gül Akşam’dan Serdar Turgut’a “Türkiye Kürtlere ağabeylik yapacak” diyor. Nedense kimse Türkmenlere yapılacak bir ağabeylikten bahsetmiyor. Kürtler Türkiye sınırına 10 kilometre uzaklıkta 100 milyon varil kapasiteli petrol buluyorlar. Neçirvan Barzani Türkiye’ye teşekkür ediyor, “Sondaj âletleri ve ekipmanın İskenderun-Habur üzerinden getirilmesindeki kolaylık yüzünden Türkiye’ye müteşekkiriz” diyor. Los Angeles Times bile; "Irak’ın komşuları, Iraklı Kürtlerin petrol alanlarından elde edilecek gelirleri kullanarak Türkiye, İran ve Suriye’de yaşayan 20 milyon kadar Kürdün ayaklanmasına yol açacak bağımsız bir devleti finanse etmesi olasılığından kaygılanıyor" yorumunu yapıyor. Bizde tık yok. Türkiye hava sahasını Kürdistan havayollarına açtığı yetmiyormuş gibi “özel” bir havayolu şirketi aracılığı ile Süüleymaniye’ye sefer başlatıyor. Koca Türk Devleti’nin kocaman MİT’inin Müsteşarı “umudumuz Barzani”nin ayağına gönderiliyor. Barzani bu ziyaretten sonra Amerika’ya gidiyor, “President” oluyor.discount drug coupons codesamples.in free discount prescription card

Hakkı Devrim 3 Aralık tarihli “Orduda Yenilik” başlıklı yazısında; 2000 yılında Kırklareli'nde bir askerin, telefon kartında hile suçunun failleri aranırken, iddia edildiğine göre bir yüzbaşı ile bir uzman çavuş tarafından dövüldüğünü, bu sebeple beyin kanaması geçirerek ölmesinden dört yıl sonra ihbarlar üzerine ailesinin ölüme sebep olmakla suçlananlar hakkında dava açılmasını istediğini, bunun üzerine Genelkurmay Başkanının da gerekli izni verdiğini ve böylelikle Yüzbaşı ve uzman çavuştan gayri, bir albay ve bir general hakkında da aynı sebeple dava açıldığını; suçlular hakkında. İki yıl ve on yıl gibi hapis cezaları istendiğini yazıyor ve konu ile ilgili yorumunu şöyle bitiriyordu:

“Uzun lafa gerek yok. Bunlar, altı çizilmesi gereken önemli ve –beklenen- gelişmelerdir.”

Biz de öteden beri; daha doğrusu 4 Temmuz 2003 tarihinden bu yana iddia ediyoruz.

Köklü bir zihniyet değişikliğinden söz edilebilmesi ve herhangi bir davranışın “Orduda Yenilik” ve “önemli ve beklenen gelişme” olarak nitelendirilebilmesi için;…

Sadece son derece vahim ve mutlaka dava açılması gereken bir “âdi” suçtan ötürü değil;

“Süleymaniye Çuvalları” cinayeti için de “yüzbaşı ve uzman çavuştan gayri, bir albay ve general hakkında da” dava açılabilmesi gerekmektedir.

Çünkü o çuval 6000 yıllık Türk tarihinin en elim ve en vahim olayıdır.

Kuzey Irak’ta Kürt devletinin kurulmasının da; Talabani’nin Devlet Başkanı, Barzani’nin Bölgesel Başkan olmasının da başlangıç noktasıdır ve kilometre taşıdır.

Sen ey okuyucu, çeşitli yolsuzluklardan ve adi suçlardan kuvvet komutanı hakkında bile dava açıldığını duydun da Kocatepe ve Muavenet savaş gemileri ve Çuval cinayeti hakkında onbaşıya bile dava açıldığını duydun mu?

Hakkı Devrim kusura bakmasın, “Orduda yenilik” ancak o zaman olur.

            Ve bu kısa girişten sonra dönüyoruz yine yeni başbelamıza, Barzani’ye..

            Barzani; Türk Devleti’nin Özal’dan bu yana ince ince, bir dantel örer gibi özenle yarattığı kendi eliyle besleyip büyüttüğü bir yer altı canavarıdır.

            Çekiç Güç neye yarıyordu sanıyorsunuz?

            İncirlik ve İskenderun Limanı hâlâ bile neye yarıyor sanıyorsunuz?

