Siyaset29 Kasım 2005 00:00

BAYDEMİR' de TÜRKİYE YURTTAŞI !! Selim Somçağ

AKP döneminde AB-Diyarbakır ilişkileri daha da güçlendi,  Osman Baydemir de “bütün Kürtlerin sözcüsü” rolüne iyice ısındı.   Belediye başkanlarının dış politika sahasında herhangi bir görevi ve yetkisi bulunmamasında rağmen Baydemir Eylül ayında Avrupa parlamentosunun davetlisi olarak Brüksel ve Strasbourg’a davet edildi,  buralarda konuşmalar yaptı.   Şemdinli olaylarında da Baydemir hemen sahneye çıktı,  olayın ertesi günü Şemdinli’ye giderek incelemeler yaptı,  demeçler verdi.Bütün bu faaliyetleri medyada geniş yer buldu,  kimse de çıkıp kendisine “Sen Diyarbakır belediye başkanısın.  Şemdinli Diyarbakır’ın bir mahallesi mi?  Görev yerini bırakıp da burada ne geziyorsun, hangi sıfatla demeç veriyorsun?” demedi.      Açıkçası Osman Baydemir iç ve dış ayakları bulunan bir koalisyon tarafından fiilen Türkiye Kürtlerinin siyasî sözcüsü ilân edilmiştir.   cialis manufacturer coupon open drug coupon carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialismicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mgoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

2004’teki bir terör olayında şehit düşen güvenlik güçlerinin ailelerini ziyaret etmeyip, ölen PKKlı teröristlerin ailelerini ziyaret etmesiyle ve teröristlerin cenaze töreni için belediye araçlarını tahsis etmesiyle tanıdığımız Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir dün bir açıklama yaparak şunları söyledi:   “Şemdinli olayları hukuksuzluğun sona ermesi için bir fırsattır.   Kürtleri,  Türkleri,  Lazları,    Alevîleri,  Sünnîleri ortak bir paydada birleştirmeyi becerebilmeliyiz.   Bu ortak payda da Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığıdır.”


Son dönemde Osman Baydemir’in Güneydoğu ile ilgili konularda adeta bir bölge sözcüsü kimliğine büründüğü gözleniyor.   Muğla-Milas’ta ya da Uşak-Eşme’de bir toplumsal olay olduğunda İzmir Belediye Başkanı olay yerine gitmeyeceği gibi bu konuda demeç de vermez,  verse de demeci medyada yer almaz;  çünkü bu konular onun yetki ve sorumluluk alanına girmez.   Yalnızca Diyarbakır şehrinin belediye başkanı olan Osman Baydemir ise Güneydoğu Anadolu’nun her köşesindeki her türlü siyasî ve toplumsal olayla yakından ilgilenmekte,  bu konularda çeşitli yurt içi ve yurt dışı temaslarda bulunup demeçler vermekte ve bütün bu faaliyetleri medyada bol bol yer almaktadır.      Açıkçası Osman Baydemir iç ve dış ayakları bulunan bir koalisyon tarafından fiilen Türkiye Kürtlerinin siyasî sözcüsü ilân edilmiştir.  

Bu süreç Ecevit hükümeti döneminde başladı.   Aralık 1999’da Türkiye AB’ye üye adayı ilân edildikten sonra AB’nin en çok önem verdiği iş Güneydoğu’ya Türkiye’nin geri kalanından çok farklı düzeyde,  çok özel bir ilgi göstermek oldu.   Özellikle Diyarbakır’a çok yakın ilgi gösterildi,  bu ilgi sonucunda AB Diyarbakır’ın kanalizasyon şebekesini yeniledi.   AB yalanının vücuduna zerk edilmesiyle adeta felç geçirerek her türlü özsavunma refleksini yitiren Türkiye buna da seyirci kaldı.   Ecevit hükümeti AB gibi uluslarüstü bir kurumun Türkiye’nin merkezî devletini atlayarak doğrudan doğruya bir belediyeyle çok yakın ilişki kurmasına,  İçişleri Bakanlığı,  Maliye Bakanlığı ve İller Bankasını atlayarak seçilmiş bir belediyeye önemli bir malî ve teknik yardım yapmasına ses çıkarmadı.   Böylece Türkiye Cumhuriyetinin temel yönetim ilkelerinin çiğnenmesine seyirci kaldı.   Hem de AB’nin Türkiye’de altyapı sıkıntısı çeken sayısız şehir varken neden Diyarbakır’ı seçtiği apaçık ortadayken...   Bu şekilde AB Güneydoğu’nun Kürt kökenli insanına “Ankara’dan size hayır yok;  yüzünüzü Brüksel’e dönün” mesajı vererek Türkiye’de kendisine bağlı bir beşinci kol yaratma peşindeydi.   Nitekim 57. hükümetin gafleti ve AB’nin yoğun çabalarıyla bu konuda birkaç yılda büyük mesafe alındı.   O kadar ki ,  2004 Eylülünde sömürge valisi edasıyla Diyarbakır’a giden AB temsilcisi Verheugen sokaklarda insanlar önünü kesip kendisinden iş ve ev isteyince korktu,  “Burada çok yüksek beklentiler yaratmışız;  bu beni ürküttü.” dedi.  

