Siyaset17 Şubat 2005 00:00

Soykirim Iddiasi ve Ataturk"le Ilgili Buyuk Yalan - Mustafa Yıldırım

Avrupalılar, Ermeni soykırımı iddialarına dayanak olarak, Atatürk'ün bu soykırımı kabul eden bir açıklamada bulunduğunu ileri sürdüler. Bu büyük bir yalandır. Avrupa Parlamentosu'nun kararına utangaçça karşı çıkan TBMM de, İstanbul'da basın toplantısıyla kararı kınayan rektörler de,kararlı davranarak bu açık yalanı Avrupa'nın yüzüne çarpmadılar. Oysa bu sahtekarlık, yıllar önce, Ermeni teröristlerin yargılandığı Paris Başkonsolosluğu baskını (1984) ile Orly katliamı davalarında belgelerle sergilenmişti. (1/2) Avrupalı bunu bilmez mi?! Elbette bilir! O zamanlar, Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, iddianın yalan olduğunu 1984'de Paris mahkemelerinde kanıtlamış; tutanaklara geçirtmiş ve ayrıca hazırladığı kitapta da belgelemişti. cialis walgreen coupon cheap cialis cialis coupon

A 'statement' wrongly attributed to Mustafa Kemal Atatürk"
yani "Yanlış olarak M. Kemal Atatürk'e atfedilen sözler" adını
taşıyan kitap, 1984'te İngilizce olarak yayınlanmıştır. Sahtecilikle
ilgili belgelerin de yer aldığı bu kitap, yaban ellerde, Türkiye'yi
karalayan yayınlara karşı bilimsel yanıt olmuştu. (3) O günlerde,
ülkemizde aydın geçinenlerin, Ermeni tezlerini bu denli
destekleyeceklerini ve Avrupalıların oyunlarına araç olacaklarını
öngörebilselerdi, belgeler Türkçe olarak da yayınlanabilirdi.

İyi de olurmuş. Baksanıza bilim kurumları adına açıklama yapanlar
bile ne durumdalar.
Bilim adamı Türkkaya Ataöv'ün kitabında belgelenen bu sahtekarlık
özetle şunlardır:

1-Fransız Paul du Véou, "Le Désastre d'Alexandrette(1938)" adlı
kitabının dipnotunda "Mustafa Kemal İstanbul'da 27 Ocak 1920'de
çıktığı mahkemede Ermeni katliamından Osmanlı Devleti'ni sorumlu
tutan bir açıklama yapmıştır" diye yazmıştı. (4)

2-Amerikan vatandaşı Ermeni Katolik Papazı Nesliyan, 1951 yılında
yayınlanan Les memoires de Mgr. Jean Naslian adlı kitabında bu yalanı
yinelemişti.
3- Ermeni yazar Leon Sürmeliyan, bir kitaba (1976) yazdığı ön
sözde "Türk hükümeti ve basını Mustafa Kemal Paşa'nın 28 Ocak 1919'da
Harb Divanı'nda verdiği ifadeyi unutuyor" diye yazmıştı.



Böylece, oradan oraya aktarılan yayıldıkça yayılmış ve içine girmek
için can atılan Avrupa Birliği'nin parlamentosu'nda belgeye
geçmiştir.

Sahtekarlık, ne denli açık değil mi? Hakkında idam fermanı kesilmiş
olan Mustafa Kemal  Ocak 1920'de kalkıp İstanbul'a gidiyor ve Divan-ı
Harb'de ifade vermiş oluyor. Bu palavrayı pek yerinde görmeyen bir
başkası, tarihi hemen bir yıl öne alıyor. Yıllar sonra da tarih
1921'e alınıyor. En basit soruşturmada bile, yer ve zaman birliği
aranır. Amaç gerçeği ortaya çıkarmak değil ki, böyle yapsınlar.

