Siyaset28 Kasım 2005 00:00

Çıkmaz Sokakta Sıkışan Arabalar, İnsanlar ve Bir Ülke... Erol Manisalı

Polat Tower'ın karşısındaki binanın altıncı katının penceresinden Nişantaşı yokuşundan aşağıya doğru ip gibi sıralanmış arabaların ağır aksak Fulya'ya doğru inişlerini seyrediyorum. Sanki bir helikopterdeyim; akşamüstü metre metre ilerleyerek aşağıdaki ışıkları geçmeye çalışan oyuncak arabalar gibi geliyor bana. Elimi uzatsam birkaç tanesini tutup kaldıracağım sanki. Burası İstanbul Cerrahi Hastanesi'nin altıncı katı, dimdik inen yokuşu tepeden görüyor. Bir yakınımı ziyaret için buradayım. cialis manufacturer coupon open drug coupon cardnaproxennatrium go naproxen kruidvatclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilo

Bu manzara, Türkiye''nin sosyo-politik yapısının bir resmi sanki. 200 metrede birkaç karesini yakaladığım bu resim, Türkiye'nin de genel manzarası gibi.

1) Her türden otomobil var. Volvo'su, Renault'su, Ford'u, Tofaş'ı, Mercedes'i, VW'si, Peugeot'su, Rover'ı, Toyota'sı, Opel'i, Chevrolet'si, Fiat'ı, Seat'ı, Dacia'sı, Skoda'sı, Honda'sı 50-60 otomobil içinde sayabildiğim markalar. Türkiye tam bir araba mezarlığı olmuş. Otomobil ithalatı ve çeşitleri hızla artıyor ve bunların yan sanayileri tabii ki kurulamıyor.

Bir süre önce yapılan Formula I'i düşünüyorum. Demek ki önümüzdeki yıllarda ithal edilen araba ve marka sayısı daha da artacak. Kamuoyu bu yöne sürükleniyor. Bu sürüklenme daha çok içimizdeki Danimarka'yı ilgilendiren bir konu: Sade vatandaş bunun çok uzağında. Bu manzara, tipik bir geri kalmışlık göstergesi.

2) İstanbul'un yolları otomobillerle dolmuş, trafik feci. Arabaların büyük bir çoğunluğunda tek bir kişi oturuyor. Bu kentte toplu taşıma çok zayıf, metro sistemi yok gibi. İstanbul ölçeğinde bir kentte 300-400 km. yeraltı raylı sistemi çoktan yapılmış olmalıydı.

Toplu taşımaya ve halka yönelik ne politika ne de uygulama var. Kamunun üstlenmesi gereken bir görev bu. Sosyal devletin üreteceği politikalar ve ayıracağı kaynaklarla çözülecek bir sorun. Ama özellikle çözülmüyor. Halk, piyasaya terk edilmiş. Piyasa (ve şirketler) ne istiyorsa öyle olacak. Halkın ihtiyacı hiç önemli değil.

Özel girişim ve Batı kapitalizmine bağlanma çabası buna izin vermiyor.

Altıncı kattan, aşağıda metre metre ilerlemeye çalışan araçları (ve insanları) izlerken aklımdan bunlar geçiyor.

3) Arabalar ilerlemeye çalışırken yanlarında da seyyar satıcılar yürüyor. Çocuklar, gençler, yaşlılar bunlar; işsizliğin sokağa ittiği insanlar; aç kalmamak için bu dilenciliği yapmaya mecbur edilenler; insanlık adına ne utanç verici bir tablo.

Türkiye'yi yabancı dev tekeller işgal ederken yerli firmalar kapanıyor; fabrikalar kapılarına kilit vuruyor; dış ticaret açığı ve dış borçlar artıyor.

Türkiye güçsüz olduğu için değil, özellikle güçsüzleştirildiği için ortaya çıkan sonuçlar bunlar.

- Sosyal devlet, kamu yararı, toplumsal özgürlükler hep birlikte geri götürülüyor. IMF'ye, AB'ye, Batı'nın dev şirketlerine ekonomi bağlandıkça bunlar oluyor. Türkiye'yi iktisadi ve siyasi olarak yönetenler "planlı bir biçimde ülkeyi bu noktaya sürüklüyorlar" . Nasıl mı; bu işi bilse bilse piyasa bilir diyerek.

Toplu taşıma "halkçı" politikalarla olur. Toplu taşıma olmayınca insanlar özel arabayla bunu sağlamaya çalışırlar. Bu da en büyük kaynak israfıdır. Üstelik bundan sınırlı bir nüfus yararlanabilir. Hatta felç olmuş bir trafikte kimse yaralanamaz.

Çeşitlenen ithal arabalar yalnız dış ticaret açığını yükseltmez; ülkeyi bir araba mezarlığına çevirir ve ekonomiyi dışa bağlar.

Artan işsizlik, sokaklarda marjinal işleri ve mafya faaliyetlerini yaygınlaştırır. Devletin küçüldüğü, sosyal devletin ortadan kalktığı, yabancı şirketlerin piyasaya egemen olmaya başladığı bir ortamda azgelişmişliğin özelliklerini görürüz.

Daha açık söylemek gerekirse sömürgeleştirilen Türkiye''de meydana gelen doğal sonuçlardır bunlar.

Binanın altıncı katından 200 metrelik sokağın görünüşü Türkiye'nin sosyal, politik ve ekonomik durumunun keskin bir fotoğrafı gibi duruyor karşımda. Çözümler ortada, biliniyor. Ama bu uygulamaları yapacak yönetimleri getiremiyoruz, sorun burada.

Gördüğüm manzara, sömürgeleşen Türkiye'nin fotoğraflarıdır. Bazılarına göre bu yabancı araba cümbüşü ve dar sokağa yığılmalar gelişmenin bir göstergesi olarak sunulur.

Batista Küba'sı da böyle değil miydi? Ortalık Amerikan arabasından geçilmiyordu!.. Işıklar, havai fişekler, su gibi içilen içkiler... Paparazzi haberler vs. vs... Türkiye'yi ne kadar da andıran bir manzaraydı eski Küba'daki Batista rejimi...