            Başbakanımız; hava sahasına girerken ilaçlanan uçağı ile on günlük bir okyanus ötesi seyahatindeymiş, ne gam?

            Hapisten çıktıktan sonra cezaevinin acılarını hafifletmek maksadıyla 15 günlüğüne gittiği ve evinde istirahat ettiği arkadaşı, kadim dostu Kâzım Ateş’i ve ailesini taa Avustralya’larda bir sefer de “Başbakan” olarak ziyaret etmenin inanılmaz cazibesine dayanılabilir miydi hiç?

            Murat Yetkin’in “yetkilisi” dün gene sahne aldı ve şöyle dedi:

            “Bugün Irak’ta olanların on yıl sonra Türkiye’de olmaması için aklımızı başımıza toplamalıyız. Sınırın diğer yanında gelir düzeyi 4 bin dolara yaklaşıyorsa ve bu tarafta 400 dolarsa, neden çocukları-mız- Süleymaniye’ye, Erbil’e okumaya gidiyorlar diye yakınmaya hakkımız yok”.

            Tam orada bir dakika “mola”.

            Başbakan Kürtler için “Onlar benim canım ciğerim” demiş miydi?

            Demişti..

            Peki canları ve ciğerlerinin “güneye” okumaya gitmesine ses çıkarmayanların, göz yumanların; Denktaş’ın torununun “okumak” için yine “güneye” gitmek istemesine gürültü koparmaya hakları olabilir mi?

İşin bir de ikinci perdesi var.

O da, Kuzey Irak’taki gecekondu Kürt “üniversitelerinin” denkliğinin YÖK tarafından tanınmasıdır.

Bir kenara yazın.

Sonra da dönüp Tatlıses’in “Kürdistan” konseri için oraya giden “ilişik”lere neden hiç Türkmenlerle görüşmediklerini sorun.

            Ama yine de fazla haksızlık etmeyin..

            Türkiye’deki siyasi iktidar 2002 Kasım’ından beri, bütün “dış Türkler” gibi Türkmenleri de görmezden gelmekte, yok farz etmektedir.

            Kürtlere canım-ciğerim diyen başbakandan sonra Dışişleri Bakanı da “Kürtler de Türkmenler gibi akrabamız” dememiş miydi?

            Genelkurmay Başkanı bile, “Aşiret lideri görüyorduk, şimdi devlet başkanı. Değişen koşullara göre hareket etmemiz gerek” diye fikir beyan etmedi mi?

            Özal’ın Londra’ya “eğitim” için gönderdiği iki gazeteciden biri olan Murat Yetkin (diğeri çoook eski bir milliyetçi ve şimdilerde yine milliyetçi bir gazetede yazıyor ve bir televizyonda da fındık kabuğunu doldurmayan programlar yapıyor) yazıyor;

            “MGK'ya katılan kaynaklardan alınan bilgilere göre, bu toplantıda AB ile üyelik müzakerelerine başlanmasının yanı sıra, Irak ve Kürt konuları da ele alındı. Bu konularda Genelkurmay, Dışişleri ve MİT yetkililerinden bilgi alındı, Barzani ile temas üzerinde ayrıntısıyla duruldu. 15 Aralık'taki Meclis seçimleri ardından Irak'ta yeni bir devletin oluşmuş sayılacağı, eğer bu devlet tanınacaksa, halkının onay verdiği federal statünün de tanınması gerektiği fikrinin bu toplantıda olgunlaştığı anlaşılıyor.  Aynı kaynaklara göre toplantının kilit gelişmesi, Cumhurbaşkanı Sezer'in 'Görülüyor ki, bu soruna yeni bir şekilde bakmamız, Türkiye'nin olumsuz etkilenmemesi için bir siyaset belirlememiz gerekli' anlamına gelen bir beyanda bulunması oluyor. Buna Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün katılması ardından Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök de onay veriyor.
Orgeneral Özkök'ün 29 Ekim'de Çankaya Köşkü'ndeki davet sırasında gazetecilere, ‘Barzani bir aşiret lideriydi. Biz öyle diyorduk. Şimdi durum değişti. Talabani'yi de öyle görüyorduk, şimdi Irak Cumhurbaşkanı. Yarın Türkiye'yi ziyaret etmek isteyecek. O gün nasıl davranacağız? Irak'ı tanıyorsak, değişen koşullara göre hareket edeceğiz’ sözlerinin arkasında, kulislere sızan bilgilere göre, böyle bir perde arkası gelişme bulunuyor.”

