CIA ajanı Steven J. Solarz'ın sırları!
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na “Irak’ta cephe açın”diyebilecek kadar küstahlaşan adamı deşifre ediyoruz.Steven J. Solarz, eski bir ABD Kongre üyesi ve senatör. Gizli Haberalma Örgütü CIA’nın en kıdemlilerinden biri... Asya-Pasifik ülkeleri, Afrika ve Ortadoğu politikaları konusunda uzman. Şu günlerde Patara’da, elinde kazma kürek altımızı oyan Solarz’ın ülkeleri çökertme şifresi şu: “Savunma ve ekonomi alanında işbirliği...”Milyonlarca dolarımızı cebine indirdiTürkiye’nin derinliklerine nüfuz etmesi Özal’la başladı. Dönemin Başbakanı Yıldırım Akbulut’a, “Irak’a cephe açın” diyebilecek kadar küstahlaştı. Kemal Derviş’in kankası, turuncu devrimlerin senaristi Soros’un en yakın arkadaşı olan Solarz, Ermenilere karşı lobi yapma bahanesiyle milyonlarca dolarımızı da cebine indirdi. kamagra kamagra wikipedia kamagra gel
Kıraça Şirketler Grubu Başkanı ve Akdeniz Medeniyetleri Enstitüsü kurucusu İnan Kıraç, 3.Uluslararası Likya Sempozyumu’nun büyülü havasına kapılınca kendini Likya kralı zannetti!
Türkİyenİn doğal kaynaklarını ve suyunu “dünya toplumunun malı” ilan eden Kıraç, Bizans medeniyetini yaşatmak için milyonlarca dolar harcadığını da ballandıra ballandıra anlattı.
Kalkan’da bir Amerikalı
Eski bakanlardan Akarcalı, Likya komplosunun ardındaki adam olan Solarz’ı Patara’da kazı ekibiyle tanıştırır ve böylece Patara’da Amerikan anayasasının temelleri aranmaya başlanır
Steven J. Solarz, eski bir ABD Kongre üyesi ve senatör. ABD’nin, özellikle Asya- Pasifik ülkeleri, Afrika ve Ortadoğu politikaları konusunda ağırlığı olan bir isim. Aktif siyasi yaşamı boyunca 104 ülkede çalışma yürütmüş bir siyasi figür.. Solarz’ın adı, geçtiğimiz ay New York Times’da yayınlanan Türkiye ile, daha doğrusu Patara ile ilgili bir makalede anılınca dikkatler üzerine çevrildi. New York Times’ın haberinde, ABD Anayasası’nın köklerinin Patara’daki Likya Federasyonu’na dayandığı, Anayasa kurucularının, Likya Federasyonu’ndan esinlendiklerini ve Anayasa’nın kabulünün 220.yılı olan 2007’de Patara’da da kutlamalar yapılması için Steven J. Solarz’ın, Amerikan Kongresini sponsor olmaya ikna etmeye çalıştığı dile getiriliyordu. Ayrıca, Solarz’ın, “Anayasamızın kurucu atalarına ilham veren, dünya tarihinin ilk federasyonunun parlamento binasının evime on beş dakika mesafede olduğunu öğrenmek aklımı başımdan aldı..” sözlerine yer veriliyordu.
TÜRKİYE SEVDASI!
