Hangi Egemenlik - Hüseyin Mümtaz
Verhaugen'e eğitim elbiseli bir subay refakat ediyor.Türk subayının o karede, ülkemi denetleyen, talimatlar yağdıran sömürge komiserinin yanında ne işi vardır? Bu ayıp, geçmiş yıllarda Van havaalanında Verhaugen'le aynı maksatla bölgeye gelen Amerikan Elçisini selam vererek esas duruşta karşılayan Korgeneral'den sonra sınırlarımızın içindeki ikinci ayıbımızdır.Türkiye, Türkiye olalı böyle rezillik yaşamamıştır.Verheugen, Diyarbakır'a gelmişken yukarıda..
HANGİ EGEMENLİK?
Hüseyin MÜMTAZ
Sivrisineğin saz çalmasından geçtim, ‘’dawool’’’-zurna bile az geliyor.
Borsa 7 Eylül 2004 gününü rekor bir yükselişle 20.600 küsur puanda kapadı. TV kanallarının ekonomi yorumcuları ikinci oturumun kapandığı saat 16’dan sonra gülücükler saçarak bu tarihi endeksi ‘’Verhaugen’in karşılanışındaki sıcaklığa ve onun yaptığı iyimser açıklamalara’’ bağladı.
Borsa’nın vatanı yok..
Borsa’nın dini imanı da yok.
Borsa Amerika’dan görevlendirilen ‘’bakan’’ Derviş geldiğinde de aynı tepkiyi vermiş, ‘’sıçramıştı’’..
Derviş’e ‘’yan bakıldığında’’ da yerlerde sürünmüştü.
Demek borsanın yükselişi ‘’egemenlik’’le ters orantılı..
Verhaugen kim?
Uluslar arası bir kuruluşun filan görevdeki ‘’memuru’’..
Diyarbakır’a gidiyor..
Diyarbakır artık ‘’yol oluyor’’.
Diyarbakır artık ‘’yol geçen hanı’’na dönüyor.
Verhaugen’le beraber Neçirvan Barzani ve Celal Talabani de Türkiye’de..
Memleketime leş kargaları üşüşüyor.
Leş kargaları; ülkemin silahlı kuvvetleri ‘’bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessilleri’’ tarafından yenilgiye uğratıldıktan ve en önemlisi milletin direnme gücü çökertildikten sonra üşüşse ciğerim yanmayacak..
Silahlı Kuvvetler de duruyor, millet de..
Peki ama neden duruyorlar?
Bakın ‘’kargalar’’ aynı gün; 7 Eylül 2004 günü neler söylediler..
7 Eylül 2004 günü; Türk’ün İstiklâl ve Hürriyet Mücadelesi tarihine kara, kapkara bir leke olarak geçecektir.
Barzani: ‘’Ovaköy’den açılacak yeni kapı için bir bakalım… Türkiye Kuzey Irak’a uçak seferleri başlatsın’’.
Talabani: ‘’Bağdat’a mal taşıyan Türk şöförleri bizim seçtiğimiz güzergâhtan geçerlerse başlarına bir şey gelmez. Güvenliklerini sağlarız.. Telafer’de öldürülen Türkmenler teröristtir.’’
Verhaugen: ‘’Öyle bir politika bulmayız ki insanlar bir arada barışçıl bir şekilde yaşasın. AB Güneydoğu bölgesinin kalkınmasına önem vermektedir. Kürt halkına daha fazla kültürel ve sosyal hak verilmelidir.Özellikle Kürtçe’nin öğretilmesi ve bu dilde yayın konusunda Hükümet daha fazla işler yapabilmelidir. AB Güneydoğu’nun sosyal ve ekonomik kalkınması için hükümeti teşvik edecektir.Güneydoğu’da refah ve huzurun sağlanmasının en iyi yolu Türkiye’deki modernizasyon ve demokratikleşme sürecidir.’’
Özal sayesinde ve ‘’Çekiç Güç’’ aracılığı ile Türkiye’nin göz yumması sonucı 15 yılda Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kuruldu.. Bu gerçeği görmemiz gerek.
Ve o yetmiyormuş gibi artık Diyarbakır merkezli bir ‘’yeni bir yapılanma’’nın da temellerinin atıldığını hissetmemiz gerek.
