Siyaset15 Şubat 2005 00:00

TBMM, "26 Şubat Azeri soykırımı günüdür" demeli - Sadi Somuncuoğlu

Dağlık Karabağ işgali ve Hocalı soykırımı, bu saatten sonra, bugüne kadar yapıldığı gibi öyle gündem dışı bir iki konuşmayla geçiştirilecek bir mesele değildir. Çünkü büyük dram hâlâ devam etmektedir ve Azerbaycan topraklarının yüzde 20'si işgal altındadır. Buralardaki 1 milyon civarında Azeri de 10 yıldır ayda 10 dolar ve 5 kilo unla yaşamaya çalışmaktadır. Ermenistan'ın Devlet Başkanı Koçaryan'ın talimatı ile 7 bin nüfuslu Hocalı'da yapılan soykırım ise âdeta yanlarına kâr kalmıştır.discount drug coupons click free discount prescription cardescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholfusidinezuur voetschimmel fusidinezuur creme fusidinezuur acne

 AZERBAYCAN Meclis Başkanı Aleskerov, Ermeniler'in 1992'de Hocalı'da giriştiği soykırımı, TBMM'nin tanıması gibi çok doğru ve haklı bir talepte bulundu.
 
 TBMM Başkanı Arınç ise soykırımın yapıldığı 26 Şubat günü milletvekillerinin konuyu gündeme getirebileceklerini söylemekle yetindi.
 
 Böylelikle "bu olayın bir kez daha hatırlanması ve bilgi sahibi olunması" sağlanabilecekmiş. Ne yazık ki işin ciddiyeti ve vahameti ile mütenasip olmayan bu tutum, hepimizi mahcup edip, yaralamıştır.
 
 Dağlık Karabağ işgali ve Hocalı soykırımı, bu saatten sonra, bugüne kadar yapıldığı gibi öyle gündem dışı bir iki konuşmayla geçiştirilecek bir mesele değildir. Çünkü büyük dram hâlâ devam etmektedir ve Azerbaycan topraklarının yüzde 20'si işgal altındadır.
 
 Buralardaki 1 milyon civarında Azeri de 10 yıldır ayda 10 dolar ve 5 kilo unla yaşamaya çalışmaktadır. Ermenistan'ın Devlet Başkanı Koçaryan'ın talimatı ile 7 bin nüfuslu Hocalı'da yapılan soykırım ise âdeta yanlarına kâr kalmıştır. Sivil, silahsız, çocuk, kadın, ihtiyar ayrımı yapılmadan girişilen katliamda öldürmekle yetinmemişler, hunharca şehitlerin gözleri oyulmuş, kafataslarının derisi soyulmuş, organları kesilmiş, hamile kadınların karınları yırtılmış, bazıları diri diri gömülmüştür. Üstelik bu korkunç vahşet, BM "Soykırım Sözleşmesi"ndeki soykırımı tarifine de tam anlamıyla uymaktaydı.
 
 Uluslararası rapor ve kararlar
 
 BÖLGEYE gönderilen AGİK Heyeti'nin 28 Şubat 1992 tarihli kararında, bunun bir işgal olduğu, uluslararası hukuk ve AGİK ilkelerinin kabul edilemez biçimde ihlal edildiği açıklamıştır.
 
 BM Genel Kurulu da 29 Temmuz 1993'te "Ermenistan'ın uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayan saldırgan ve yayılmacı tutumunu kınayan" bir karar alıp, "işgalci güçlerin derhal, tamamen ve ön şartsız" çekilmesini istemiştir.
 
 Bu kararı hiçe sayan Ermeniler, 10-11 Ağustos 1993'te bu kez Cebrayil ve Fuzuli'ye saldırmış; BM Genel Kurulu ise "işgalci güçlerin derhal ve şartsız olarak işgal ettikleri tüm topraklardan çekilmeleri" çağrısını tekrarlamıştır.
 
 AGİT Minsk Grubu 1996'da Ermenistan'ı kınayıp, Azerbaycan'ın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini isterken, aynı yıl BM Genel Kurulu, "Yukarı Karabağ'ın Azerbaycan toprağı olduğunu" 3. defa teyid etmiştir.
 