Patara’nın hemen yanı başında bulunan Kalkan’da yılın belli bir bölümünü geçiren Solarz’ın Patara’ya olan ilgisi ve onun girişimleriyle Amerikan Kongresinin duruma müdahil olması, uzun yıllardır Patara kazılarını yürüten Arkeolog Fahri Işık ve onun eşi Havva Işık’la tanışmalarıyla başlar. Eski bakanlardan Bülent Akarcalı, Solarz ve eşi Nina’yı Patara’da kazı ekibiyle tanıştırır ve böylece Patara’da Amerikan anayasasının temelleri aranmaya başlanır. Steven J. Solarz’ın Türkiye’ye olan ilgisi, yalnızca Patara ile sınırlı değil.Türk siyasi çevreleriyle kurduğu ilişkiler,1970’li yılların ortalarında başlıyor. Ve bu ilişkilerin boyutu karmaşıklaştıkça, Patara olayının derinliklerinde başka nelerin olabileceği sorusu akılları karıştırıyor. Bu konu hakkındaki yorumu konunun uzmanlarına bırakıp, Solarz’ın neredeyse otuz yıla yaklaşan Türkiye sevdasının perdesini biraz aralayalım. Zira Türk siyasi çevreleri ve dış politika ile ilgili kuruluşların, fonların temsilcileri, onu, “sıkı bir Türk dostu” olarak tanımlıyorlar. Amerikan dış politikasının en etkili isimlerinden biri olan Solarz, 4 Nisan 1978’de dönemin Başbakanı Ecevit’le yaptığı görüşmede; “ABD hükümetinin Türkiye’ye yapılmasını öngördüğü yardımın, savunma ve ekonomik alanda Türkiye’ye olanaklar sağlayacağını bildirir ve ambargonun kalkması halinde Kıbrıs sorununun çözümünün kolaylaşacağını..” dile getirir. Solarz’ın Türk siyasetçileri ile üst düzeyde kurduğu ilişkiler, Özal döneminde doruk noktasına ulaşacaktır. ABD ve Türkiye arasında yaşanan siyasi dalgalanmaların ve tıkanıklıkların baş aktörlerinden biridir. 21 Ağustos 1986’da yaptığı ziyarette bu kez Özal ve Demirel ile görüşecektir. Yine o bildik; savunma yardımı, ekonomik işbirliği ve iki ülkenin ortak çıkarları gibi cümlelerin bolca kullanıldığı bir açıklamayla yetinilir.
SOROS BAĞLANTISI
Bosna Savaşının sona ermesini sağlayan Dayton Anlaşmasında önemli bir rol oynayan Uluslararası Kriz Grubu, dünyanın sorunlu bölgelerinde açtığı ofislerle adını duyurmuştu. Sorun yaşanan bölgelerde, bir anlamda “ barış bekçiliğine” soyunan ICG’nin on kişiden oluşan yönetim kuruluna 1998’de bir Türk’ün de seçilmesiyle grubun Türkiye ziyareti de gündeme gelir. Türkiye’den yönetim kuruluna seçilen ve Kemal Derviş’e yakınlığı ile bilinen Yapı Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Arıoğlu ve Türkiye’ye gelen diğer yönetim kurulu üyeleri Kasım 1998’de, bu kez Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel ile görüşecek ve İstanbul’da da seminerlere katılacaklardır. Solarz, bu defa da Asya Fonu Başkanlığı’nın yanına eklediği yeni kimliğiyle; Uluslararası Kriz Grubu’nun Başkan yardımcısı olarak görüşecektir Demirel’le. ABD’den, Belçika’ya, Kore’den, İsviçre’ye, Almanya’dan İsrail’e Nijerya’dan Ürdün’e, İngiltere’den Japonya’ya kadar birçok ülkeden işadamı ve ünlü politikacının bulunduğu ICG’nin yönetim kurulunda en dikkat çeken isimlerden biri de ünlü spekülatör George Soros’tur. Ve adı CIA, uyuşturucu, silah kaçakçılığı, dikta rejimi kelimeleriyle yan yana anılan birkaç isim daha; eski ABD konsolosu Morton Abromowitz, Kosta Rika eski Başkanı Arias Sanchez, Ürdün Velihat Prensi El-Hassan bin Talal, Avustralya eski Başbakanı Malcolm Fraser ve İsrail eski Başbakanı Simon Peres...
Boşa giden milyon dolarlar
Uzmanlar, stratejistler, akıl hocaları, hasımlar ve lobiler.. Türkiye’nin son otuz yıldır dış politikada gösterdiği atalet, özellikle Ermeni lobisine karşı izlediği pasifize tutum, en çok dış politikanın akıl hocalarına yarayacaktır. Türkiye’nin Ermeni ve Yunan lobisinin karşısında ayırdığı bütçelerin küçüklüğüne sürekli vurgu yapılarak oluşturulan paranoyanın üstüne biraz da Arap lobicilerin Türk düşmanlığı eklenir. Dış politikada her şeyin, Amerikan Kongresinin önüne getirilen dosyalardan ibaret olduğu mantığıyla kulisler yapılır. Bu uğurda gösterilen çabaların bir sonucu olarak, biraz da akıl hocası, işbilir dış politika tüccarlarının da gazıyla Solarz’ın da ortağı olduğu lobi şirketiyle yapılan anlaşmayla, artık Ermeni sorunu Amerikalı lobicilerin inisiyatifine bırakılır. Türkiye’nin, başta Ermeni sorunu ve Amerika’daki çıkarlarını kollamak adına yaptığı lobi anlaşmasında da yine Solarz başroldedir. Solarz’ın ortağı olan ve şirketin büyük hissesinin sahibi Senatör Bob Livingstone ise Amerikan medyasında “çapkınlığıyla” ünlü bir isim olarak sık sık adından söz ettirecektir. Kimi kaynaklara göre yapılan bu lobi anlaşmalarının Türkiye’ye maliyeti; 15 milyon dolar tutarındadır. Ve milyonlarca dolar harcanarak yapıldığı öne sürülen lobicilik faaliyetinin sonucu; kocaman bir hayal kırıklığıdır.. Gazeteler bu anlaşmayı “Artık ABD’de lobimiz var” başlığıyla ve sevinç çığlıklarıyla duyurur.
