Siyaset15 Kasım 2005 00:00

Mazallah, ya yeni bir Atatürk çıkarsa - Savaş Süzal

Tezgah eski tezgah, oyun eski oyun ama seyircilerde hafıza olmadığı veya yabancıların “short memory” dedikleri kısa sürede olayları unutup yeni oluyormuş gibi algılama bulunduğu için herşey yenilip yutuluyor. Yutmayanlar ise teker teker boğularak yok ediliyor. Uğur Mumcular, Necip Haplemitoğlular ve Ahmet Taner Kışlalılar hep böyle susturulmadılar mı? Onlar gerçek araştırmacıydılar, ve bulgularını yaşamları ile ödediler. Büyük maaşlar, paralar almadılar, holdinglere hizmet vermediler. Katilleri ise ne hikmetse bulunamıyor. Hani Şemdinli de hık diye suçluları bulanlar tarafından.   new prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponssitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effectsarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenacialis walgreen coupon cheap cialis cialis coupon

Tavan çöküyor, altındaki zavallılarsa hala dünyalık kavgasında. Halktan kopmuş patronlara hizmet eden iki gazete, ne kadar kötü olduklarını bile bile her biri kendisinin Türkiye’nin en iyisi olduğu kavgasını veriyor. Kalitesizliği gün be gün simgeleşen bir televizyon yayınlarında sürekli en kaliteli kendi olduğunu anonsunu yapıyor. Bir sunucu, yaptığı belediye zabıtası programı içinde en iyi araştırmacı gazeteci olduğunu iddia edebiliyor.  

Oysa ülkenin çatısı çatlamış, onu yönetenler, o çatıyı ayakta tutmak için çaba harcaması gerekenler izzet ve ikbal peşinde. Peki neden bizler yurt dışından yazan bir avuç gazeteci ve çalışan giderek ayrılan bu çatlağı görüyoruz da içerde büyük gazetecilik alanında mangalda kül bırakmayanlar sessiz kalıp bu olayı görmezden geliyor? Cevap çok basit, bizler onlar gibi itibar ve avanta perşinde değiliz de ondan. Onlarsa çıkar, para ve kazandıklarını sandıkları zavallı bir itibar için susuyorlar. Değer mi, hiç? Değer mi?  

          Sizleri bilmem ama ben uzun süre önce tesadüflere inanmayı bıraktım. Bakın beyler, Doğuda oynanan oyun, Kürdistan denen devletin ayak sesleri. Bayrağı yakılırken sessiz kalan, askerleri öldürülürken kafalarını kumöa gömen, askerlerine torba geçirildiğinde içinden oh çekenler nedense bu işe birden sahip çıktı. Zira emir büyük yerden patronlardan geliyor gibi. Dikkatinizi çekmiyor mu, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın salıverilmesi ve yeniden yargılanması taleplerinin gündeme getirilmesi, eski DEP’kilerin İmralıdan gelen talimatla parti kurmaları hep ne tesadüfse peş peşe patladı.  

          Ben, ne Türk Jandarmasının, ne de ona bağlı güçlerin böylesine bir operasyon yapıp orada bir hüviyet bırakacak kadar salak olduğuna inanıyorum. Hele, hele yapacağı saldırının haritasını ve planlarını, listelerini de sergileyerek. Breh breh amma usta ghafiyelik ama. Ne yani, bugüne kadar kendilerine sahip çıkmayan Tayyip Beyin böyle bir operasyona destek vereceğini mi umacaklar dı? Tabii ki hayır. Öyleyse neden bu işin arkasında Tayyip bey ve şürekasını destekleyen bazı güçlerin parmak izlerini aramıyorsunuz. Tabii ki bu sorunun yanıtını Ankara’da bazı makamlar biliyor da, onlarda bu ara Atatürk’ü katletmekle meşguller. 

Tezgah eski tezgah, oyun eski oyun ama seyircilerde hafıza olmadığı veya yabancıların “short memory” dedikleri kısa sürede olayları unutup yeni oluyormuş gibi algılama bulunduğu için herşey yenilip yutuluyor. Yutmayanlar ise teker teker boğularak yok ediliyor. Uğur Mumcular, Necip Haplemitoğlular ve Ahmet Taner Kışlalılar hep böyle susturulmadılar mı? Onlar gerçek araştırmacıydılar, ve bulgularını yaşamları ile ödediler. Büyük maaşlar, paralar almadılar, holdinglere hizmet vermediler. Katilleri ise ne hikmetse bulunamıyor. Hani Şemdinli de hık diye suçluları bulanlar tarafından.  

          Öte yandan hukuku koruması gerekenler hukuku suçluyor. Bir zamanlar başları sıkıştıkça Avrupa İnsan Hakları mahkemesine gidenler nedense alınan kararlardan da hoşnut olmamaya başladı. Acaba Abdullah Gül’ün karısı da böyle bir sonuç alabileceği yolunda uyarıldı da mı onun için çekti davasını? Hayrunnisa hanımın davası Türkiye’yi savunan kaç diplomatın siciline mal oldu acaba? Başbakan bir zamanlar koşa koşa gittiği mahkemeyi suçluyor istemediği yolda bir karar aldığı için. Bir yandan da Türkiye’de türban için kavga edenlere mesaj veriyor, “Fransa da meydana gelen olayların altında Türban olayı vardır” diyerek.  

          Dış politika bitmiş. Yabancı liderlerin görüşme taleplerini kabul etmedikleri bi hükümetle karanlık sularda seyreden Türkiye, Osmanlının son günlerini yaşar gibi. Yağmacılar özel görüşmelerde ülkeyi paylaşıyor. Yöneticilerde ise ne gam ne kasevet. Varsın gezme, gitsin ülkeye yabancı sermaye getirme söylevleri. Sahi aklıma gelmişken sormak istiyorum, Dört yıl içinde Türkiye’ye giren yabancı sermaye ne kadar dı? Sakın yabancıların bizim borsada oynadıkları kumarı yabancı sermaye diye satmayın yemem. Onlar orada, bizimkilerin de desteği ile spekülasyon yaratıp kısa zamanda büyük paralar talanlayıp kaçıyorlar.   

          Evet beyler, ülkenin çatısı çatırdıyor. Tayyip bey, Hilmi Bey Abdullah Bey Bülent bey, bu çatı çökerse, hep birlikte bu enkazın altında kalırız. Yapılan servetler, kurulan ikbal ve siyasi itibarlar da bu çöken çatı altında kalır. Bakarsınız her zaman olduğu gibi enkaz altından sizinde korkulu rüyanız bir Atatürk çıkarda mazallah sonra ne yaparsınız? 14.Kasım.2005