TSK VE "YENİ TÜRKİYE" PROJESİ - II - Sadi SOMUNCUOĞLU
ABD ve AB''nin açıktan, İngiltere ve NATO''nun ise ne kadar derinden, özellikle "Kürtçülük" üzerinden TSK''yı, TSK üzerinden de gayet iyi ambalajlanmış "çağdaş değerler ve reformlar" hedefiyle devletimizin kuruluş esaslarını değiştirip, Türkiye''yi planladıkları kalıba sokmaya çalıştığını kendi rapor ve açıklamalarından aktardık. Ama henüz bahsetmediğimiz, küresel bir oyuncumuz daha var. ALMAN ŞARKİYAT ENSTİTÜSÜ PKK''nın önde gelen ismi Kani Yılmaz, teröristbaşının uluslararası bir komplo sonucu teslim edildiğini belirtip, bu konuda sorumluluklarını yerine getirmesi gereken ülkeleri sayarken, "Başta Almanya" demişti. Evet hem AB''nin lokomotifi, hem de Türkiye üzerinde en fazla projesi olması sebebiyle, bu ülkeye özel bir yer ayrılması gerekiyor.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadafusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnecialis walgreen coupon site cialis coupon
Yazımızın ilk bölümünde 2000''li yıllara ait rapor ve açıklamaları ele aldık. Şimdi Haziran 1998''e gidelim. Antalya''da gerçekleştirilen 13.Türk-Alman Gazetecilik Semineri''nin konuşmacılarından birisi, yine ülkemizde sivil toplum örgütleri üzerindeki çalışmalarıyla yakından bilinen Konrad Adenauer Vakfı''nın Türkiye Danışmanı, aynı zamanda Alman Şarkiyat Enstitüsü''nün Müdürü Prof. Dr. Udo Steinbach''dır. Steinbach''ın konuşmasının başlığı ise "Laik Cumhuriyetin Güvencesi Olarak Silahlı Kuvvetler"dir. Bu çok uzun konuşmasında Steinbach, ülkelerin toplumsal yaşamında ordunun, yurttaşların ve devlet düzeninin koruyuculuğunu zaman zaman üstlenmesini gerektirecek tehlikeler ortaya çıkabileceğini belirttikten sonra, "Ancak toplumsal gelişmeden kaynaklanan tarihsel dönüşümlere karşı mevcut düzenin sonuna kadar korunması, daha başka iç çatışmalara yol açabilir" der.
ÖZEL VAKA; TÜRKİYE
Türkiye''yi "özel bir vaka" olarak nitelendiren Steinbach, 1980''li yıllara kadar "aynı gemide bulundukları ve Türkiye''nin iç istikrarını önemli gördüklerinden" Türk Ordusu''nun "Garantörlük" imajını sorgulamadıklarını, Doğu-Batı çatışması sürerken müttefiklerin Türkiye''deki duruma karşı endişelerini ileri sürmek istemediğini, NATO ortağı Türkiye''yi zaafa uğratabilecek her şeyden müştereken kaçınıldığını anlatır. Ancak dünya politikasının genel bir dönüşüm geçirip, Doğu-Batı çatışmasının sona ermesinin bu yaklaşımı değiştirdiğini ve eleştirilere başladıklarını itiraf eder.
Devleti Türk Ordusu''nun kurduğunu, Ordu olmasa belki de Türkiye Cumhuriyeti''nin de olmayacağını kaydeden Steinbach''a göre, Ordu, bütün bir Kemalizm dönemi boyunca modernleşmede öncü rolü oynar. Ancak belirli bir noktadan sonra modernleşme yönünde rol oynamaya devam mı ettiği, yoksa gerici bir güç haline mi geldiği sorulmaya başlanır.
ÇOK DİNLİ ANADOLU''NUN DÖNÜŞÜ
Konuşmasında, Türkiye''deki din eksenli tartışmalara dikkat çeken Steinbach, bu durumu "Anadolu''nun geri dönüşü" olarak isimlendirir. Ve kafalarındaki Anadolu''yu tarif eder; "Her zaman etnik çeşitliliğe sahip olan bir Anadolu. Son bin yıldır Anadolu''da birçok halk ve etnik grupla birlikte Türkler ve Kürtler de yaşıyor. Bu Anadolu, Türklerin 11.Yüzyılın sonunda Küçük Asya''ya girmeleriyle birlikte çok dinli bir bölge de olmuştur. Aynı zamanda bu Anadolu çok kültürlüdür. Diğer birçok kültürün yanı sıra Aleviler de yaklaşık bin yıldır kendi inançları ve kültürleriyle Anadolu''da değişik bir renk oluşturuyor."
Şimdi, neden ABD ve AB''nin misyonerliğin serbest bırakılmasını, tek bir Hıristiyanın yaşamadığı yerlerdeki kiliselerin ihya edilip, bunlara tüzel kişilik verilmesini, Alevi vatandaşlarımızın "Sünni olmayan Müslüman topluluk" olarak tanınmasını bu kadar istediği daha iyi anlaşılmıyor mu?
Steinbach konuşmasının devamında, Türkiye''nin bir sivil toplum olma yolunda ilerlediğini ve dinin, hangi biçimlerde ortaya çıkarsa çıksın, bir gerçek, toplumun dönüşüm süreci içinde ihmal edilemez bir öğe haline geldiğini de vurgular. Tüm bunların sonunda ise bir yanda İslamcılar, öte yanda laiklik ve Kemalizm''in koruyucusu olan Ordu şeklinde doğal kutuplaşmanın meydana geldiğini kaydeder. Hemen devamında TSK''nın, hem Kemalizm ve laiklik, hem Türk milliyetçiliği adına Kürt sorununu yok saymasının da Türkiye''de kutuplaşmayı arttırdığını öne sürer.