İLGİNÇ TESADÜF!
Türk hükümetinin milyonlarca dolar ödeyip tuttuğu lobi şirketinin, Ermeni ve Rumların oylarını alabilmek için soykırım yasasını destekleyen ve Türk düşmanı olarak bilinen Demokrat Parti Başkan adayı Joe Liebermann’ın seçim kampanyasını da yürüttüğü ortaya çıkınca bu konunun üstüne giden ne bir politikacı ne de bir basın kuruluşu olur. Olay, birkaç küçük haber ve köşe yazısıyla geçiştirilir. New York Tımes’da çıkan Türkiye ile ilgili her haberi, yorumu sıcağı sıcağına çeviren ve buna göre “hizaya” geçen Türk medyası, bu olaya fazla kulak kabartmaz. Bu lobicilik skandalı kısa sürede örtbas edilirken, Solarz’ın da ortağı olduğu Livingstone Group adlı ünlü lobi kuruluşu bir süre sonra anlaşma yenileyecektir. Bu anlaşmadan, sadece Solarz’ın payına yılda 1.800 milyon dolar düştüğü de yine gazete haberlerinin detayları arasında gözlerden kaçacaktır. Solarz’ın karmaşık ve bir o kadar da karaltılı ilişkileri, yalnızca Türkiye ile sınırlı değil ve sayfalarca yoruma malzeme olacak boyutta. Güney Kore’den, İsrail’e, Kosova’dan, Hindistan’a, Filipinler’den, Çin’e kadar; dünyanın Amerikan politikasıyla hem sorunlu hem de müttefik ülkeleriyle en üst düzeyden küçük derneklere ve medya kuruluşlarına kadar uzanıyor. Patara, son beş yıldır arkeolojik öneminin yanında, dünyanın en uzun ve iyi kumsalına sahip olmasıyla ünlü. Ayrıca Noel Baba olarak bilinen Aziz Nicolaus’un doğduğu yer ve Hıristiyan dünyası için çok önemli bir isim olan Aziz Paul’un da bir süre yaşadığı yer olarak batı dünyasının ilgisini çeken bir bölge. Şimdilerde bu özelliklere bir yenisi daha eklendi. Amerikan Anayasası’na ilham verdiği öne sürülen Likya Federasyonu ve bu federasyonun meclis binasıyla da adından söz ediliyor. Üstelik, Amerikan Kongresi ve Amerikan medyasının yoğun ilgisi eşliğinde. Patara ve “kumlara gömülü” Amerikan Anayasası’nın kökleri tartışmalarında da, yine Solarz’ın adı en önde yer alıyor.
Erol Bilbilik’in değerlendirmesi
Solarz’ın, ABD Anayasası’nın köklerinin Likya Birliği Parlamentosu’na dayandığına dönük açıklamalarını Erol Bilbilik şöyle değerlendiriyor: “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni yıkarken Polonyalı Katolik Papa 2’inci Jean Paul’ü kullanan Amerika - Avrupa ittifakı, şimdi de Türkiye’yi yıkmak için bir taraftan Ortodoks Patrik Bartolomeus’un Ekümenliği’ni tehdit olarak kullanırken diğer
taraftan Katolik Papa Ratzinger ittifakını öngören bir plan yürütmektedir. Bu planda Solarz’ın gündeme getirdiği Patara Planı hayati önemdedir. Nedeni Patara’nın, Efes ve Bergama gibi Hıristiyanlığın önde gelen kutsal mekanlarından biri olmasıdır, çünkü Hıristiyanların en saygın azizlerinden Aziz Nicholas (Noel Baba) Patara’da doğmuş ve yaşamış, ayrıca Aziz Paul de Patara’da vaazlar vermiştir.
