Siyaset22 Kasım 2005 00:00

TSK ve ''Yeni Türkiye'' Projesi - Sadi Somuncuoğlu

Daha önceleri AB''nin Atatürk''ün de hedefi olduğunu söyleyen "demokrat paşamız" Hilmi Özkök, tam da Türkiye Cumhuriyet''in 82.kuruluş yıldönümünde, AB''nin TSK ile ilgili talepleri konusunda, "Bazıları uygun. Bazıları belki ileride uygun hale gelebilir. TSK, siyasi otoritenin kontrolü altındadır" açıklamasını yaptı. Aynı günlerde Kara Kuvvetleri Komutanlığı brövesinden "Atatürk Kocatepe''de" figürü çıkarıldı.Bu gelişmelerden 15 gün sonra da Hollanda Dışişleri Bakanlığı''nın finanse ettiği, Avrupa Güvenlik Araştırmaları Merkezi (CESS)''nin, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politika Merkezi''nin yardımıyla hazırladığı "sivil-asker ilişkileri" konulu rapor açıklandı. Ama AB Komisyonu''nca dikkate alınacağı için merakla beklenen ve büyük önem atfedilen bu rapor nedense daha hazırlık aşmasında yarattığı tartışmalar kadar bile tartışılmadı, "es" geçildi. Oysa Türkiye ile TSK''nın kaderinin tamamen birbirine bağlandığı bu kritik dönemecin kilidi de adeta sözkonusu rapordu. discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialiscialis forum link cialis bez receptacialis walgreen coupon cialis discount cialis couponcialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer couponoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin

Oysa Türkiye ile TSK''nın kaderinin tamamen birbirine bağlandığı bu kritik dönemecin kilidi de adeta sözkonusu rapordu.

Kimileri "AB istiyorsa, doğrudur " diye üzerinde düşünmeye gerek duymayabilir, kimileri de Türkiye''nin içinde bulunduğu şartlarla, sürüklenmek istendiği noktayı nazar-ı dikkate almadan bakıp, rapordaki hususları ilk bakışta "normal" karşılayabilir. Ancak bundan sonrası için "AB''nin referans" yapacağı bu raporun, öylesine, 1 yıl içinde hazırlanmış bir rapor değil, yıllardır, çok çeşitli merkezlerde üretilen projelerin "kapsül"ü olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Tümüyle dış güçlerce hazırlanan bu projenin bize sunulan yüzünde, "demokratikleştirilme" adı altında TSK''nın ülkenin iç-dış güvenliğinden bertaraf edilip, etkisizleştirilmesi var. Perde gerisindeki büyük hedef ise "Kemalizm''in yeniden yorumlanması" kılıfıyla, tümüyle Türkiye''nin kuruluş esaslarının ortadan kaldırılması, "eşit kimlik haklarına sahip Türkler ve Kürtlerin, Kemalistler ve İslamcılar ile Sünni ve Alevilerin" yaşayacağı "Yeni Türkiye"nin yaratılması.

Bu büyük projeyi tam olarak görebilmek için CESS''in raporunu okumak, sonra da biraz gerilere gitmek, ayrı zamanlarda, farklı yerlerde yapılan hesapları birleştirmek şart.

Rapordaki ilk dikkat çeken en çarpıcı değerlendirme, "MGK''nın, evcilleştirilerek, sivil bir bakıcıya teslim edildiği" ifadesi. Başka ilginç tespitler de vardı; AKP ile TSK arasında sağlanan ''çatışma yerine uzlaşma'' stratejisinin, AB uygulamalarına uyum açısından iyiye işaret olduğu, Genelkurmay Başkanı Özkök''ün, TSK''nın günlük politika dışında kalması gerektiğine inandığı, TSK''yı doğrudan ilgilendiren konulardaki görüş ayrılıklarının ''ikna'' ve iki tarafı da memnun eden bir yol bulunarak giderildiği, Özkök''ün, dindar insanların laik siyaset takip edebileceklerini kabul ettiği ve siyasal İslam''ın sembolleri olarak kamusal alana taşınmadıkları sürece halkın dini inançlarına saygı duyduğu gibi.

Bu raporu hazırlayanları iki şey cesaretlendiriyormuş. Birincisi, ülkenin AB üyeliği arayışının, sivil-asker ilişkilerinin bu doğrultuda yeniden tanımlanmadığı takdirde tökezlemesinin etkisinin, ''zarar'' ve ''zedeleme''den ziyade daha felaket olacağıymış. Yani açık tehdit; TSK, istediğimiz hale gelmezse, felakete hazırlanın…İkincisi, ünlü askeri şahıslar da dahil bu konu çok iyi anlaşılmış. Yani sivil-asker, AB''ye teslim olmuşlar. Zaten raporda da, "Askerlerin, bazı durumlarda derin çekincelerini bastırarak, boyun eğdiği" açıkça yazıyor.