            2002 Kasım’ından beri Türkiye Kıbrıs konusunu Rumlarla; Irak konusunu da Kürtlerle işbirliği yaparak çözmeye çalışıyor.

            Her iki halde de bölgedeki “Türk ve Türkmenleri” yok sayıyor.

            Amerika ile Irak(tezkere), AB ile de Kıbrıs meselesini “güneylilerle” hallediyor.

            Kıbrıs’ı Annan; PKK’yı da Barzani üzerinden çözmeyi umut ediyor.

            Ankara’daki yüksek yüksek tepelerde kararlaştırıldığı ve mutabık kalındığı anlaşılan bu yeni politika; politika filan değil, -bükemediğin bileği öp- yaklaşımıdır.

            Ve burada muhteremlerin öptüğü bilek maalesef Rum’un, Kürdün bileğidir.

EOKA’cının; peşmergenin bileğidir.

Kimse kendini kandırmasın; ABD’nin yahut AB’nin zoruyla olması bir şeyi değiştirmez; “engelleyemiyorsan zevk al” yaklaşımıdır bu yaklaşım.

Ve bizi rezil etmektedir.

Bu “yüksek politika” sonucu, görünen köy bellidir; Lefkoşa nasıl gittiyse Kerkük de gidecek.. Sıra Batmana, Şemdinli’ye, Yüksekova’ya, Antalya, Mersine gelecek.

Gelecek değil, gelmiştir bile.

Bizim kanlı katil, çete reisi olarak gördüğümüz Barzani eğer Ankara devlet için umut haline gelmişse vah bize..

Fakat bu hâl bir yandan da onu umut haline getirenlerin de çapsızlığını ifade etmez mi?

            İtiraz etmeden önce dinleyin..

            Gül Akşam’dan Serdar Turgut’a “Türkiye Kürtlere ağabeylik yapacak” diyor.

Nedense kimse Türkmenlere yapılacak bir ağabeylikten bahsetmiyor.

            Kürtler Türkiye sınırına 10 kilometre uzaklıkta 100 milyon varil kapasiteli petrol buluyorlar. Neçirvan Barzani Türkiye’ye teşekkür ediyor, “Sondaj âletleri ve ekipmanın İskenderun-Habur üzerinden getirilmesindeki kolaylık yüzünden Türkiye’ye müteşekkiriz” diyor.

            Los Angeles Times bile; "Irak’ın komşuları, Iraklı Kürtlerin petrol alanlarından elde edilecek gelirleri kullanarak Türkiye, İran ve Suriye’de yaşayan 20 milyon kadar Kürdün ayaklanmasına yol açacak bağımsız bir devleti finanse etmesi olasılığından kaygılanıyor" yorumunu yapıyor.

Bizde tık yok.

Türkiye hava sahasını Kürdistan havayollarına açtığı yetmiyormuş gibi “özel” bir havayolu şirketi aracılığı ile Süüleymaniye’ye sefer başlatıyor.

Koca Türk Devleti’nin kocaman MİT’inin Müsteşarı “umudumuz Barzani”nin ayağına gönderiliyor.

Barzani bu ziyaretten sonra Amerika’ya gidiyor, “President” oluyor.

            Ve diyor ki; “Türkiye beni destekliyor”.

            “Türkiye Kürt sorununa siyasi çözüm düşünürse yardım ederim” diyor.

            Peşmerge Türkiye’ye yardım teklif ediyor.

            “Bağımsızlık her Kürdün en tabii hakkıdır” diyor.

            “Kerkük Kürt şehridir” diyor.

            Barzani a) Kuzey Irak’ta ve b) Güney Anadolu’da Habur sayesinde güçleniyor.

            Hem siyaseten güçleniyor, hem ekonomik olarak güçleniyor.

            Mersin Serbest Bölge, Mersin Limanı, İskenderun Limanı…

            Antalya limanı… Hepsi Barzani’nin para kaynakları.

            Türkiye’deki “büyük holdingler” Habur’dan geçip rüşvet karşılığı Barzani’den bayilik alıyorlar. Barzani’nin değirmenine su taşıyorlar.

Barzani rüşvet imparatorluğunun nasıl bir aile holdingi haline dönüştüğünü Güney Anadolu’da da bilmeyen yok.

            Ve Barzani Güney Anadolu’da da artık bir siyasi ağırlık oluyor, sosyal hareketleri manipüle ediyor.