“Bizans bizim, sular ortak mal”
CIA ajanı Solarz ile Kıraç ailesinin finan se ettiği sempozyumda konuşan, Kıraça Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı İnan Kıraç, Nisan 2006’da açılacak İstanbul Araştırmalar Enstitüsü’nün Nisan 2006’da açılmasının belirterek enstitünün Bizans konusunda yapılacak araştırmalara ışık tutacağını söyledi.
”SİLİP ATAMAYIZ”
Kıraç, enstitünün binasının, bizansla ilgili kitapların saklanacağı ve muhafaza edileceği orta bölümünün, 800 santigrat dere ceye dayanıklı hale getirildiğini kaydetti. Türkler’in ellerindekinin değerini bilmediğini savunan İnan Kıraç, şöyle konuştu: “Bazı şeyleri dışlıyoruz. (Bu bizim değil) diyoruz. Ama bu bizim, yani Bizans da bizim, 1100 sene orada başkaları yaşamış, sonra ben Osmanlı olarak bunun bir parçası olmuşum, sonra Cumhuriyet olarak devam etmişiz. Dolayısıyla Bizans’ı, 1100 seneyi silip atamayız, Bizans’ın büyük eserleri var. Bizans’ı biz genellikle Rum’la, kiliseyle karıştırıyoruz. Beraber yaşadığımız sürelerde niye düşman olmuşuz, bunları bulmamız lazım.”
İsrail’in GAP’taki planlarının iyice günyüzüne çıktığı bir dönemde Kıraç, suların da dünya toplumunun ortak malı olduğunu söyledi.
“ORTAK DEĞER”
Önümüzdeki yüzyılda sahip olunan değerlerin dünya kültürünün parçası haline geleceğini söyleyen Kıraç, “Su ve petrol gibi, tarihi değerler de dünya toplumunun malı olacak. Dolayısıyla bunu şimdiden sahiplenmemiz lazım. Kıymetini, iyi organize etmemiz, pazarlamamız lazım” dedi.
Solarz ile Akbulut’un Körfez
Savaşı anıları
Körfez Savaşı döneminde Amerikan yönetimiyle yapılan görüşmelerin perde arkası kamuoyuna açıklıkla yansıtılmazken. Özal’ın “Bir koyup üç alma” siyasetiyle formüle edilen Türk ABD ilişkileri ve Türkiye’nin Körfez Savaşı politikasının sonucu olarak ülkenin içine düştüğü durum, yıllar sonra bir televizyon programında dile getirilecek; ya da “itiraf” edilecektir. Üstelik dönemin Başbakanı Akbulut tarafından. Melih Aşık, bu konuyu 12 Ekim 2001 tarihli Milliyet’teki köşesinde şöyle dile getirir:
“CEHPE AÇIN”
“...Özal savaşa mümkün olduğunca bulaşmak için can atıyordu. Amerikalılar Irak’a karşı cephe açılması için ısrar ediyordu. Akbulut o günleri anlatıyor:
- Cephe açsaydık, kamuoyuna başbakan olarak izah etmem lazım: Niçin açacağız? Ne elde edeceğiz vs.. Kaldı ki, şimdi deniyor ki : “Amerika bizden herhangi bir şey istemedi...” Peki, ben başbakanken benden istenen neydi, size onu söyleyeyim... O zaman Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Abramowitz, Kongre üyesi Solarz’la birlikte bana geldi... “Biz” dedi, “Amerika olarak Türkiye ve İsrail’i korumak mecburiyetinde miyiz?” Irak savaşının bir boyutu da budur, manasında... Ve devamla; “Böyle bir mecburiyetimiz yok.. Öyleyse siz de Irak’ın kuzeyinden bir cephe açın...”
Bana söylenen laf budur... Yani, “Cephe açma konusunda ne düşünürsünüz?” filan denmiyor, kesin olarak “Açın” diyor... Ben de cephe açmayı katiyen düşünmediğimizi iyi bilmeleri lazım geldiğini, yapacağımızı havaalanlarını açmak ve ambargoya uymak suretiyle yaptığımızı ifade ettim...”
PARTNERLER
Akbulut’a “Cephe açın!” diyerek buyruk verecek kadar Türk siyasetine hakim olan Abramowitz’in “siyaseten” partneri olan Solarz, Türkiye’nin çıkarlarını ABD nezdinde ve Amerika’daki lobilere karşı “para karşılığı” korumaktan da geri durmayacaktır.