Siyaset15 Şubat 2005 00:00

Tarihi Unutmayalım : Bitlis Yanıyor - Asuman Özdemir

Asker ve jandarmanın yetişmesi ile mahallelerine çekilen Ermeniler bir taraftan kundak atarak şehrin her tarafında yangın çıkarıyor, bir taraftan da dükkanlarına ve evlerine dönen Türklerin üzerine saldırarak rast geldiklerini öldürüyorlardı. Asker zabıta kuvvetleri ile bir taraftan yangını söndürmeye, diğer taraftan Ermeni ihtilâlcileri dağıtmaya çalışıyorlardı. new prescription coupons lilly cialis coupon online cialis couponscoupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardscialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effects

1893 senesinin teşrinievvelinin on üçüncü Cuma günü Bitlis’teki Hınk Horen Ermeni kilisesi hınça hınç dolmuştu, bu içtima da her zamankine benzemeyen bir fevkalâdelik vardı; bütün ermeni muteberanından maada etraf köylerden ve kazalardan Ermeniler gelmişti. Biraz sonra içeriye karasakallı, hafifçe esmer birisi girdi. Herkes makamı tazimde yağa kalktı; bu gelen, Protestan misyonerlerinden (Corç) idi.
 
 Corc Hınçakyan komitesinin eli, ayağı ve ihtilâlin o taraflarda nâzımı idi. Corc etrafa müteazzımane selam verdikten sonra hitabet kürsüsüne çıktı; bir, iki defa öksürdükten ve manyatizma eder gibi herkesi şöyle bir süzdükten sonra başladı:
 
 - “Biliyor musunuz? Bu sıralarda ermeni milletinin tarihi yazılıyor! Bu tarihi şöyle veya böyle yazman, şerefle açıp, şerefle bitirmek sizin, Ermeni kavmi necibinin elindedir. Anadolu’nun her tarafında isyan başlamıştır. Payitahttaki ihtilâller yeniden canlanmıştır. Ermenistan bayrağı her tarafta dalgalanıyor, bu bayrağın üzerinde istiklâl, hürriyet ve barbar Türklere lânet yazılıdır. Bütün düveli muazzama sizinle beraberdir. İngiltere sizlere en yeni silâhlardan göndermiştir. Bu silâhları ben pekâla biliyorsunuz ki iktiza edenlere verdim. Silahı olmayan bana müracaat etsin, vereyim.
 
 Hınçak komitemiz, kahraman sadasını bütün âlemi medeniyete duyurmuştur, ve size lâzım olan silâhlarla beraber para da temin etmiştir. Bugün barbar Müslümanların Cuma günüdür. Vahşiler bugün kendi köhne ve bayağı dinlerince camilere dolarlar. Bugün Ermenistan’da ki bütün memleketlerin camilerine kahramanlarımız hücum edecektir. Komitenin bana verdiği emir ve talimat mucibince ben de size Allah’ın evinde ve Allah’la İsa’nın huzurunda size emrediyorum. Bugün burada camiler basılacak ve barbarlar itlaf edilecektir. Bugün sizde camileri basıp kan dökmelisiniz ki beylik ve istiklâl alasınız.
 
 Bugün öğle ezanı okunmazdan evvel vahşiler dükkanlarını kapatıp camilere dolacaktır; siz de silâhlarınızı alacaksınız dükkanlarınızı kapatacaksınız, bugün daha geceden hem namaz kılmak, hem de alışveriş etmek için şehre birtakım Kürtler ve aşiret ayıları da gelmişlerdir. Bunların gelmesi plânımızın tatbiki için hayırlı olmuştur.
 Evleriniz de dükkanlarınız da bulunan eşyanın kısmı azamını bu Kürtlerin ve aşiretlerin çadır kurdukları hanların yakınına koyacaksınız. Bir kısmını da Türk mahallelerinin münasip mahallerine atıp saçacaksınız.
 
 Kadınlarınızın bir takımı Türk mahallelerine gidip Kürtlerin ve aşiretlerin Türk dükkanlarını yağma ettiklerini söyleyecektir. Bu suretle Türk’lerle Kürtler’in arası açılmalıdır. Hükümet memurlarına da Türkler’in ve Kürtler’in Ermeni mallarını yağma ettiklerini iddia eyleyeceksiniz. Anlıyor musunuz?
 
 Bir taraftan bu propaganda yapılırken barbarlar Cuma namazından çıkmadan camilere hücum edip katliâm edeceksiniz. Bugün bir Türk öldüren, Ermeni tarihinin parlak bir sayfasını yazmış ve cennete Allah’ın en güzel meleği olarak kendisine yer hazırlanmış olacaktır. Gaziler ölünceye kadar âlamei medeniyetin takdirini kazanacak, şehitler İsa peygamberin havarileri gibi şöhret ve şan alacaklardır.
 
 Size söyleyeceklerim bunlardan ibarettir. Allah ve İsa peygamber yardımcınız olsun!”
 