            Gül Talabani’nin Cumhurbaşkanlığını; Kürtlerin Irak’a entegrasyonlarını sağlayacağı, ayrılıkçı düşünceleri sileceği için uygun karşıladıklarını söylemişti.

            Erdoğan’ın, Gül’ün ve Akepe’nin ince politikaları sayesinde Kürtler Irak’a değil, Türk siyasi hareketine entegre oluyor.

            Güneydoğu’da yavaş yavaş Öcalan değil, Barzanicilik doğuyor ve yükseliyor.

            Irak’ta 15 Aralık’ta seçim var.

Bu seçim Irak’ın üçe bölünmesini, kuzeyin resmen Kürdistan olmasını, Kerkük’ün de Kürdistan’a dahil edilmesini başlatacak olan sürecin; yani Türkiye’nin Irak’ta bir faktör olarak resmen göz ardı edildiğinin, yok edildiğinin de başlangıç noktası.

Ve bu seçime PKK da giriyor. Türkiye girmesin diyor.

Türkiye; kendi demokratik sisteminde engelleyemediği “PKK’lı partilerin” Irak’ta seçime girip girmemesine ne hakla karışıyor?

İstanbul’da Irak’lı Sünnilerle Amerika’nın Bağdat Büyükelçisini buluşturmayı büyük bir siyasi başarı olarak takdim ediyorlar.

Amaç Sünnilerin Irak’ın seçim sürecini boykot etmemeleri, katılmalarıymış.

Halilzad’ı da biliyorsunuz; Tezkere zamanı 80 bin askerle Türkiye’nin bütün liman ve havaalanlarını Amerikan işgaline hazırlamakla görevli Afgan Amerikalı.

Sonra Kabil’e büyükelçi oldu.

Şimdi Bağdat’ta ve İstanbul’da.

Halilzad’ın ortalıkta, hele Türkiye’de fazla görünüyor olması pek hayra alâmet değildir kıymetli okuyucu.

Gül, “akrabası” Kürtlerin ve “mezhep kardeşi” Sünnilerin Irak seçim sürecine katılmalarına katkıda bulunuyor ama Türkmenler için parmağını bile oynatmıyor.

Mehmet Faraç, IKDP yanlısı bir internet sitesinde Temmuz ayında Barzani ile yapılan bir röportajın giriş bölümünü şöyle yazıyor: (Cumhuriyet. 5 Aralık 2005)

“Acaba Kürtler sadece Kürdistan’ın güneyiyle ve Irak’ın ortaklığıyla mı yetinecekler? Hayır… O nedenle Kürdistan Başkanı Barzani, daha şimdiden başlayarak bağımsız Kürt Devleti’nden söz ediyor. Barzani Bağdat’taki mevki ve makamları kendisine haram etmiş, o sadece Kürt halkına hizmet için çalışacağını söylüyor. Bu hizmeti de yalnız Kürdistan’ın güneyi içi olmayacaktır.

Barzani’nin rüyası Kürdistan’ın güneyinden daha büyüktür. Barzani gibi bir lidere Kürdistan’ın güney kenarı dar geliyor. Onun büyük bir ülkeye ihtiyacı var. Kürdistan’ın dört parçasını kapsayan Büyük Kürdistan gece gündüz onun hayallerini süslüyor. O, Büyük Kürdistan’ın hesabını yapıyor. Barzani’nin rüyası, Türklerin, Arapların ve Farsların kâbusudur. Bunlar onun rüyasına alışsınlar. Eline fırsat geçtiği ve dünya konjonktürü uygun olduğu an, o rüyasının gerçekleşmesini talep edecek.”

Bir laf bu kadar mı açık söylenir?

Demek ki neymiş kıymetli okuyucu?

“Türklerin kabusu olacak büyük Kürdistan’ın, rüyası olduğu” Barzani ile Akepe işbirliği yapıyormuş.

MİT Müsteşarını onun ayağına gönderiyormuş.

O da konjonktürü bekliyormuş.

Doğrusu daha hâlâ neyi beklediğini anlamadım.

Akepe’den uygun konjonktür mü olur?

Talabani bile “Erdoğan’ın başında olduğu bir Türkiye’den korkmuyorum” dememiş miydi Moskova’da?

Konunun bir de ne yazık ki öbür tarafı var.

Gül’ün “akrabaları” beni ilgilendirmiyor. Ben kendi akrabalarımın, Türkmenlerin ne yaptığı, ne ettiği ile ilgileniyorum.