İstanbul mahkemelerinde konuşan bir "Mustafa Paşa" vardır, ama
o `Mustafa Kemal' değildir. Nice Yurtseveri, bu arada Ermeni'leri
göçertmekle suçlanan bir çok görevliyi, İngiliz işgal kuvvetleri
komutanlığının isteğiyle göstermelik yargılayıp astırtan, kurşuna
dizdirten, İstanbul Saltanatı'nın 1919-1920 dönemi Divan-ı Harb
Reisi, Kürt Teali Cemiyeti kurucusu "Nemrud" Mustafa Paşa'dır.

Sahteciliğe ilk karşı çıkanlar da, Ermeni yazarlar olmuştur.

G. Guerguerian, Papaz Nesliyan'a hatıralarını yayınlanmadan önce
düzeltmesini önermiştir. Papaz, bu düzeltmeyi yapmamış ve kitap bu
yalanla birlikte 1960'da Ermenice'ye de çevrilmiştir.

Guerguerian, yalanı Beyrut'ta yayınlanan Massis Weekly (1967)'de bir
kez daha ortaya koymuştur. Armenian Review dergisinin editörü James
H. Taşçıyan, Boston'da yayınlanan Armenian Weekly (20 Mart 1982) adlı
dergide, "Çağdaş Türkiye'nin kurucusu M. Kemal'in Harb Divanı'nda
ifade verdiğini .. gösterir herhangi bir kanıt yoktur," diyerek
gerçeği yazmaktan geri kalmamıştır. (7)

Türkiye'de öncelikle üniversite yöneticileri, sonra meclis üyeleri ve
hepsinden önce de Dışişleri yetkilileri bu işi ne denli ciddiye
alıyorlar? Türk bilim adamlarının İngilizce, Fransızca bilimsel
yayınlarını neden görmezden geliyorlar? Neden onlara danışmadan
rasgele açıklamalar yapıyorlar? Yanıtlamak oldukça güç. Çünkü Ermeni
yazarlar ikna olmuşlar, ama Türkleri ve T.C devletini yönetenleri
inandırmak daha zorlaşmış gibi.

Davalar tarihe bırakılamaz, yerinde ve zamanında savunma ister.
Çünkü bu işler bir varolma davasıdır. Bu `dava' mahkemelerde
görülmekte, gelecekte ortaya sürülecek tazminat-toprak taleplerinin
alt yapısını oluşturmakta ve etnik ayrıştırma sürecinde başka
iddialara da temel oluşturmaktadır. Daha şimdiden "Rum tehciri" adını
taşıyan kitaplar İstanbul'da yayınlanmaya başlanmıştır.

Hepsinden daha önemlisi, mahkeme konusu olan davalar, tarihe
bırakılacak "think tank" işi ya da "sivil" toplumların "workshop
(atölye)" işi değildir. "Tarihe bırakalım" demek, iddiaları dolaylı
olarak üstlenmek, dahası ülke gençliğini kuşkuya düşürmek, değil
midir?

Bağımsızlık savaşı günlerinde, olanaklar çok kısıtlıyken ve saldırı
cephesinde çatlaklar oluşturmanın en yaşamsal önemde olduğu günlerde
şu değerlendirme yapılırken, eğilip bükülme ya da `tarihe bırakmak'
düşünülmemiştir. Belgeden okuyalım:

"(..) İslam ve İslam olmayan Türk yurttaşları arasında hiçbir ayırım
yapmıyoruz.

Böylece Rumların ve Ermenilerin düşmanla birlikte yurt hainliği
yapmadıkları sürece kaygılanacakları bir durum yoktur. Düşmanca
iftira atanların büyük abartmaları dışında, Ermenilerin tehciri işi
kesinlikle şu gerçeğe dayanmaktadır:

Rus ordusu, 1915'de bize karşı büyük saldırısını başlattığı sırada,
çarlık güdümünde bulunan Taşnak Ermeni komitesi, savaşan
birliklerimizin gerisindeki Ermenileri ayaklandırmıştı.

