Hani, Sevr ‘ulusalcı’ bir paranoya idi? - İsrafil Kumbasar
TÜRK milletinin milli mücadele ile birlikte yırtıp ‘tarihin çöplüğüne’ fırlattığı Sevr paçavrası, yeniden gündemde!..Bizler, “Lozan’ın rövanşını almak isteyen emperyalistler, Türkiye’yi hızla Sevr’e sürüklüyor” diye haykırdığımızda, karşı saldırıya geçen ‘işbirlikçi p.çler’, şöyle diyorlardı:- “Sevr Türkiye’nin AB üyeliğinin önünü kesmek isteyen ulusal cephenin ortaya attığı bir paranoyadır!.. Kimsenin Türkiye’ye yeniden Sevr’i kabul ettirme gibi bir amacı yok!..”Sevr’in gündeme gelebilmesi için öncelikle ‘Serv öncesi’ yani ‘mütareke dönemi’ şartlarının oluşturulması gerekiyordu!..Avrupa Birliği’ne giriş süreci çerçevesinde ‘şartlar’ oluşur oluşmaz, ‘raflarda bekleyen’ Sevr ile ilgili talepler de masaya inmeye başladı!..coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cards
Şimdi ise PKK ve Barzani kontrolündeki ‘Kürt ırkçılarını’ kullanıyorlar!..
Nitekim, yıllardan beri emperyalizme yol gösteren Şarkiyat Enstitüleri’nde ‘teorileri’ üretilen ‘Yeni Sevr’ ile ilgili ilk ‘somut’ talep, Kuzey Irak’taki ‘kukla’ yönetimden geldi!..
***
Kuzey Irak’ta Amerika öncülüğünde, İsrail güdümünde bir Yahudi-Kürt devleti kurmaya çalışan ‘işbirlikçi’ peşmerge lideri Mesut Barzani, bölgenin geleceğini belirlemek üzere geçtiğimiz günlerde bir ‘anayasa’ taslağı hazırladı!..
Sözde parlamentoda onaylandıktan sonra referanduma sunulacak olan taslağın ‘giriş’ bölümünde, Sevr ile ilgili şu ifadelere yer veriliyor:
“Anavatanları Kürdistan’da binlerce yıl yaşamış eski bir halk olan Kürtler, diğer uluslar gibi, self-determinasyon (kendi kaderini belirleme) hakkını kullanabilecek niteliklere sahiptir!..
Self-determinasyon hakkı, Birinci Dünya Savaşı sonunda çıkarılan ve ilkeleri uluslararası hukukun temeli haline gelen Wilson’ın 14.Madde’sinde kabul edilen bir haktır!..
1920 Yılında imzalanan Sevr Anlaşması’nın 62-64 no’lu maddeleri Kürtlerin self-determinasyon hakkını tanımasına rağmen, uluslararası çıkarlar ve siyasal dengeler Kürtlerin bu hakkı elde edip uygulamaya geçirmelerini engellemiştir!..
Sevr Antlaşması’na konulan maddelerin tersine, Güney Kürdistan, 1925 yılında, kendi halkının iradesi dikkate alınmadan, Irak devletine müsadere edilmiştir!..
O tarihten bu yana Kürdistan’ın bu kısmı Irak Kürdistan’ı olarak bilinmiştir!..”
***
1920 yılında İstanbul’daki Damat Ferit Hükümeti tarafından imzalanan Sevr Antlaşması, ileride Türk milletinin Anadolu’dan kökünü kazıyacak ‘tuzak’ maddeler ile doluydu!..
Anlaşmanın, Barzani tarafından hazırlanan taslakta atıf yapılan ‘Kürdistan’ başlıklı 62-64.maddelerinde, Kürtlerin bağımsızlıklarını nasıl kazanacaklarının yöntemleri anlatılıyordu!..
Bu maddelere göre, o tarihte henüz ‘sınırı belli olmayan’ Büyük Ermenistan’ın Trabzon’a kadar uzanacak sınırlarının güney kısmının alt bölümü, Osmanlı Devleti’ne bağlı “özerk Kürt bölgesi” olarak gösteriliyordu!..
Yine bu maddelere göre, Suriye ve Irak’ta yaşayan kürtlere de, eğer isterlerse, bu özerk Kürt bölgesine ‘katılma hakkı’ tanınıyordu!..
Katılmanın gerçekleşmesinden bir yıl sonra, özerk Kürdistan bölgesi, ‘bağımsızlık’ için ‘Milletler Cemiyeti’ne başvuru yapabilecekti!..
Milletler Cemiyeti’nin, bağımsızlık talebini uygun bulması halinde Osmanlı Devleti, özerk kürt bölgesini ‘bağımsız bir devlet’ olarak tanımak zorunda kalacaktı!..
***
Sevr anlaşmasını uygulamaya sokmak isteyen emperyalizmin tetikçisi Yunanlılar, bir zamanlar Türk milletinin üzerine ‘tank’, ‘top’, ‘tüfek’ desteğindeki ‘düzenli ordu’ ile gelmişlerdi!..
Şimdi aynı rolü üstlenen Kürt ırkçıları ise, bir taraftan ‘kalleş’ terör eylemlerine başvururken, diğer taraftan Filistin’de ortaya çıkan ‘intifada’ yöntemlerini kullanmaya çalışıyorlar!..
Kent eylemlerinde, özellikle ‘kadınları’ ve ‘çocukları’ ön plana çıkarıyorlar!.. Güvenlik kuvetlerine ‘taş’ ve ‘sopa’ ile saldırıyorlar!..
Mersin’de yine ‘çocukları’ cepheye süren Kürt ırkçıları, bu sefer ‘aynı yöntemler’ ile hareket eden Türk çocuklarını karşılarında buldular!..
‘Taş’a, ‘taş’ ile karşılık gördüler!..
‘Memleketin sahipsiz olmadığını’ gösteren Türk çocukları, polis amcaları tarafından ‘şeker’ ve ‘sakız’ ile ödüllendirildiler!..
Kürt ırkçılarının yaptıkları eylemlerde ‘kadınları’ ve ‘çocukları’ ön planda çıkarması karşısında ‘tek bir satır’ dahi eleştiriye yer vermeyen ‘mütareke basını’, ne yazık ki ‘vatan savunması’ yapan ‘minik’ milli direniş kuvvetlerine ‘ciklet’ ve ‘şeker’ dağıtılmasını şöyle yorumladı:
- “Ödül özendirir, çocuklar militanlaştırıliyor!..”
Ne yani?.. Polis, ne yapsaydı?..
O çocukları da ‘vatan savunması’ yapan ‘ağabeyleri’ gibi tutuklayıp nezarete mi tıksaydı?..
***
Evrensel bir kanundur !..
‘Silah’ ile gelen silah, ‘taş’ ile gelen taş, ‘çiçek’ ile gelen ise çiçek ile karşılık görür!..
Eğer birileri Sevr’i uygulamak için İzmir’e çıkarma yapmaya kalkışırsa, ‘ilk kurşunu’ atacak olan kişiler de kendiliğinden ortaya çıkar!..
‘Büyüklerin’ sustuğu bir ortamda, Mersin’de ihanete karşı ‘ilk taşı’ atarak ‘tarih yazan’ o çocuklar, aslında birer Hasan Tahsin’dirler!..
‘Şeker’ ve ‘ciklet’ yetmez!..
İbret-i âlem için, Mersin’in en kalabalık meydanına kocaman birer heykelleri dikilmelidir!.