İSTANBUL'DA BİZANS ENTRİKALARI! - Prof.Dr.Mehmet NEŞŞAR
İstanbul'un ünlü bir üniversitesinde Atatürk'ün faşist olduğu öğretiliyor ve burada "ideolojilere eşit mesafede durmak" adına Atatürk resim ve büstleri yasak. Çünkü AB'li bazı parlamenterler, Mustafa Kemal'in çağ dışı olduğunu iddia ediyorlar ve resimlerinin sergilenmesini sakıncalı buluyorlar. Aferin söz dinleyenlere! Umarım diasporalara da eşit mesafededir muhteremler. Öte yandan AB'nin Başkentinde İstanbul'da cinayet işlediği kanıtlı, belgeli bir cani, yıllardır mahkemelere sokulup çıkarılıyor ama elini koluna sallaya, sallaya dolaşmaya da devam ediyor.Yani siz kimliğinizden ne kadar vazgeçerseniz geçin ve ne kadar yalakalık yaparsanız yapın, Afrika sömürgelerindeki kölelerine davrandıkları gibi davranıyorlar size. Bu üniversitemiz kadroları ve kurucuları "faşist" diye niteledikleri Mustafa Kemal'i daha çok arayacaktır.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesnew prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponssymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenaclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilorenovation vejle renovation skive renovacialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupon
Aynı ünlü üniversitemizin değerli bilim adamları, 3 Ekim'e an kala, "Ermenileri nasıl doğradığımız" konusunda esaslı bir bilimsel toplantı düzenliyorlar. Tabii aksi görüşü savunacak kimse, "Devletin Resmi Görüşü" olduğu gerekçesiyle davet edilmiyor. Yani "gerçek" resmi görüş olamaz, ya da devletin resmi görüşü "gerçek" olamaz mantığı; yada "başka bir görüşe ne gerek var canım" bağnazlığı (Başka bir kasıt yoksa sorusu saklı duruyor). Anlayacağınız "dehşetli bilimsel" bir toplantı! Bununla yetinmiyor değerli hocalarımızdan biri, toplantı arkasından ta Erivan'a kadar gidip içerisindeki zehiri bir de orada döküyor. Ne yazık ki, "İstanbul Aşığı Zat-ı Muhteremin" kadroları, toplantıya ne kimin davet edildiğinden haberdar oluyorlar(!), ne de ülkemizi temsilen birisini
toplantıya gönderme cesaretini gösterebiliyorlar. Üstelik bir nota ve bir kınama da yok, Dış İşlerinden. Yerel yönetimler ustası ve havarisi Zat-ı muhteremler galiba Condy'den izin almadan şuradan şuraya gidemiyorlar.
Yani arka sokaklardan külhanbeyi naraları yükseliyor ama yakınlaşınca Kahpe Bizans karşınıza çıkıyor!
Aynı değerli okulumuzun kıymetli bir mezunu, ünlü bir yazar, o kadar ünlü ve kibirli ki ödül alırken "Türkiye'den kimsenin yanında olmamasından gurur duyuyor", öte yandan bilgi sahibi olmadan fikir beyan ettiği için "uygar dünyada" ödülden ödüle koşuyor. Avrupa ve Amerika'da kitapları
tüm kitapçılarda, "Ermeni lobisi" ana fikri yaşam boyu başarı olan Nobel Ödülü'nü alması için jüriye baskı yapıyor, ama başarılı(!) olamıyor. Birileri önüne konan "havucun" cazibesine kaptırıp kullanıldığının farkına ne zaman varacak acaba?
Bu arada "Zat-ı muhterem" İstanbul'un bağrına hançer gibi "çok böyyük ve yöksek" kuleler saplama hazırlığında. Güzel ve sanatsal olmak adına mutlaka en büyük kuleyi dikmek mi gerekiyor? Çelik yığını Eiffel, Paris'in diğer simgeleri müzik, kahvehaneler ve gece hayatı ile ne kadar uyuşuyor? Yoksa birileri yıktırsın diye mi ikiz kuleler yaptırıyoruz? Ya da Zat-ı muhterem güç ve başarısını, "en büyük kuleye sahip olmakla" mı kanıtlanmaya çalışıyor? Arap Kuleleri arasına sokuşturulmuş Ruhban okulları ile acayip merhaleler kat edilirken, birileri sesli sedalı, Galata Port'tan İsviçre Bankalarına tankerlerle paralar götürüyor. Bizans entrikasını bundan daha "aktif" tezgahlayacak başka kimse var mı, Allah aşkına!
