Siyaset9 Kasım 2005 00:00

Haliç’te ikinci Vatikan girişimi

Araştırmacı yazar Aytunç Altındal, Haliç’teki mülk edinmelerin ardındaki gerçeği açıklıyor. Haliç’te Deniz Kuvvetleri’nin boşalttığı alan tam Fener Rum Patrikhanesi’nin karşısında. Ve mücavir alan. Baskılara dayanamayan hükümet “Efendim burayı da satıyoruz.” diyecek. ABD pasaportlu iki tane Yunanlı veya Yahudi gelip bastıracak 250 milyon doları, satın alacak. Galataport’tan sonra Haliçport’un da temelleri atılmış olacak.Yüksel MUTLU’nun röportajı Aytunç Altındal, Fener Rum Patrikhanesi’nin marifetlerini ve iktidarın gelişmeler karşısındaki tavrını değerlendirdiGalataport’tan sonra sıra Haliçport’ta Haliç’ten Deniz Kuvvetlerini çıkarttılar. Tam Fener Rum Patrikhanesi’nin karşısı, mücavir alan. “Efendim burayı da satıyoruz” denilecek ve ABD pasaportlu iki tane Yunanlı veya Yahudi gelip, bastıracak 250 milyon doları satın alacak. discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription card

Fener Rum Patriği Bartholomeos’un, Kudüs Patriği’ni yargılamasının ardından, 10 Kasım’da, Kıbrıs Patriği’nin seçimi nedeniyle, tekrar şeriat mahkemesi kurup gövde gösterisi yapmak istemesini, gelişmeler karşısında AKP hükümetinin vurdumduymaz politikalarını Araştırmacı-yazar Aytunç Altındal’la konuştuk...

* Fener Rum Patriği Bartholomeos Ekümenik olduğunu iddia ediyor. Böyle bir hakkı var mı?
Bu son derece önemli ve kilit bir kavram. 1453 yılından bu yana Patrikhane’nin Ekümenik Sinod’u topladığı görülmüş değil.1431 yılında topladığı bir Sinod var ve bu da tamamen dinle ilgili bir Sinod’dur. Diyorlar ki, o sırada Roma kilisesi ile, Doğu Roma İmparatorluğu’nun kilisesi olan Patrikhane arasında dini nedenlerle çatışma vardı. Ve o çatışmanın konusu da “Tanrının bir ışığı var mıdır yok mudur” şeklindeydi. “Tanrı bir ışık olarak insanlara gözükür mü gözükmez mi?” tartışmasıydı. Bunların o Ekümenik kararlarını Vatikan bile kabul etmiyor. Fener Patrikhanesi, Ortodoks Patrikhanesi herhangi bir şekilde Ekümenik konsil, Sinod, Meclis veya başka bir ad altında toplantı yapması yasaktır.

* Buna rağmen neye dayanarak istediğini yapabiliyor?
ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi var. Bu projede Patrikhane koçbaşı statüsünde. Bu nedenle patrikhaneye önce Vatikan tarafından bazı kutsal emanetler verildi. Çünkü bu patrikhanenin elinde hiçbir kutsal emanet kalmamıştı. Dördüncü Haçlı Seferi sırasında hepsi alıp götürülmüştü. Dolayısıyla birkaç tane kutsal emanet verilerek kiliseye yeniden bir merkez temin edilmeye çalışılıyor. Kim temin etmeye çalışılıyor. Tabii ki ABD ve İsrail. Buradan baktığımız zaman, geçen şubat ayında, aslında beşi Yunan vatandaşı olan ama değişik ülke pasaportu taşıyan altı yabancı Sinod’a metropolit olarak atandı. Ben o sırada Abdullah Gül’e konunun çok tehlikeli olduğunu defalarca anlattım. Gül bana “Evet kilise haddinden büyük işlere kalkışıyor. Takip ediyoruz ve de edeceğiz” dedi. Bugüne kadar hiçbir sonuç çıkmadığına göre herhalde halen takip etmekteler.

* Türkiye patriğin ekümenik sıfatını kabul ettiği taktirde neler olur?

Şimdi bu altı yeni üye, Kıbrıs veya başka bir ülke konusunda patriğe Ekümeniklik yetkilerini kullanma hakkı veriyor. Bu da bizim anlattıklarımızı zaten doğruluyor. Çünkü eğer Türkiye Cumhuriyeti, bu adamın Ekümenikliğini kabul ederse, iç hukuk adı altında, aynı yetkileri bu defa Türkiye için kullanacak. Ve Türkiye’deki mevcut siyasal yapı dışına çıkarak, Hrıstiyan şeriat yasalarını kendi hakkıymış gibi kullanmaya başlayacak. Kıbrıs meselesinin önemi buradadır.Yani Kıbrıs veya başka bir kilise, bu hiç fark etmez. Bu gelişme onun Ekümenikliğinin Türkiye’ye de kabul ettirilmesidir. Türkiye Cumhuriyeti, bunu şu veya bu şekilde kabul etmesi halinde; adam diyecek haklı olarak “Ben Ekümenikmiyim. Ekümenikim. Öyleyse bana “Ekümene” gösterin. Bana bir yer gösterin. Benim Ekümenikliğim nerede geçer?” İşte devlet içinde devlet, Vatikan gibi oluşum bu demektir. Onun için Kıbrıs veya bir başka kilise meselesi hiç fark etmez. Bunlardan bir tanesini, şu veya bu şekilde, Türkiye ile ilgili gözükmese bile, ilk etapta aldığı kararlar Türkiye’yi bağlar mahiyette olacaktır.

