Dış Politika29 Kasım 2005 00:00

Diplomatik küstahlık.. Uluç GÜRKAN

AB Temsilcisi, ‘Türkiye azınlıklar konusunda kendisini Lozan’la sınırlayamaz. Olaya Avrupa standartları açısından bakmalıdır’ diyor. Bunu da, AB’nin görüşü olarak diplomatik kanallardan Dışişleri Bakanlığı’na iletmiyor. Basın aracılığıyla kamuoyuna açıklıyor. Eğer Türkiye egemen bir devletse, AB Temsilcisini hemen ‘istenmeyen kişi’ ilan edip Brüksel’e geri göndermesi gerekir. Bu olay, Dışişleri Bakanlığı’nca yapılan ‘Lozan’ı tartışmayız’ özetindeki karşı bir açıklamayla geçiştirilemez. AB Temsilcisi, bir kez daha Türkiye’nin iç işlerine bulaşmıştır. Bunu yaparken de, olmayan bir AB standardına dayanmıştır. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescialis manufacturer coupon open drug coupon cardnaproxennatrium go naproxen kruidvatsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenaclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilo

Kırk yıl önce Mülkiye’de öğrendiğim, şimdi Atılım Üniversitesi’nde öğrencilerimle paylaştığım diplomasi disiplininde dokunulmazlık, temel bir kuraldır. Diplomatlar, görev yaptıkları ülkelerde yargılanamazlar.

Diplomatik dokunulmazlık, milletvekili dokunulmazlığı gibi tartışmalı da değildir. Gerekli ve gerçekçi bir uygulamadır. Kökü de çok eskilere, ilkel toplumlara kadar gider.

Ancak, diplomatlar bulundukları ülkenin içişlerine karışamazlar. Karışırlarsa, ‘istenmeyen kişi’ ilan edilir ve ülkelerine gönderilirler. Bu konuda dokunulmazlıkları yoktur.

***
Şimdi bir soru.. Avrupa Birliği’nin Ankara Temsilcisi Hans Jörg Kretschmer’in Lozan Antlaşması ve Türkiye’deki azınlıklar konusundaki son açıklaması nasıl değerlendirilmeli? Diplomatik dokunulmazlık kapsamında olabilir mi?

AB Temsilcisi, ‘Türkiye azınlıklar konusunda kendisini Lozan’la sınırlayamaz. Olaya Avrupa standartları açısından bakmalıdır’ diyor. Bunu da, AB’nin görüşü olarak diplomatik kanallardan Dışişleri Bakanlığı’na iletmiyor. Basın aracılığıyla kamuoyuna açıklıyor.

Eğer Türkiye egemen bir devletse, AB Temsilcisini hemen ‘istenmeyen kişi’ ilan edip Brüksel’e geri göndermesi gerekir. Bu olay, Dışişleri Bakanlığı’nca yapılan ‘Lozan’ı tartışmayız’ özetindeki karşı bir açıklamayla geçiştirilemez.

AB Temsilcisi, bir kez daha Türkiye’nin iç işlerine bulaşmıştır. Bunu yaparken de, olmayan bir AB standardına dayanmıştır.

AB ülkelerinde standart bir ‘azınlık uygulaması’ yoktur. ‘Avrupa Milli Azınlık Hakları Çerçeve Sözleşmesi’, her ülkenin kendi azınlığını kendisinin tarif edeceğini amirdir. Bu nedenle Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan, ülkelerinde yaşayan Türkleri, Lozan’a da atıf yaparak ‘Müslüman azınlık’ olarak tanımlamaktadır.

Buna karşın AB Temsilcisi, Lozan’ın eskidiğini ve günümüz koşullarına uymadığını, Türkiye’nin Lozan ile yaşamasının gerçekçi olmadığını söyleyebilmektedir. Açık anlatımıyla, hem Türkiye’nin iç işlerine karışmaktadır, hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş anlaşmasını sorgulamaya kalkışmaktadır.

***
AB Temsilcisi Kretschmer’in, halefi Karen Fogg’u dahi aratacak ölçüde küstahlaşması, öncelikle Hükümetin AB ile ilişkilerde sorun yaratmama endişesinin sonucudur. Ötesinde, Başbakan Tayyib Erdoğan’ın başlattığı ‘üst kimlik’ tartışmasıyla da bağlantılıdır.

Başbakan Erdoğan’ın, sözde bilim adamı kimi aklıevvellerce de sahiplenen ‘üst kimliğimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır’ söylemi, özünde Lozan’a yöneliktir. Nitekim, Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’nin üst düzey yetkilisi basına, ‘Başbakan Lozan Anlaşması’nı tartışmaya açmıştır’ diyerek bu noktaya dikkat çekmiştir.

Türklüğü herhangi bir alt etnik kimlik düzeyine indirmek ve bu ülke insanlarının üst kimliğini ulus olmanın ötesinde hukuksal bir tanımla sınırlamak, Türkiye Cumhuriyeti’nin Lozan ile uluslararası geçerlilik kazanan kuruluş felsefesini bütünüyle tersine çevirmektir. Bu amaçla ortaya atılan Amerika örneği de, bütünüyle kafa karıştırmaya yöneliktir.

Denilmektedir ki, ‘Amerika’da bir zencinin uluslararası yarışmalarda başarılı olunca, sırtında bayrağı olduğu halde ulusal marşını dinlerken sevinç gözyaşı dökmesi, o zencinin ABD vatandaşlığını üst kimliği olarak kabul etmesi nedeniyledir.’

Bu doğru değildir. Sorun bakalım o zenciye, ulusal kimliğini ne olarak tanımlıyor? ‘Amerikalı’ olarak mı, yoksa ‘Amerikan vatandaşı’ olarak mı? Sırtındaki bayrağa ne diyor, ‘Amerikan bayrağı’ mı, yoksa ‘Amerikan vatandaşlığı bayrağı’ mı? Dinlerken gözyaşlarını tutamadığı ulusal marşını nasıl tanımlıyor, ‘Amerikan ulusal marşı’ mı, yoksa ‘Amerikan vatandaşlığı marşı’ mı?

Türkiye’de de, ne ay yıldızlı Türk bayrağı ‘Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bayrağı’, ne de İstiklal Marşı ‘Türkiye Cumhuriyeti marşı’ olamaz. Alt kimliği Kürt olan bir yurttaşımız, Türklüğü üst kimlik olarak içine sindiremiyorsa bu onun özel sorunudur. Bu ülkenin insanları kimsenin özel sorunları nedeniyle kendilerini inkar etmek ve bunu yapmasını buyuran yabancı diplomatların küstahlığına seyirci kalmak durumunda değildir.