TSK''DAKİ YENİLİKÇİ UNSURLAR VE KÜRT SORUNUN ÇÖZÜMÜ
Turgut Özal''ın, Türkiye''de Kürtlerin varlığını tespit edince attığı adımları hatırlatan Steinbach, "Özal''ın, eğer Türkiye''de Kürtler varsa, bu sorun politik olarak ele alınmalı ve politik olarak çözümlenmeli" görüşünde olduğunu ancak ölümünün, ülkenin merkezi sorununun çözümünde büyük bir gerilemeye yol açtığını anlatır.
Arkasından, Avrupalılar ve Almanlar olarak, Türkiye''deki İslami sorunun, bu arada Kürt sorunun da demokratik yönden çözüme kavuşturulmasını istediklerini açıklayıp, "Bu durumda ordunun rolü ne olabilir?" sorusunu yöneltir. Cevabını da kendisi verir; Bu olsa olsa akıllı, soğukkanlı ve etkin bir rol olabilir… Ordunun politik ve toplumsal alana etkisinin temel ilkesi, sivil toplumun gelişmesine yönelik bütün faaliyetleri desteklemek olmalıdır…Ordu artık anayasanın demokratikleştirilmesi yönünde tavır koymalıdır… Ordu, yenileşme sürecinin önünün açılması için katkıda bulunabilir. Bunu öyle yapmalıdır ki, belirli bir süreç içinde adım adım kışlasına dönmelidir. İç politikadaki bu gibi gelişmeler de AB tarafından kuvvetle desteklenmelidir. Ordu kendi demokratik ev ödevini yapmaya başlayınca da Avrupa, Türkiye''nin kendisi için ne kadar önemli olduğunu açıkça beyan etmelidir. Bir başka deyişle AB, hiç yanlış anlaşılmaya meydan vermeyecek ve güvenilir biçimde, bu değişmiş Türkiye''yi kendi yeni Avrupa düzeni içinde tanıyacağını söylemelidir…Ordu nihayet, Türkiye''nin Avrupa''ya yakınlaşmasını önleyen dış politika sorunlarına ilişkin kendi ev ödevini de yerine getirmelidir. Bu konuda ilk akla gelen Kıbrıs sorunudur. Bütün gözlemciler, ''Ezeli Düşman'' Yunanistan''a karşı ilk adımların atılmasının ne kadar zor olduğunu biliyor. Ancak Türk Ordusu bir jest yaparak adada konuşlandırılan 30.000 askeri birkaç bin kişi azaltacak olsa (ki bu adadaki Türk halkının güvenliğini hiçbir biçimde tehlikeye atmaz) bu, karşılıklı güvenin oluşması için bir ilk adım oluşturacak ve ne Yunan tarafı, ne de onu destekleyen uluslararası topluluk buna ilgisiz kalamayacaktır.
Şarkiyat Enstitüsü Müdürüne göre, sonuçta bu politik görev karmaşık olmakla birlikte, çözümsüz değildir. Türk toplumundaki yeni güçler, Türk Ordusu içindeki yenilikçi unsurlar ve Türkiye''yi kendisinin önemli bir ortağı olarak gören Avrupa''nın, ülkeyi "Yeni Türkiye" olma yolunda desteklemesi gerektiğini bildiren Steinbach, "Kendisine halen saygı duyulan ordunun da yardımıyla gerçekten çok çeşitli olan sorunlarını çözen Türkiye''nin, içinde eşit kimlik haklarına sahip Türkler ve Kürtlerin, Kemalistler ve İslamcıların, Sünni ve Alevîlerin yaşayacağı bir ülke ve toplum haline gelebileceğini" söyler. Bu noktanın da kendilerini tekrar Kemalizm''e getirdiğini hatırlatıp, bir ideolojiden çok bir zihniyet olan Kemalizm''in akıllıca, yeniden yorumlanması gerektiğine dikkat çeker.
İŞTE GERÇEK GÖRÜŞ VE HEDEF
Ne kadar derin analizler ve bugünkü tartışmalar ışığında bakıldığında ne büyük öngörüler(!). Ancak Antalya''daki bu derin analiz ve öngörülerdeki gerçek hedef ve niyetleri anlayabilmek için aynı kişinin sadece 3 ay sonra Almanya''da Lingen Akademisi''nde verdiği konferansta söylediklerini de hatırlatmamız gerekiyor. Udo Steinbach, tam olarak şöyle der; Sorun Atatürk''ün bir paşa fermanıyla yarattığı yapay ürün, Türk Devleti ve Türk Milleti''dir. Sorun Kemalizm ve Kemalizm''in ulusçuluk ve laiklik ilkeleridir. Sorun, uyduruk, zorlama ve yapay Türk Milleti''dir. Böyle bir millet yoktur. Olmadığını, Türkiye''de yaşanan Türk-Kürt, Müslüman-Laik, Alevi-devlet çatışmalarında görmekteyiz. Bu uyduruk milleti Atatürk nasıl kurdu? Önce Ermenileri yok ettiler, sonra da Rumları. Kürtleri bugüne dek neden yok etmediler bilinmez.
Alman Şarkiyat Enstitüsü Müdürü''nün gerek Antalya, gerekse Lingen Üniversitesi''nde söylediklerinden tam 7 yıl sonra aynı kalıplar içinde, aynı konuları tartışmamız ve gelinen nokta bir tesadüf olabilir mi?
Yarın: Hedef Üniter-Milli Yapı, İşaret Şemdinli