* Bir de Galataport konusu var...
Galataport’u almış. İsrail’e götürecek hali de yok. Ama yarın öbür gün gelip oraya yerleşecek ve “Bu toprak benimdir. Benim hukukum geçerlidir “ diyecek. Tıpkı İsrail’in Filistin’e yapmış olduğu gibi. Şimdi bizim uyanıklar diyorlar k; “Alıp cebine koyup mu götürecek.” Elbette ki “Hayır” alıp cebine koyup götürse işimiz daha kolay, daha rahat olacak. Hiç değilse “Parasını verdi alıp götürdü” diyebileceğiz. Ama adam gelecek 5-10 sene sonra “Bu toprak benim ve benim yasalarım geçerli” diyecek. Zaten değişiklikler yapılıyor. “Siz de AB’ye zaten gireceksiniz” meselesiyle Türkiye gidiyor. Dava burada. Galataport bittiği zaman iki sene sonra oraya bir tek Türk dahi giremeyecek. Kimi istiyorsa onu sokacak. Birçok bahane uydurarak Türkleri sokmayacak. Üstelik senin polisini bile sokmayacak. Şimdi hiç kimse farkına varmıyor. Tamam Galataport verildi. Ama asıl önemli olan sıradaki Haliçport. Haliç’ten deniz kuvvetlerini çıkarttılar ve tam Fener Rum Patrikhanesi’nin karşısı, mücavir alan. “Efendim burayı da satıyoruz.” denilecek ve ABD pasaportlu iki tane Yunanlı veya Yahudi gelip bastıracak 250 milyon doları ve satın alacak.

* Altyapı da turizm propagandası ile mi hazırlanacak?
“Turizm” adı altında iki tarafı birbirlerine birleştirecekler. “Fener Rum Patrikhanesi hele bir ekümenik olsun da o zaman bakın kaç bin turist gelecek” diyecekler. Yahu zaten Türkiye’ye her sene 2,5 milyon Rus turist geliyor. Bunlardan hangisi gidip Fener Rum Patrikhanesi’ ni ziyaret ediyor. Çünkü Ruslar burayı Ekümenik olarak kabul etmiyorlar.

* Azınlıkların tazminatlarıyla ilgili konu gündeme getirildi...

Tazminatlar, AB adı altında Türkiye’ye dayatılacak. Türkiye bunları ödemeye mahkum edilecek. Mevcut hükümetin kararları o yönde. Devletin hükümetten ayrı olarak birtakım planları var. Bugünkü hükümet bunları çözümleyemeyeceği için, ki kendileri de “Efendim, devletin içindeki büroktratların yüzde yetmişi AB’ye karşı ulusalcılardır” demektedirler. Herhalde böyle olunacaktır. Devlet AKP değildir. Ne yapacaklar? AB “Yap” diyecek onlar da yapacaklardır. Bunlar Türkiye’de, onlara göre kılıf uydurmakla görevli parti. Bunlar minareyi çalıp kılıf uydurabilen bir kadrodur.


Alın size Papa’dan dinlerarası hoşgörü ve diyalog mesajı!

İSTANBUL’da düzenlenen dinlerarası diyalog toplantısına bir mesaj gönderen Papa 16.Benediktus, gavurdan dost olmayacağını gösterdi. “Dinlerarası hoşgörü ve diyalog” adına misyonerlik çalışmalarına çanak tutanlara mesajında yer vermeyen Papa, Fener Rum Patrikhanesi Patriği Bartholameos’tan ‘Konstantinopoli Başpiskoposu’ olarak sözetti. Merkezi New York’ta bulunan Vicdana Çağrı Vakfı ile Fener Rum Patrikhanesi’nin girişimiyle İstanbul’da Swissotel’de düzenlenen 2.Barış ve Tolerans Konferansı’na mesaj gönderen Papa 16.Benediktus, mesajda, etkinliğe evsahipliği yapan Türkiye’nin adını dahi anmadı. İstanbul’da önceki gün başlayan ve bugün sona erecek toplantının, Hıristiyanlık, İslam ve Musevi temsilcilerin katılımıyla barış ve hoşgörüyü teşvik amacıyla düzenlendiği duyrulmuştu. Ancak, Papa Benedictus’un bu tür toplantılarda Vatikan’ın kullandığı genel üslubun da dışına taşarak, İstanbul’daki konferansa yolladığı mesajda İslam veya Müslümanları da ismen anmaması dikkati çekti.


Konstantinopoli...

Papa, Vatikan’ı temsilen katılan Papalık Hıristiyanlar Arası Birliği Teşvik Kurulu Başkanı ve Vatikan Yahudilikle Dinsel İlişkiler Komisyonu Başkanı Kardinal Walter Kasper aracılığıyla İstanbul’daki konferansa gönderdiği İngilizce mesajda, Vicdana Çağrı Vakfı Başkanı Haham Arthur Schneier’e “manevi yakınlığını” ve “Konstantinopoli Başpiskoposu” diye nitelediği Fener Rum Patriği Bartholomeos’a da “kardeşlik duygularını” dile getirmek istediğini belirtti.