AKP döneminde AB-Diyarbakır ilişkileri daha da güçlendi,  Osman Baydemir de “bütün Kürtlerin sözcüsü” rolüne iyice ısındı.   Belediye başkanlarının dış politika sahasında herhangi bir görevi ve yetkisi bulunmamasında rağmen Baydemir Eylül ayında Avrupa parlamentosunun davetlisi olarak Brüksel ve Strasbourg’a davet edildi,  buralarda konuşmalar yaptı.   Şemdinli olaylarında da Baydemir hemen sahneye çıktı,  olayın ertesi günü Şemdinli’ye giderek incelemeler yaptı,  demeçler verdi.   Bütün bu faaliyetleri medyada geniş yer buldu,  kimse de çıkıp kendisine “Sen Diyarbakır belediye başkanısın.  Şemdinli Diyarbakır’ın bir mahallesi mi?  Görev yerini bırakıp da burada ne geziyorsun, hangi sıfatla demeç veriyorsun?” demedi.   Sahip olduğu “fevkalâde müsaadeye mazhar” statü ve medyanın gösterdiği ilgiyle yelkenleri iyice şişen Baydemir dün de yukarıdaki demeci vererek “Türkiye yurttaşlığı” konusuna el attı.

Demecin Şemdinli konusundaki bölümü hakkında fazla söz gerek yok.   Medyanın bütün maskeleme çabalarına rağmen Şemdinli’de bazı güvenlik görevlilerini çete kurmakla suçlayan kişilerin,  15 yıl hapis yattıktan sonra hükümetin “Dağa Dönüş” affıyla salınan bir PKKlı teröristle Türk bayrağını yakan,  Atatürk büstünü kıran,  güvenlik görevlilerinin evlerini basarak buradaki savunmasız kadın ve çocuklara tasallutta bulunan bir güruhtan ibaret olduğu ortaya çıktı.   Ne var ki Baydemir’in Türkiye-emperyalizm mücadelesinde hangi safta durduğu belli olduğu için bu konuda Susurluk edebiyatı yapması doğaldır.   Gelelim “Türkiye Yurttaşlığı” konusuna...   Bilindiği gibi Türk Milleti Atatürk tarafından şöyle tanımlanmıştır:  “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”   Bu anlayış içerisinde milletin ülkü birliğine iştirak etmek şartıyla etnik köken olarak Türk olmayan Kürt,  Çerkez,  Gürcü,  Boşnak,  Arap,  Yahudi,  Ermeni, Rum gibi kavimlere mensup yurttaşlar da Türk Milletinin bir parçasıdır.    Anayasamızın 66. maddesinde de “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” denmektedir.   Dolayısıyla Türkiye’de siyasî ve sosyal olarak Türk bir etnik grubun adı değil,  Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan Türkiye halkının,  yani Türk Milletinin ortak adıdır.   Türkiye Cumhuriyetinin üniter,  millî ve bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmeye devam edebilmesi bu bilincin varlığını gerektirir.   Bu durumda Baydemir’in Türkü Kürt,  Laz, Çerkez gibi herhangi bir etnik grup derekesine indirgemeye çalışması ve Türkiye halkının ortak kimlik paydasının Türklük değil de,  Türkiye yurttaşlığı olduğunu iddia etmesi Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesine ve anayasaya taban tabana zıttır ve düpedüz bölücülüktür.   Türk Milleti kavramının reddinin Türkiye’yi yeniden Sevr’e götüreceği açıktır.   Özellikle Türkiye’nin hemen güneyinde Amerika’nın kanatları altında palazlanmaya çalışan bir kukla Kürt devleti Türkiye’nin gözünün içine baka baka yuvadan uçma denemelerine girişmişken Türk Milletinin bu tür tehlikeli söylemler hakkında gayet hassas olması doğal ve gereklidir.

Baydemir’in Türkiye Cumhuriyetinin Alevî ve Sünnîleri bile kaynaştıramadığını ima ederek bu konuyu da kaşımaya kalkması dahil, bütün bu bölücü söyleminin vehametinin farkında olmama rağmen yine de kendisine çok kızamadım.  Neden mi?   Baydemir’in Türk millî kimliği konusundaki sözlerinin hemen hemen aynısını üç gün önce Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin başında bulunan Başbakan Tayyip Erdoğan söyledi de ondan.   Türkiye Cumhuriyeti adını taşıyan bir ülkenin başbakanı Türkü Kürt,  Laz,  Çerkez gibi ülkedeki alt kimliklerden biri olarak gösterir,  Türk Milleti kavramı yerine Türkiye yurttaşlığını ihdas etmeye kalkarsa,  devletin 1999’dan beri Brüksel’in kucağına ittiği Diyarbakır’ın belediye başkanının Türk kimliğine daha çok sahip çıkmasını bekleyebilir miyiz?