 Bütün bu kararlara rağmen Savunma Bakanı Sarkisyan, Mayıs 2001'de Ermeni Parlamentosu'nda, "İşgal ettiğimiz topraklar var. Bunda utanılacak bir şey yok. Güvenliğimiz gereği bu toprakları işgal ettik. Belki üslubum diplomatik değil ancak gerçek bu" diyebilmiş ve işgali birinci ağızdan itiraf etmiştir.
 
 Son olarak Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Siyasi İşler Komisyonu Üyesi David Atkinson, bir rapor hazırlamış ve bu, daha 15 gün önce Genel Kurul'da kabul edilmiştir.
 
 Azerbaycan topraklarının önemli bir bölümünün halen Ermeni işgali altında olduğunu belirten Atkinson, "Askeri eylem ve yaygın etnik düşmanlıklar, farklı etniklerin kovulmasına ve sonuçta mono-etnik bölgeler oluşmasına neden olmaktadır.
 
 Bu durum etnik temizlik kavramına benzemektedir." demiştir. Bunun üzerine Erivan, Atkinson'ı Ermeni halkı önünde hesap vermeye çağırırken, Cumhurbaşkanı Koçaryan, raporu "hiçbir gerçek yaptırımı olmayan, hiç kimseye ve hiçbir şeye yaramayan bir kâğıt parçası" olarak nitelendirebilmiştir.
 
 Onlar seyirci, ya biz?
 
 BM, Avrupa Konseyi ve AB, tüm bunları yerinde araştırarak, tespit ediyor ama halen gözünün önünde devam eden işgal ve soykırıma karşı bir şey yapmıyor. Aynı Avrupa Konseyi ve AB, sıra Türkiye'ye gelince, üstelik de 90 yıl öncesine ait bir iftiradan hareketle başımızda giyotin sallamıyor mu? Türkiye'nin, "Dağlık Karabağ sorunu halledilsin, Ermenistan sınırlarımızı tanısın" gibi çok haklı taleplerini duymazdan gelip, sınır kapısını açmamızı, soykırım iftirasını kabul etmemizi istemiyor mu?
 
 Türkiye lehine tek bir kararı bulunmayan Avrupa Parlamentosu da, 2001'de kabul ettiği Güney Kafkasya raporunda dahi, Hocalı katliamı veya milyonlarca Azeri'nin, soykırım tarifine giren "fizik varlığını yok etme sonucunu doğuracak şartlarda" sürgünde yaşamaya zorlanmasından bahsetmek yerine, "Türkiye Azerbaycan'ı destekleyerek Ermenistan'ı tehdit ediyor" deyip, soykırım iftirasını dayatmamış mıdır?
 Ermenistan'ın nihai hedefi Karabağ'ı Ermenistan'a katarak, büyümektir.
 
 Meseleye Türkiye'nin karışmamasını isterken, tanımadığı sınırlarımızı açmamız için AB ve ABD'ye baskı yaptırmaktadır. Ermeni Savunma Bakanı da 2003'ten beri, "Sınırın açılması yıl değil, ay meselesidir.
 
 Bunu söylerken elbette bir bildiğim var." demektedir. Ülkelerin öyle bazı hassas noktaları vardır ki, burada "ekonomi, siyasetin üzerine çıkıp, siyaseti belirleyen" olamaz. Azerbaycan da böyledir. Haziran 2002'de dönemin Dışişleri Bakanı Cem'in "önce Bakü gelir" demesi gibi...
 
 Bu öncelik asla değişmemelidir. Büyük Ermenistan için çalışıldığı ve şah damarımızdaki en ufak bir kesiğin, Türkiye'nin canına kast sonucunu doğuracağı unutulmadan. Ne demişti Rus fanatik Jirinovski; "Soykırım meselesi üzerine gidilerek, Türkiye'ye yüklü tazminatlar ödetmek gerekli. 15 yıl sonra Ermeni bayrağı Ağrı Dağı tepesinde dalgalanacak"
 Bu tablo karşısında TBMM'nin, BM, AGİT ve AKPM kararlarına dayanarak, 26 Şubat için "Hocalı'da soykırım yapıldı" kararı alması öncelikle milli ve insani bir görevdir.
 
 Kararda, bütün dünya parlamentolarına bu soykırımı tanıma ile işgalin kaldırılması çağrısı da yer almalıdır. Böylece hem bir hakkın gecikmiş teslimi sağlanacak, hem Ermeni azgınlıkları ve destekçilerine önemli bir cevap verilmiş olacaktır.