Bölge için son derece önemli 15 Aralık seçimlerine giderken Türkmenler ne yapıyor?

Türkmenler; Akepe’nin yürüttüğü “ince” politikalar sayesinde bölük pörçük.. En az üç parça..

Akepe Irak’ta Türkmenlerin “bir faktör” olarak ortaya çıkmalarını istemiyor.

Sünnileri destekliyor, Barzani’yi destekliyor, Talabani’yi tanıyor ama Türkmenleri yok sayıyor.

Fikret Bilâ’nın analizi: (6 Aralık 2005)

“Seçim öncesinde tabloya bakıldığında, Türkmenlerin üç parçaya ayrıldıkları görülüyor:

1.Türkiye yanlıları: Türkmenlerin ana gövdesini Irak Türkmen Cephesi (ITC) oluşturuyor. Irak Türkmen Cephesi'ne "ulusalcı cephe" adı da veriliyor. Irak Türkmen Cephesi mensupları, Türkiye yanlısı olarak biliniyor. İçlerinde hem Sünni hem Şii Türkmenler var.
ITC, 6 ilde seçime giriyor: Musul, Kerkük, Bağdat, Diyala ve Selahaddin. Musul'da ITC, Irak İslami Partisi'nin listesinden seçime katılıyor. Sünni Araplarla işbirliğine gidiyor. ITC'nin Selahaddin (eski Tikrit) kentindeki adayı ise Şii Türkmen Ali Haşimi. ITC'nin Selahaddin'den seçime girmesinin nedeni ise daha önce Kerkük'e bağlı olan Tuzhurmatu ilçesinin, Kerkük'ten alınıp Selahaddin'e bağlanması.

2.Şii Arap yanlıları: Türkmenlerin ikinci grubunu Türkmen İslam Partisi oluşturuyor. Şii Türkmenlerin yer aldığı bu cephe, Şii Arapların oluşturduğu "Şii İtilaf Cephesi"yle birlikte seçime girecek. İslami Türkmen Partisi bu cepheden 3 ilde seçime girecek: Bağdat, Selahaddin, Musul. Şii Türkmenlerin işbirliğine yöneldikleri İtilaf Cephesi'nin liderliğini Abdülaziz Hakim yapıyor.

3.Kürt yanlıları: Türkmenlerin üçüncü gurubunu da Talabani-Barzani liderliğindeki Kürtleri destekleyenler oluşturuyor. Sünni Türkmenlerin yer aldığı bu grup, Erbil ve Kerkük'te KDP ve KYB'nin ortak listesinden seçime katılacaklar. Sünni Türkmenlerin ağırlıklı partisini, "Türkmen Kardaşlık Partisi" oluşturuyor. Seçime 4 adayla katılacaklar.”

Bilâ’’nın “Türkiye yanlısı” olarak takdim ettiği ITC’nin Başkanı ise bakın ne diyor:

“Kerkük'ün Kürt federal yönetimine bağlanmasını öngören referandumdan tedirginlik duyuyoruz. Kerkük elden gidebilir. Kerkük'ün Kürt bölgesine bağlanması için 2007'de yapılması beklenen referandumu engellemek amacıyla Arap partileriyle ortak irade oluşturmaya çalışıyoruz.”

Türkiye'nin Kürdistan bölgesini tanımasının kendilerini bağlamayacağını vurgulayan Başkan Sadettin Ergeç, "Biz kabul etmiyoruz. Eğer bu yaşama geçirilirse Türkmeneli bölgesi nereye gidecek? Kürtlerin, memleketim olan Kerkük'ü elimden almadan herhangi bir oluşuma gitmesine şimdilik ses çıkarmayız" diyor.

Ergeç çok önemli bir lâf daha söylüyor, insan olanın yüreğini dağlayacak, Türk olanın ise kaldıramayacağı bir lâf ediyor.

Türkiye, Kürtlere verdiği desteğin yarısını Türkmenlere verse daha güçlü oluruz?” diyor.

Benim burada “Türklere” bir çift lafım var kıymetli okuyucu, başkası beni hiç ilgilendirmiyor.

Zerre kadar ilgilendirmiyor.

Irak Türkmen Cephesi Başkanı Sadettin Ergeç’in bu sözlerini duydunuz mu?

Ankara’da rahat oturuyor, gece rahat uyuyor musunuz? 06 Aralık 2005


“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE 

  HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”