 Bu nutku Ermeniler derin bir huşuu içinde dinlediler ve Allah’ın Hinçakyanın emrini harfiyen tatbik edeceklerini söylediler. Kiliseden çıkmazdan evvel birisi bağırdı:
 
 - “Hey kardeşler! Bugün barbarlar Cuma namazında iken pis kanlarını akıtacağımıza şurada İsa Peygamber namına yemin edelim.”
 
 Bütün cemaat bir gulgule halinde cevap verdi:
 
 - “Barbarları, bugün Cuma namazında tepeleyeceğimize İsa Peygamber namına yemin ederiz.”
 
 Cemaat gitmeye hazırlanıyordu; Corc tekrar seslendi:
 
 - “Hepinizin silâhı var mı? Olmayanlar Karmırak kilisesine gelsinler; silâh verelim.”
 
 Birçok sesler işitildi; soruyorlardı:
 
 - “Şimdi gitsek silâh alabilir miyiz?”
 - “Hay hay! Vakit geçirmeyiniz.”
 
 Bitlis Ermeni muteberanından Basmacıyan Hacı Manok yağa kalktı; heyecanlı bir sesle bağırdı:
 
 - “Yaşasın Ermeni milleti! Kardeşler; bugün her kim millet için canını feda ederse şehit olacaktır. Şehit olanların ailesi de hiçbir vakit idaresiz, ekmeksiz, parasız kalmayacaktır. Vakit geçiyor; şimdi hepimiz gidip bize burada verilen talimat dairesinde işe başlayalım; Allah yardımcımız olsun. Hepimiz kanımızın son damlasına kadar uğraşacağımıza yemin ederiz!”
 
 Cemaat bu suretle dağıldı.
 
 O gün Müslümanlar Cuma namazının ikinci rekâtında idiler; Ermeni kiliselerinden kampana çalmaya başladı ve akabinde üç el silâh atıldı. Bu, hücum emri idi. Bürün Ermeniler silâhlarını çekerek, şikârının üzerine atılan kana susamış vahşi kaplanlar gibi camilere hücum ettiler. Esasen birkaç zamandan beri Ermenilerin bir karışıklık çıkaracağını sezmiş olan Müslümanlar, çan ve silâh seslerini duyunca camilerden çıkmaya ve canlarını müdafaaya hazırlanmışlardı. Kürtlerle aşiretlerin hepsi müsellâhtı; Ermeniler rovelver ve tüfeklerini camilerden boşalan halk üzerine çevirerek kurşun yağmuruna başlayınca ahali de mukabeleye mecbur oldu.
 Mücadele ve kıtal pek hunrizane bir mahiyet almak üzere iken asker ve jandarma kuvvetleri yetişti ve tarafeynden birkaç yüz maktul ve mecruhla bu ilk müsademe bastırıldı. Camide bu kavgalar böyle başlayıp kanlar dökülürken şehrin müteaddit koşup gelen kadınlar ve çocuklar :
 
 - “Yetişiniz yangın var! Bitlis yanıyor! Diye istimdat ediyorlardı.”
 
 Asker ve jandarmanın yetişmesi ile mahallelerine çekilen Ermeniler bir taraftan kundak atarak şehrin her tarafında yangın çıkarıyor, bir taraftan da dükkanlarına ve evlerine dönen Türklerin üzerine saldırarak rast geldiklerini öldürüyorlardı. Asker zabıta kuvvetleri ile bir taraftan yangını söndürmeye, diğer taraftan Ermeni ihtilâlcileri dağıtmaya çalışıyorlardı.
 Komiteciler yangını söndürmekle meşgul olan zabıtanın dalgınlığından istifade ederek Müslüman mahallelerine taarruza başladılar. Asker ve zabıta şehrin her tarafını saran yangınlarla uğraşırken iki taraf birbirine girdi; tüfek, tabanca sadaları, kılıç şakırtıları, yaralıların bağrışları, çocukların, kadınların feryadı, Bitlis’in üzerine çöken yangının kızıl karanlığı altında mahuf bir inilti halini aldı. Bereket versin o gün rüzgâr yoktu, asker ve jandarma büyük bir metanet ve itidal sarfıyla yangını söndürdükten sonra, muharebe meydanına gelmişti.
 
 At üzerinde genç bir mülâzım gür sesi ile bağırdı:
 
 - “Müslüman kardeşler! Dağılın evlerinize dönün! Komitecileri tutmak, terbiye etmek hakkı bizimdir.”
 Türkler, bu sadayı, yükseklerden gelen Allah’ın emri gibi telakki ettiler ve dağıldılar; Ermeniler silâhlarını çekerek askere de hücum etmek istediler.
 Genç zabit:
 
 - “Silâh doldur!”
 
 Kumandasını verdikten sonra:
 
 - “Eğer şimdi dağılmazsanız ateş açacağım! Dedi. Ve bu sözlerine”
 
 - “ Nişan al! Kumandasını da ilâve etti.”
 
 Bu kumandanların şaka olmadığını anlayan Ermeniler bittabi çil yavrusu gibi dağıldılar.
 
 Kaynak: Hatıralarım
 “ermeni olaylarının içyüzü”
 Hüseyin Nazım Paşa