Peki, asker-sivil ilişkilerinin AB doğrultusunda yeniden tanımlanmasından kast edilen nedir? Rapor, bunu da cevaplandırıyor; TSK''nın, Dışişleri Bakanlığı politikalarında belirleyici olmaması, Türkiye''nin hangi silahlı kuvvetlere sahip olacağına karar vermemesi, buna uygun plan ve programları hazırlamaması, büyük ölçüde sınırlandırılmış olan özerkliğinin tümüyle ortadan kaldırılması.


ATATÜRK''E SAVAŞ

Yakın zamanda ortaya çıkan bir başka dikkat çekici gelişme ise Batı''nın Atatürk''ü tartışmaya açması oldu. Aslında en önce ABD Dışişleri ve Savunma çevreleri, Atatürk''e "diktatör", Kemalizm''e "demode" dediler. Devlet dairelerinde, okullarda resminin bulunmasını eleştirip, "Türkiye yıllardır Atatürk''ü izledi ama artık yeter. Kemalizm''i bırakıp, kendine yeni bir yön çizmeli" görüşünü dillendirdiler. Atatürk''ün bizzat kendisinin modernleşmenin freni haline geldiğini, yeniden tanımlanması veya bir kenara bırakılması gerektiği iddiaları arasında da gerçek baklayı çıkardılar; Türk kimliğinin yeniden tanımlanması gerekebilir.

Aynı sıralarda Türkiye, Avrupa Parlamentosu raporlarının taslaklarıyla "temel meselelerimizin kaynağının Kemalizm olduğu" görüşüne alıştırılmaya başlandı. Yetkili, yetkisiz AB mensupları "Kemalizm"i hedef yaptı.

Ancak bu sinsi gelişmelerin üzerinde durulmadı veya önemsenmedi. Ne zaman ki, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı, İngiliz Andew Duff, "Atatürk''ün devlet binalarındaki fotoğraflarını artık indirmemizi ve Kemalist milliyetçi ideoloji sorunuyla yüzleşmemizi" istedi, kendimize gelir gibi olduk. Duff''un sadece bu değil, başka teklifleri de ne ilginçtir ABD çevrelerinde yapılan değerlendirmelerle örtüşüyordu; Türkiye bir şekilde Kemalizm''de reforma gitmenin yolunu bulmalı. Sadece yasaları, Anayasayı değil Kemalizm kültürü ve felsefesi de değişmeli…Kemalist Ortodoksluk reformları engelliyor…Ordunun Türkiye''deki mevcut durumu, Kemalist devrimden miras…

PKK için genel af isteyen Duff''a göre, "Kürtlerin siyasal sisteme dahil olması" da gerekiyordu ve Türkiye''ye, nedense kendi ülkesi için hiç düşünmediği "federal sistemi" uygun buluyordu.


TSK''NIN "SİNDİRİLMESİ"

AB ve ABD''nin Kıbrıs ve "Kürt sorunu" başta, Türkiye''nin tüm kırmızı çizgilerinin ortadan kaldırılması, daha açık bir ifadeyle Lozan''ın rövanşını almada tek ve en büyük engel olarak TSK''yı gördüğü artık biliniyor. Son yıllarda özellikle AB kanalıyla, "Kopenhag kriterleri" sihriyle yaptırılan düzenlemelerle, öncelikle Türkiye''nin en donanımlı kurumu olan MGK''nın nasıl "evcilleştirildiğini" bizzat kendileri yazıyorlar. Aslında MGK, TSK''nın evcilleştirilmesinde ilk adımdı. Burada sağlanan kolay başarıdan sonra sıra doğrudan gerçek hedefe geldi. AKP''nin, TSK''ya karşı bilinen "duyguları" da bunu kolaylaştırıp, süreci hızlandırdı. Onun içindir ki, AB''nin son 2 yıllık raporlarında TSK ile ilgili değerlendirmelerin kapsamı genişleyip, TSK''nın etkisizleştirilmesini sağlayacak talepler alabildiğine arttı.

Sadece AB değil, ABD''nin de TSK''yı hedef aldığını belirtmiştik. Nitekim, ABD Dış İlişkiler Konseyi Önleyici Eylemler Merkezi Direktör Yardımcısı David L. Phillips''in 2004 Nisan''ında Radikal gazetesi için kaleme aldığı, "Türk generaller geri çekildi" başlıklı yazısı bu hesapların özeti gibiydi. Phillips''e göre, ABD''nin desteği olmasa, Başbakan Erdoğan, Türkiye''nin Kıbrıs''a yaklaşımını değiştirmeyi başaramazdı. Keza Washington''un sarsılmaz desteği olmasa Türk Ordusu da, verilen tavizleri asla hoşgörüyle karşılamazdı. Böylece Türkiye''nin tarihinde ilk kez ordu, seçilmiş bir hükümete tabi konuma gelmişti.