Düşmanın sayı ve araç üstünlüğü karşısında çekilmek zorunda
kaldığımız için, kendimizi iki ateş arasında kalmış görüyorduk.
Lojistik (ikmal) ve yardım konvoylarımız acımasızca öldürülüyor,
yollar bozuluyor ve Türk köylerinde terör sürdürülüyordu.
Bu cinayetleri işletenler ve yanlarına eli silah tutabilen bütün
Ermenileri alan çeteler, silah, cephane ve yiyecek sağlanmasını,
büyük devletlerin barış döneminde kendilerine kapitülasyonların
kazandırdığı imtiyazlardan yararlanarak bu amaç doğrultusunda, Ermeni
köylerinde oluşturdukları büyük stoklardan yaparlardı.

İngiltere'nin barış döneminde ve savaş alanından uzak İrlanda'ya
uygun gördüğü uygulamaya ilgi göstermeyen dünya kamuoyu, Ermeni
halkın tehciri konusunda almak zorunda kaldığımız karar için bize
karşı tutarlı bir suçlamada bulunamaz. Mustafa Kemal, TBMM Başkanı"
(8)

Bu açıklama, Philadelphia'da yayınlanan Public Ledger adlı gazetenin
yönelttiği sorulara karşılık olarak 25 Şubat 1921'de yapılmıştır.
Oysa şimdinin Avrupa Parlamentosu, Atatürk'ün 1921'de soykırımı kabul
ettiği, yalanını kanıt olarak ileri sürüyor.

Ve görülüyor ki, bu tür davalar, "kabul edilemez" gibi yumuşak,
ikircikli, baştan savma, sözde karşı çıkışlarla değil, ulusal
davaların gerektirdiği sorumluluk bilinciyle savunulur! Tıpkı,
Atatürk'ün yaptığı gibi.

Çünkü yaşamsal davalar açıklıkla savunmayı gerektirir. Hele, hele,
egemenliğe yönelmiş yabancı misyon kararları, kınamakla,
ayıplamakla, "aman incitmeyelim, bizi almazlar" anlayışıyla
değerlendirilemez.

Tıpkı geçmişte olduğu gibi, apaçık yalanlara dayanan kararları alan
sözde demokratlarla ortaklık ilişkisine girmek, sahtekarları muhatap
kabul edip, temsilcilikler açmalarına göz yummak, yurdumuzda 'azınlık
hakları konferansı' düzenletmek, tarihe bırakılacak denli, basit ve
bağışlanabilir bir hata değildir! (9)

Ayrıca unutmamalıdır ki, bugün 90 yıl öncesinin olaylarını
çarpıtarak, Türkiye'yi soykırımla suçlayan Amerika ve özellikle Batı
Avrupa ülkelerini yönetimlerinin uyguladıkları ya da uygulattıkları
soykırımlar sonucunda kanlanan elleri henüz kurumamıştır. Son on
yılda Afrika'da oynadıkları oyunlara bakmak yeter de artar bile.İşte
bu nedenle, savunmanın ya da aklanmanın en geçer yolu, mağdur
ülkelerle dayanışmayı yükseltmek, kara çalıcıları kendi suçlarıyla
yanıtlamaktır.

Yöneticiler konuşurlarken, ne denli iyi niyetle söylenmiş olursa
olsun, her sözcüğün, yarın karşımıza yeni sahteciliğin belgesi olarak
çıkarılacağını düşünerek, özenli davranmalıdırlar.

Atatürk'le ilgili sahtekarlığı, bile bile, karar metinlerine
geçirmekten çekinmeyenlerin yapamayacakları şey yoktur. Hataları
yinelememek için, yapılacak ilk iş, ulusal davalarda öncelikle, Türk
bilim adamlarının görüşlerine, onların emek verdikleri yayınlarına
başvurmak ve bu yayınları gereken yerlere ulaştırmaktır.

Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti'ni yurtdışında, ticari, kültürel,
diplomatik alanlarda temsil edecek olan kişi ya da heyetler, bu
konularda özel olarak eğitilmelidirler.
Bu yurdun nimetlerinden, halkın emeğinden yararlanan iş adamları da,
yabancılara Türkiye'yi eleştiren raporlar sunmak yerine, önce
kendilerini eğitmeli ve sonra da tüm ilişkilerini ulusal davalara
uygun olarak yürütmelidirler. (Mudafaai Hukuk Mart 2002)

_____

1 -"Demands for 'recognition' of the genocide are often made by
Armenian politicians. It is also pointed out (as it was both by the
head of the genocide memorial in Yerevan and by the chairman of the
Armenian parliament's legal affairs committee during the rapporteur's
visit in March 2000) that Kemal Atatürk, in his address to the Grand
National Assembly on 10 April 1921, stated that the Young Turk regime
had committed 'genocide' against the Armenian people during the First
World War. President Robert Kocharian stressed to the rapporteur
that, whilst Armenia was demanding renewed recognition by Turkey of
the genocide, this was not a sine qua non for Armenia as far as
normalisation of relations between the two countries was
concerned." "Report: on the communication from the Commission to the
Council and the European Parliament on the European Union's relations
with the South Caucasus, under the partnership and cooperation
agreements" (COM(1999) 272 - C5-0116/1999 - 1999/2119(COS)) Committee
on Foreign Affairs, Human Rights, Common Security and Defence Policy
apporteur: Per Gahrton, 28 January 2002, PE 302.039 RR\302039EN.doc,
s. 1/1.

2- Orly Havaalanında THY bürosunun bombalanması sonucu: 8 ölü, çoğu
ağır 61 yaralı. ASALA militanı Varoujan Garabedian, müebbet
yatmaktaydı. ABD eyalet devletleri soykırımı tanınma kararları aldı.
Onları, Fransa parlamentosu izledi. Fransız mahkemesi, eylemin milli
dava uğruna işlendiğini gerekçe göstererek, Garabedian'ı Nisan
2001'de salıverdi. Terörist, 4 Mayıs 2001'de Ermenistan'da ulusal
kahraman olarak karşılandı ve başbakan tarafından kabul edildi.
Diaspora ayrı Ermenistan ayrı, diyenler bunu unutmamalı.
3- Türkkaya Ataöv, "A 'Statement' Wrongly Attributed to Mustafa Kemal
Atatürk" A.Ü. S.B.F. Basyn Yayyn Y.O. Basımevi, Ankara, 1984

4- Paris, Editions Baudiniere, 1938, s.121

5- Bu sahtecilik, Orly Katliamı davasında Av. Georges de Maleville
tarafından tutanaklara geçirtilmiştir. Bk. Fransız Avukatın Ermeni
Tezleri Karşısında Türkiye Savunması, Georges de Maleville, Toplumsal
Dönüşüm Yayınları, 2001, çeviri 2. Baskı, s.68-9 (Kitapta konuyla
ilgil ve TBMM kitaplığında bulunan 282 kitap listelenmiştir.) Ayrıca,
La Tragédie Arménienne de 1915, G. De Maleville, Editions Lanore, 1,
rue Palatine 75006 Paris, 1988, p.80-1
6- "Nemrud" Mustafa Paşa, TBMM tarafından 150'likler listesine
alınmıştır.

7- Türkkaya Ataöv, a.g.k , s.21-22

8- Mustafa Onar, "Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları II," T.C. K.
Bakanlığı Y. 1995, s.240. Bu alıntıdaki, Osmanlıca-Türkçe çevirilen
kaynakladığını sandığımız bazı cümle kaymaları, tarafımızca
düzeltilmiştir..

9-Cumhuriyet,9 Haziran 2001

10-Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, belge sahteciliklerini kanıtlayan
kitaplarını TBMM'ye önermişse de, daha yayınlanmamıştır.(Bk. T.
Ataöv, "Atatürk, Ermeniler ve Bizimkiler" Cumhuriyet, 3 Mart 2002,
s.15) Başta Türkkaya Ataöv, B. şimşir, S. Sonyel olmak üzere
aydınlarımızın İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Almanca, Arapça
dillerinde yayınlanmış yapıtları bulunmaktadır. Bunların yanı sıra
Ermeni yazarların kitapları da bulunmaktadır.