Diyarbakır, Ankara’dan sonra ülkenin ikinci protokol başkenti olmuştur.
Verhaugen Kürtlere daha fazla kültürel ve sosyal hak, Kürtçe’nin öğretilmesi için hükümetten daha fazla olanaklar istemekte ve AB’nin, Güneydoğu’nun ekonomilk ve sosyal kalkınmasını izlemekte olduğunu hükümetin bilmesini istemektedir.
AB madem bir medeniyet projesi, madem Genelkurmay Başkanı’nın söylediği gibi ‘’Atatürk’ün gösterdiği yolun sonu’’; o halde neden bu haklar sadece Kürtler için istenmektedir AB tarafından da, ülkemin her ücra köşesindeki bütün vatandaşlar için, bu arada Türkler için istenmemektedir?
Verhaugen Diyarbakır’da Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne talimat vermektedir.
Verhaugen’in Diyarbakır’da olduğu gece iki güvenlik görevlisi şehit edilmektedir.
Verhaugen Leyla Zana ile sarılıp öpüşmektedir.
Verhaugen Zana ile aynı tarihlerde hapis yatan Korkut Eken ile neden görüşmemektedir?
Sadewce bu tercih bile Verhaugen’in ‘’hangi tarafta’’ olduğunu; ona bu serbestiyi, izini verenlerin de ‘’hangi tarafta’’ olduklarını ifade etmekte değil midir?
Kuzey Irak’ta ‘’Türkiye’nin seyretmesi sayesinde’’ kurulan devlet ile Verhaugen’in ziyareti ile artık yavaş yavaş adı konulmaya başlanılan ‘’yeni oluşum’’un on beş sene sonra ‘’birleşme’’ istemeleri halinde Türkiye ne yapacağını şimdiden düşünmelidir.
Aynı gün Tüsiad Başkanı Ömer Sabancı, ‘’Verheugen’in söylemlerinin olumlu olduğunu’’ belirtmektedir.
Türk tarihine kara bir leke olarak geçecek olan 7 Eylül 2004 günü Verhaugen Diyarbakır’ın Tuzla köyüne ‘’polis helikopteri’’ ile gitti.
Açın 8 Eylül tarihli Cumhuriyet’in birinci sayfasını, oradaki renkli resme dikkatle bakın..
Verhaugen’e eğitim elbiseli bir subay ‘’refakat ediyor’’.
Türk subayının o karede, ülkemi denetleyen, talimatlar yağdıran sömürge komiserinin yanında ne işi vardır?
Bu ayıp, geçmiş yıllarda Van havaalanında Verhaugen’le aynı maksatla bölgeye gelen Amerikan Elçisini selam vererek esas duruşta karşılayan Korgeneral’den sonra sınırlarımızın içindeki’’ ikinci ayıbımızdır.
Türkiye, Türkiye olalı böyle rezillik yaşamamıştır.
Verheugen, Diyarbakır’a gelmişken yukarıda bahsettiğimiz gibi 1995'te terörle mücadele gerekçesiyle güvenlik güçleri tarafından boşaltılan Tuzla köyünü gezdi. Helikopterle geldiği köyde 2002'den itibaren yeniden evlerine dönen köylülerle sohbet eden Verheugen, Muhtar Tahsin Yıldız'dan bilgi aldı. Yıldız, "Bu köyde hayat nasıl, devletten destek alıyor musunuz?" diye soran Verheugen'e, köylerinin 1995'te güvenlik güçleri tarafından yakıldığını, AİHM'ye başvurduklarını anlatarak, şunları söyledi: "Meydanda kadın ve erkekleri bir araya topladılar. Köyü yaktılar ve 'Başınız sağ olsun' dediler. Bize köyü terk etmemiz için 3 gün süre verdiler. Biz de Adana ve Diyarbakır'a göç ettik. Köyde 1995 yılında 56 hane vardı. Şimdilik 30 aile döndü. Konutlarımızın yapılması ve yardım için valiliğe başvurduk, ancak yapılmadı. Ben bile çadırda kalıyorum." Yıldız, "AB'den ne bekliyorsunuz" diye soran Verheugen'e, "Çok şey bekliyoruz. Biz ev, su, okul, barış ve huzur istiyoruz. AB'ye girmek istiyoruz. AB'ye girmemiz bizim için iyi olacak" dedi.Verheugen, köylülere de, "AB'ye girmek iyi olacak mı?" sorusunu yöneltti. Köylülerden gelen "Evet" yanıtının nedenini soran Verheugen, "Bizim için faydalıdır" karşılığını alabildi. Verheugen, halkın AB'ye girme konusundaki eğilimini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine şunları söyledi: "Buradaki insanların, Türk halkının AB'yi bu kadar çekici bulması benim için memnuniyet verici. Sivil toplum örgütleriyle yaptığımız toplantılarda Diyarbakır'dan davet edilmiş temsilciler de vardı. Bu toplantıda omuzlarıma psikolojik bir yük bindi. İnsanların çok büyük umut ve beklentilerinin olduğunu gördüm. Bu beni biraz korkuttu. Bu kadar büyük umut ve beklentileri karşılayıp karşılayamayacağımızdan emin değilim. Ama tabii ki, bu tavırları beni duygusal olarak son derece etkiledi."
