Dış Politika16 Kasım 2005 00:00

Dış güç kuşatması - Dr. Abdullah Özkan

Türkiye’nin gündeminin ne kadar kolay ve hızlı bir şekilde değiştirildiğine hiç dikkat ettiniz mi?Türkiye kendi gündemini kendisi oluşturamadığı için, başkalarının oluşturduğu gündemlerin peşinde koşmak zorunda kalıyor. Bir gün ekonomi Türkiye’nin gündeminde en önemli konu olarak baş köşede yer alıyor, diğer gün terör, sonra siyasetten bir gelişme, ardından dış politika…Siyasal iktidarın kendisi ülke gündemine hakim değil; ülkemizin önceliklerini belirleyip ona göre bir gündem oluşturamıyor. Sorunları teşhis edip, tedavi yöntemleri belirleyemiyor.Böyle olunca da “birileri” Türkiye’ye bambaşka bir gündem biçiyor. Ama başkalarının oluşturduğu gündemde Türkiye’nin temel sorunları; yoksulluk, yolsuzluk, açlık, işsizlik, iç ve dış borç, talan edilen varlıklarımız yok, onların oluşturduğu gündemde ülkemizin birlik ve bütünlüğüne zarar verecek, elini kolunu bağlayacak uygulamalar var.new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponsdiscount drug coupons codesamples.in free discount prescription carddiscount card prescription discount coupon for cialis prescription drugs discount cards

Ülke yönetimi boşluk kabul etmiyor, siyasal iktidarın oluşturduğu boşluğu “dış güçler” ve “derin kuvvetler” hemen dolduruyor. Şemdinli’de kaç gündür tiyatro izler gibi televizyon ekranlarından izlediğimiz olaylara basit bir asayiş sorunu diye bakabilir miyiz? Aslında ne olup bittiğini anlamadan Şemdinli’deki olayları “ikinci Susurluk” diye kestirip atmak, ışık söndürme eylemleri yaparak olayı magazinselleştirmek, her zaman yaptığımız gibi işin kolayına kaçmak değil midir?
Son aylarda artan terör olayları, şehirlerde baş gösteren gasp, cinayet, hırsızlık gibi toplumu dehşete ve korkuya sevk eden gelişmeler anlamlı değil mi? Yoksulluğun ve yolsuzluğun artması, ahlaksızlığın, arsızlığın ve yüzsüzlüğün çoğalması tesadüf mü?
Kağıt üzerinde ekonominin düzeldiği iddia edildiği halde, neden fakir ve aç insan sayımız da artmaya devam ediyor? Neden acaba iktidar “işlerin yolunda gittiğini” söylerken, iç ve dış borcumuz da durmadan katlanıyor, neredeyse çevrilemez duruma geliyor?
Türkiye neden yatırım yapamıyor, eğitime, sağlığa, bilime, teknolojiye para ayıramıyor? Türkiye niçin genç kuşaklarını bilgi toplumuna hazırlayamıyor, küresel süreçten bu kadar uzak ve kopuk yaşamak zorunda kalıyor?
Türkiye niçin kanıyla aldığı toprakları, parayla satmak zorunda kalıyor? Yabancı sermayenin parsel parsel toprak satın aldığı Türkiye’nin bütünlüğünün tehlikede olduğu neden görülmüyor?
Milli davamız Kıbrıs’tan neden taviz vermek zorunda kalıyoruz? Verdiğimiz tavizlerin yanımıza kâr kaldığını gördüğümüz halde niçin hâlâ yanlışta ısrar ediyor, Rumlara köle olmayı kabul ediyoruz?
Türkiye’nin Avrupa Birliği macerasının gelip dayandığı yerin kendimiz olmaktan çıkıp, Haçlı zihniyetine teslim olmak olduğunu da mı göremiyoruz? Avrupa Komisyonu’nun açıkladığı 2005 yılı ilerleme raporunda neden acaba sadece azınlıkların hakları savunuluyor da, bu ülkenin çoğunluğunu oluşturan insanların uğradığı hak ihlallerinden tek kelimeyle dahi bahsedilmiyor? Neden Avrupa Birliği sözde Ermeni soykırımını savunanların haklarını korumayı kendisine görev edinirken, başörtüsü zulmüne maruz kalarak eğitim hakkı gasbedilen onbinlerce öğrenciyi görmezden gelmeyi tercih ediyor?
Neden acaba Amerika Birleşik Devletleri, küresel hegemonya stratejilerinin temeline Türkiye’yi oturtuyor? Bush yönetiminin Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi’nden Küresel Savunma Stratejilerine, Küresel Balkanlar Projesi’nden Büyük Ortadoğu Projesi’ne kadar tüm emperyal projelerinde Türkiye’ye önemli görevler biçilmesinin bir anlamı yok mu?
Tüm bu saydıklarımız, tek bir şeyi gösteriyor; Türkiye’nin ne kadar önemli ve stratejik bir ülke olduğunu…
Bu nedenle yabancı istihbarat örgütleri Türkiye üzerinde varlık gösterebilmek için çeşitli operasyonlara girişiyor, ülkemizin stratejik değerini kendi ülkelerinin lehine çevirebilmek için pek çok karanlık olayın içinde yer alıyorlar.
Türkiye stratejik değeri çok yüksek bir ülke olduğu için Avrupa Birliği vazgeçemiyor, müzakere bağı ile kendisine bağlamayı tercih ediyor.
ABD, Türkiye olmadan ne Orta Asya’da, ne Ortadoğu’da hatta ne de Balkanlarda oyun kuramadığı için tüm projelerine Türkiye’yi de dahil ediyor…
Türkiye böylesine önemli bir stratejik değere sahip olduğu için de dış güçlerin hedefi haline geliyor; güçlenip kendi ayakları üzerinde durması, birlik ve bütünlük içinde olması istenmiyor. Ekonomik olarak çökmüş, halkının karnını doyuramayan, borç ödemek için topraklarını satmak zorunda kalan, milli davasına dahi sahip çıkamayan bir ülke olmamız isteniyor. Bugün IMF, Dünya Bankası, AB ve ABD tarafından yürütülen kuşatmanın amacı da budur; Türkiye’nin ayakları üzerine çökertilerek, talep edilen her şeyi yapması istenmektedir.
Türkiye’nin bu dış güç kuşatmasına karşı durması, halkını açlık ve fakirlikten kurtarması, yabancı istihbarat örgütlerinin elinde oyuncak olmaması ve başkalarının oluşturduğu gündemlerin peşinden koşmamasının yolu ise milli politikalara yönelmesinden geçmektedir. Türkiye’nin sorunlarının çaresi yine kendisindedir.