Kıbrıs, Kürdistan, Ermenistan tamam da, şimdi de mütareke dönemindeyiz, ağaların Sevr'i yazmalarını bekliyoruz. Hadi Mustafa Kemal düşmanısınız gizlemiyorsunuz, anladık Fatih Sultan Mehmet'e ve fethe hayransınız o da kabul. Ve bol baharatlı, vıcık, vıcık arabesk şovların arasına Mehter karıştırıp her yıl kutluyorsunuz, ona da peki, ama İstanbul'a yaptığınız onca ihanetten sonra, günü gelip "hep birlikte kıyama kalktığımızda", Fatih Sultan Mehmet "Bre korkaklar, bre namertler, bre melunlar, bre zındıklar, bre soysuzlar benim kentimi talan ettiğiniz yetmedi, bir de benim acıyıp merhamet ettiklerimin kölesi oldunuz!" diye kellelerinizi alırsa ne yaparsınız! Kelleler uçarken, Fatih'in yanında bir de Mustafa Kemal'i görürseniz çıra gibi yandınız vallahi!
Evet İstanbul Bizans'a, yani soysuzluk, döneklik, ihanet, şerefsizlik, namussuzluk, yalan, entrika, talan içerisinde çürümeye geri döndürülüyor. Üstelikte "aktif pazarlama, dünya kenti olma, marka yapma" gibi kod adlarla ve "medeniyetler buluşması, dinler arası diyalog, ruhban okulu, ekümenik" gibi AB kriteri açılımlarla Bizans'ın orijinal Ortodoks zemini yeniden oluşturularak. Tabi ki bazı değerli "aydınlarımızın", içerisine sıkıştıkları döneklik ve ihanet geleneği ile karışmış doğma kalıntıları
arasında boğulurken, ağızları köpük, köpük yazdıkları anlaşılmaz (ya da anlaşılmaması gereken) post modern makaleleri ile" yoğun biçimde de desteklenerek! Bu aydınlar, eğer Bizans kalıntılarının evlatları iseler zaten saraylarda oturuyorlar, sarayları olmayanlara ise hizmetlerine mukabil boğaza nazır köşkler ve kaçak villalar dağıtılıyor. (Bireysel özgürlükler adına ve mahremiyetine binaen, diğer nimetlerden zinhar söz etmeyeceğim!)
Bizans meraklılarının, Mustafa Kemal'den bu kadar korkmaları ve onu yok etmek için 1919 öncesi yöntemlere dönüp diasporalara yamanmalarının arkasında, O'nun, Bizans'ın dışladığı Anadolu'ya geri dönüp gönlünü fethederek, Bizans'ı bir kez daha devirmiş olması gerçeği mi yatıyor acaba? Anadolu'nun bin yıldır şehit kanlarıyla sulanıp, pişerek, yanarak elde ettiği ve İstiklal mücadelesiyle de kanıtlanmış sağduyu ve antiemperyalist refleksi yeniden uyanıyor. Bu nedenle "Zat-ı muhterem"
Anadolu köylüsünü ekonomik olarak çökertip, varoşlara yığarak, yozlaştırmakla "Buşvari proaktif" çareler arıyor. Ancak Anadolu, savaş sonrasında "zamanı gelince gereği yapılacak" yapılar olarak tanzim edilen
Yugoslavya ve Irak'a da benzemiyor. Beş bin yıllık bir tarihi zenginlik üzerine 1000 yıllık bir egemenlik ile kaynaşmış, olgunlaşmış, yüzlerce isyan yaşamış ve Mustafa Kemal gibi bir dahinin bir büyük ulus devlet formülüyle bütünleştirilmiş Anadolu, öyle 2000 ölüyle yılacak/yıkılacak gibi değil; her şehit anası "evde dört tane daha var onlar da feda olsun" diye iftiharla konuşuyor, şehidinin arkasından ağıtını bitirir bitirmez! ( Şehit babası bu arada neden Başbakan'ın oğlu Amerika'da benimki ise Şırnak'ta diye sormayı da unutmuyor ha!)
Bu düşüncelerimi, Bayram Tatilinden de yararlanarak, post-modern aydınlarımız ve "El kapısında bulaşıkçılığa" razı "Zat-ı muhteremler" belki okur düşüncesiyle yazdım. Onlar arada sırada bir şeyler okurlar mı bilmem, ama meslek gereği pek çok ve pek derin okuyan bazı "Bilim Adamlarımızın", bu boşluktan yararlanarak biraz tarih, biraz siyaset bilimi hatta bazılarının biraz matematik okumaya özen göstermelerinin yararlı olacağını düşünüyorum.
Bu kez böyle yazmayı tercih ettim. Sanal ortam dostlarım, diğer yurttaşlarımız ve basın mensuplarımızla paylaşıyorum.
Geçmiş Bayramınız kutlu olsun.
Prof.Dr.Mehmet NEŞŞAR
Cumhuriyet Halk Partisi
Denizli Milletvekili
07.11.2005