Köylü AB’ye girmeyi ev, su, okul, barış, huzur için istiyor, ayrıntısını bilmiyor, ‘’iyi olacak’’ diyor.
İşte 24 Nisan referandumunda Kıbrıs’ta da aynı şekilde bu yüzden % 64 evet çıkmıştır.
Sade vatandaş için AB ev, iş, su, okul, barış demektir.
Sade vatandaşa böyle anlatılmıştır.
Bırakın sade vatandaşı, işbirlikçiler haricinde kalan kocaman kocaman adamlar ve cümle ‘’erkân’’ın da AB konusunda, ancak kendisine söylendiği kadar bilgisi vardır.
İşbirlikçi medya tarafından sansürlenmiş, filtre edilmiş bilgi.
Verhaugen diyor ki, ‘’beklentilerden ürktüm’’..
Ürkmeyin, doğrusunu söyleyin…
Ülkeyi bölmek-parçalamak-sömürmek-yönetmek istiyoruz deyin.
Ama önce beyinlerimizi özgürleştirmemiz, işbirlikçi medyanın koyduğu filtre sisteminden kurtarmamız gerek.
Başlangıç olarak ‘’Kürtlerin Tarkan’ı’’ Ciwan Haco’nun Gülek şarkısıyla evlenilen Kürt düğünlerini ağzımız açık seyretmememiz gerek..
Yoksa bu Ramazan’da sahurlarda ‘’Dawool’’ çalınmasına hazır olun.
Ben dawool’un sesini uzaktan severim diyemezsiniz.
Bakın AB Komisyonu’nun Hollandalı üyesi Frits Bolkenstein, yine ‘’tesadüfen’’ bu kadar rezilliği yaşadığımız 7 Eylül 2004 günü ne demiş:
‘’Türkiye’nin üyelik için uzun bir sürece ihtiyacı vardır ve üyelik günü geldiğinde bambaşka bir kimliğe sahip olması gerekmektedir. Ukrayna ve Belarus Türkiye’den daha Avrupalıdır. Avrupa giderek daha İslamî bir görünüm kazanmakta, ABD tek süper güç olarak öne çıkmakta, Çin ise ekonomik açıdan devleşmektedir.’’
Uzun süreç sonunda sahip olacağımız bambaşka kimliğin ipuçlarını Verhaugen’in ‘’Kürtlere daha fazla hak’’ isteyen söyleminde bulmuyor muyuz?
Lâfını bitirmeden Amerikalı tarihçi Bernard Lewis’in bu yüzyılın sonunda Avrupa’da İslâmın egemen olacağına dair sözlerini hatırlatan Bolkenstein, ‘’Eğer Lewis haklı çıkarsa, 1683’te Türkleri Viyana’nın kapılarından geri döndürmemiz de boşa gidecektir’’ demiş.
Batıda 1683, sonra sırada doğudaki 1071 var inanın bana..
Bütün hesaplar Türkleri 1000 yıl önceki coğrafyaya itelemek-sürmek için yapılıyor farkında değil misiniz?
Dawool odanın içinde çalıyor ey millet!..
Halâ mı duymuyorsunuz? 8 Eylül 2004.