35’inci MADDE VARDI DA NE OLDU? - Hüseyin Mümtaz
Madde 35- Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni kollamak ve korumaktır.” Ya kıymetli okuyucu, meğer 4 Ocak 1961 tarihinden beri böyle bir kanun yürürlükteymiş. Yürürlükteymiş de ne olmuş? Evet;TSK İç Hizmet Kanun ve Yönetmeliği’nin “35’inci Madde”si şimdiye kadar vardı da ne oldu? Erbil’de Türk bayrağının yakılmasını, hançerlenmesini; Lefkoşa’da Türk askerine “işgalci” denmesini; Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçirilmesini, Mersin’de bayrak yakılmasını; Atina’da Deniz Harbokulu Öğrencilerinin ziyareti sırasında yine Türk bayrağının yırtılmasını…. Talabani’nin Devlet Başkanı; Barzani’nin “Bölge Başkanı” olmasını… Dahası, “Başkan” Barzani’nin Amerika’ya uçarken İncirlik’i kullanmasını… Kıbrıs’ın referandumda satılmasını, “Ekümenik” Barthalemeos’un İstanbul’da şeriat mahkemesi toplamasını, Heybeli ve Azınlık Vakıfları konusunda Türkiye’yi hem de İstanbul’da toplantı düzenleyerek şikâyet etmesini.. Boğazlar ve Dicle-Fırat arasının idaresinin “uluslar arası komisyon”a havale edilme çalışmalarını.. Ermeni soykırımının tanınıyor olmasını….acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis walgreen coupon cialis discount cialis coupon
Demirel’in telâşını anlayamıyorum.
Acaba Güniz Sokak’a haciz geleceği dedikodularıyla eş zamanlı olarak böyle bir çıkışa gerek duyması sadece “ufak bir” rastlantı mı?
Yoksa AB’ye göz mü kırpıyor?
Öyle ya önümüzdeki ne kadar süreceği belli olmayan ucu açık ve sivri süreçte AB’nin vesayeti altında varlığımızı idâme ettireceksek; kırkından sonra bile olsa onlara yanaşmaya çalışmak, göz kırpmak, icazet almak mutlaka gerekmelidir, değil mi?
Demirel muhtemelen bütün bunları düşünerek yahut düşünmeyerek veya eski deyimle meczederek eşsiz bir zamanlamayla 35’inci madde tartışmasını ortaya attı.
“Bayram değil, seyran değil”ken, durduk yerde Yavuz Donat’a dedi ki;
“-Asker ülkenin iyi yönetilmesini ve gerçek demokrasiyle idaresini herkesten çok ister... Kendisine daha az görev düşmesini ister. Asker, dünya ordularını biliyor... Dünya ordularıyla işbirliği halinde... Dünya ordularının hiçbirinde ‘35. Madde’ yok.”
Nedir o madde?
“Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu Kanun Numarası: 211i
Kabul Tarihi: 4 Ocak 1961
Yayınlandığı Resmi Gazete: 10 Ocak 1961, Sayı: 10.703
Yayınlandığı Düstur: Tertip-4 Cilt 1, Sayfa: 1.008
Madde 35- Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni kollamak ve korumaktır.”
Ya kıymetli okuyucu, meğer 4 Ocak 1961 tarihinden beri böyle bir kanun yürürlükteymiş.
Yürürlükteymiş de ne olmuş?
Evet;TSK İç Hizmet Kanun ve Yönetmeliği’nin “35’inci Madde”si şimdiye kadar vardı da ne oldu?
Erbil’de Türk bayrağının yakılmasını, hançerlenmesini; Lefkoşa’da Türk askerine “işgalci” denmesini; Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçirilmesini, Mersin’de bayrak yakılmasını; Atina’da Deniz Harbokulu Öğrencilerinin ziyareti sırasında yine Türk bayrağının yırtılmasını….
Talabani’nin Devlet Başkanı; Barzani’nin “Bölge Başkanı” olmasını…
Dahası, “Başkan” Barzani’nin Amerika’ya uçarken İncirlik’i kullanmasını…
Kıbrıs’ın referandumda satılmasını, “Ekümenik” Barthalemeos’un İstanbul’da şeriat mahkemesi toplamasını, Heybeli ve Azınlık Vakıfları konusunda Türkiye’yi hem de İstanbul’da toplantı düzenleyerek şikâyet etmesini..
Boğazlar ve Dicle-Fırat arasının idaresinin “uluslar arası komisyon”a havale edilme çalışmalarını..
Ermeni soykırımının tanınıyor olmasını….