Ve Phillips, Türkiye''nin AB ümitlerinin, Türkiyeli Kürtlere vaat edilmiş kültürel ve siyasi hakların hayata geçirilmesiyle artacağına inanıyordu.

İNGİLİZLER NE DÜŞÜNÜYOR?

ABD ve AB''nin Kemalizm''le ilgili düşünceleri ortada. Acaba Şark siyasetinin duayeni İngiltere''nin yaklaşımı ve hesapları nedir? Bunun cevabını da yine bir raporda buluyoruz. Hem de ABD ve AB''nin konuyu gündeme almalarından çok önce. İngiliz Parlamentosu Dışişleri Komitesi''nin 30 Nisan 2002 tarihinde yayınladığı Türkiye-AB ilişkileri konulu raporda, tam "İngiliz tarzı" dedirten şu Türkiye tarifi var; Kemalist ideolojiye göre güçlü, milliyetçi kimliği ve laik yapısıyla üniter bir devlet…İlk anda çok olumlu görülen bu cümlede, gerçekte kendilerini rahatsız eden hususların, "Kemalist ideoloji, milliyetçi kimlik, laik ve üniter yapı" yani devletin kuruluş esasları olduğu nasıl da ustaca formüle edilmiş. Zaten hemen ardından, "Kesin görünüş, Kemalist geleneğin AB üyeliği için uygun bulunmadığı ve onların da bunu kurban etmeye hazır olmadığı" denmesi, bu kavramların hiç de tesadüfen seçilmediğinin göstergesi.


NATO OLMAZSA OLMAZ

ABD, AB veya İngiliz…Açıktan Lozan ve Türkiye Cumhuriyeti''nin kuruluş esaslarının hedef alındığı ortadayken, bunların gücü, ABD''li David L. Phillips''in ifadesiyle, "Türk generallerin geri çekilmesine" yetebilir mi?

İşte bu noktada, TSK''nın en yakın çalıştığı kurum olan uluslararası bir organizasyona yönelmemiz gerekiyor, NATO. Daha önce bir başka vesile ile gündeme getirmiştim, bu tablo içinde tekrar etmem gerekiyor. PKK''nın önde gelen isimlerinden Kani Yılmaz, teröristbaşının yakalanması veya teslim edilmesinden 3 ay sonra "İki Ulusun Topyekün Savaşı ya da Barışı" başlıklı bir yazı kaleme almıştı. Bu yazıda Yılmaz, teröristbaşının yakalanmasının uluslararası niteliği bulunduğunu ve Lozan''la arasında tarihsel gerçeklerden kaynaklanan dolaysız bir bağ olduğunu öne sürmüş, NATO tarafından Türkiye''ye biçilen yeni rolün, Kürdistan''ın jeopolitik konumu ve bölge dengeleri üzerinde etki yaratacağını, ayrıca ABD''nin Kafkaslara açılımından, Türkiye-Ermenistan ilişkilerine uzanan bir yelpaze olduğunu anlatmıştı.

İlginçtir, Kani Yılmaz daha o zamanlar Kemalizm''in aşınma sürecine girildiğinden bahsedildiğini de vurgulamıştı.

Yılmaz''ın, İtalya Başbakanı''na atfen bildirdiği, "Öcalan''ın çıkarılmasını NATO istedi" cümlesi ile dönemin ABD''nin İstanbul Başkonsolosu''nun, "Biz Öcalan''ı Türkiye''ye verirken iki şart ileri sürdük; biri idamın uygulanmaması, diğeri Kürt sorununun bu dönemde çözülmesi" sözlerinin altının kalın çizgilerle çizilmesi şart.

Bir de teröristbaşının yakalanmasını uluslararası bir komplo olarak nitelendirdikten sonraki şu iddialarının;

"Kürtler ABD''nin ne yapacağını bekliyorlar. Başta Almanya olmak üzere Avrupa, sorumluluklarının gereğini şimdi yerine getirmeli. İtalya''nın bir ahlaki rolü var. Yunanistan bütün tarihinin en kara töhmeti altında. Töhmetin altından kalkabilmek söz işi değil, eylem işi. Ve eylem, komplonun çıkış merkezi olan NATO''dan başlatılmalıdır."

Yarın: Alman Şarkiyat Enstitüsü''nün Çok Dinli Anadolu Planı