Türkiye, Sentezini Yapmak Zorunda - Erol Manisalı
Türkler bin yıldır bu coğrafyada yaşıyor. Koskoca Osmanlı Devleti'ni kurmuşlar. Arkasından Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş. Hem de dönemin en güçlü sömürgecilerine, Avrupa devletlerine rağmen. Ve geldiğimiz bugünde Avrupa ve ABD, eski hesapları yeniden masanın üzerine çıkarmaya başlamış. Türkiye'yi sıkıştırıyorlar. Cumhuriyetin kuruluşunda (ve felsefesinde) bulunan iki temel unsur şunlardı: 1) Cumhuriyetin anti-emperyalist kimliğinin korunması, 2) Cumhuriyetin sentezci kimliğinin sürekli yaşatılması. Bu ikisi çelişkili gibi görünse de, beraber yaşamak ve uygulanmak zorundaydılar. symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenamicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mg
- Türklerin bin yıldır yaşadığı bu coğrafyada Hıristiyanlar ve Müslümanlar karşı karşıya gelmişlerdir. Doğu ve Batı kültürü karşı karşıya (ve iç içe) bulunmuştur. Bu coğrafya dün de, bugün de küresel iktisadi çıkarların çatıştığı bir bölgedir; daha düne kadar Doğu ve Batı bloklarının kesiştiği bir coğrafyaydı.
Bu çatışma ve karşıtlıklar dün de vardı, bugün de var ve yarın da olacaktır. İşte bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti (ve Türkler) hem sentezci hem de anti-emperyalist olmak zorundadırlar.
Türkiye'nin içinde bulunduğu bu stratejik fay hattı ''Bu iki faktörü birlikte kullanmayı vazgeçilmez hale getiriyor'' . Eğer Türkiye Cumhuriyeti'ni bölünmeden, demokratik, bağımsız ve uygar bir ülke olarak ayakta tutmak istiyorsak.
Neden sentez?
Türkler ve Türkiye Cumhuriyeti sentezci, birleştirici olmak zorundadır. Yerel, ulusal hatta ''Doğusal'' değerlerin üzerine çağdaş uygarlık ölçülerini (ve değerlerini) oturtmak ve bunun sentezini yapmak zorundayız. Bir ''bukalemun gibi'' ''Batılı'' olamayız. Batıcı (yani işbirlikçi) oluruz ama ne uygar, ne de Batılı olabiliriz.
Her horoz kendi çöplüğünde öter, ''ses ayarını'' çağdaş değerlerden alsa bile...
Ve anti-emperyalizm
Türkiye Cumhuriyeti anti-emperyalist bir kimlik içinde olmak zorundadır. Keşke gerekmeseydi ve biz de anti-emperyalist olmasaydık. Ama birileri yani Batı, Cumhuriyetin değerlerini ortadan kaldırmak istiyorsa; Kürdistan projesini, büyük Ermenistan projesini, İstanbul'da Patrikhane devleti(!) projesini dayatıyorsa, Türkiye'nin bütünlüğü tehlikeye düşürülüyorsa, Türkiye bu sömürgeci dayatmalara karşı koyacak politikaları üretmek zorundadır.
Bizim bu coğrafyadaki bin yıllık geçmişimiz ve varlığımız, kaçınılmaz olarak bu stratejik fay hattı üzerindeki binaların sağlamlaştırılması gibi, bizim de Cumhuriyeti sağlam temeller üzerine oturtmamız zorunlu.
Cumhuriyeti, Lozan'ı, Kemalist düşünceyi, bütünlüğümüzü ortadan kaldırmak isteyen güçlere karşı elimizde iki temel araç bulunuyor: Sentezci olarak çağı yakalamak; hukuk, iktisat, siyaset, kültür, güvenlik düzenimizde ulusal ve çağdaş değerler arasında sentez yapmak, Cumhuriyete ve üzerinde yaşadığımız fay hattına yönelik sömürgeci dayatmalara karşı anti-emperyalist bir kimlik içinde bulunmak.
Bu araçları kullanmamızı, yalnız dışımızda değil, içimizde de istemeyenler var; çağdaş değerlere ve gerçek toplumsal ve toplumcu demokrasiye karşı çıkan tarikatçılar ve gayri milli sermaye çevreleri; sömürgecilerin talepleri doğrultusunda Türkiye'nin bölünmesini ve Irak'a benzemesini isteyen kimi bölücü çevreler bulunuyor.
Bu çevrelere ve dış düşmanlara karşı Türkiye'nin ayakta tutulması; bir yandan sentezci, diğer yandan anti-emperyalist politikaların izlenmesi ile sağlanabilecektir. Bu politikaların bütün koşulları hazırdır. Ancak yönetimler bunu uygulamak istemiyorlar; ''kendi özel hesapları'' şimdilik bunu engelliyor.
Kafalarını kaldırıp Güney Amerika'ya baksalar başka bir dünyanın doğmakta olduğunu onlar da anlayacaklardır. Eğer görmek istiyorlarsa...