Rum devletini tanımamızı; limanlarımızı uçak ve gemilerine açarak böylelikle oradaki Türk Kolordusunun “işgalci” diye nitelenmesinin yolunun açılmasını…
AB’den her gün üç tane müstemleke müfettişi kılıklı adam-kadın gelmesini, Diyarbakır’a gitmelerini…
Diyarbakır’da bayramda resmi araçlarla terörist mezarı ziyaretini..
Kara Kuvvetleri Komutanı’nın şikâyet ettiği Roj TV’de; Diyarbakır Belediye Başkanı’nın Kürtçe şiir okumasını..
Engelledi mi, engelleyebildi mi 35’inci Madde de “devlet” için tehlike olsun?
Demirel’in bütün bunlar neden ağırına gitmiyor da 35’inci maddeye takmış kafayı?
Diyor ki; “dünya ordularının hiç birinde 35’inci madde yok”.
Bir kere 35’inci Madde, orduda değil, devlet sisteminde var, devletin resmi gazetesinde yayınlanan yasasında var.
İkincisi, dünya devletlerinin hiç birinde Demirel gibi, Türkiye’deki gibi politikacılar var mı da 35’inci maddeye ihtiyaç olsun?
İngiltere, “kraliyet”…
Veliaht Prens Charles ve eşinin Amerika seyahatindeki masraflarının nereden ve nasıl karşılandığı, gerek olup olmadığı İngiliz kamuoyu ve basınının dilinde..
Arada bir Türkiye-Ankara’ya uğrayan Erdoğan’ın ise hangi dış geziye kaç kişiyle gidip ne harcadığını kim soruyor?
Padişahların bile nereye ve nasıl gideceği kayda kuyda tâbi değil miydi?
Hangi batılı ülkede yabancı diplomatlar sorgu hakimi edâsında mahalli STÖ’lerle içli dışlı?
Hangi batılı ülkede STÖ’ler hem devleti bölmeye çalışıyor hem yabancılardan para alıyor?
Hangi batılı ülkede, ülkenin zenginlikleri “özelleştirme” adı altında geceyarısı gizli saklı pazarlıklarla “âdeta pazarlanıyor”, peşkeş çekiliyor?
Hangi batılı ülkenin Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde ne olması gerektiği, neyin “casus belli” olup olamayacağı komşuları tarafından saptanıyor?
Negroponte’nin başında bulunduğu Amerikan İstihbarat Başkanlığının “bütün dünyaya demokrasinin yayılması” görevi ile görevlendirildiği açıkça ilan edilirken neden Türk Devleti’nin kendi bütünlüğünü koruması suç oluyor ve bunu ifade eden MGSB’si kapalı kapılar ardında kalıyor, bölük pörçük içeriğini sızdıranların peşine düşülüyor?
35’inci Madde’nin varlığı; vâr olması, halen yürürlükte bulunması; Kıbrıs’ta sizin sorumluluk sahanızdaki Akıncılar’da boş bir nöbetçi kulübesine diktiğiniz, sonra da korumasız bırakarak Allah’a emanet ettiğiniz Türk bayrağının Rum Matsakis tarafından çalınmasını engelleyebilmiş midir?
Böyle rezalet yaşanmış mıdır ey millet?
2005’in 29 Ekim ve Ramazan bayramları “muhataralı” geçti kıymetli okuyucu.
Önce 29 Ekim’in bayram mı seyran mı olup olmadığını tartıştık.
Sonra da Kıbrıs’taki “bayramlaşamamayı”.
Bir kahraman Mehmetçiğin telefonda babasına “Baba, vuruldum, şehit oluyorum, anneme söyle üzülmesin” ağıtı yüreğimizi dağladı.
“Biz Türkler” bayramı kutlayamadık.
Zehir oldu, burnumuzdan geldi.
Ama bütün bunlara rağmen sen sen ol, 35’inci Madde’yi; hâttâ Kara Kuvvetleri’nin yeni ambleminden; Atatürk’ün kaldırılmasını bile kafaya takma ey okuyucu.
Dua et ki 16 yıldızla, MÖ.209’u yerinde bırakmışlar.
Hem Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal Hareket Ordusu ile İstanbul’a girerken 35’inci madde mi vardı?
Ordu Müfettişi Mustafa Kemal yandan çarklı Bandırma vapuru’na binerken 35’inci Madde mi vardı?
Savaş içinde bile hep meşruiyet sınırları içinde kalmaya özen gösteren, bütün kararlara Meclis’in iştirak etmesini sağlayan Millet Meclisi Başkanı “Reis Paşa”, Cumhuriyet’in ilanından önce bazı muhalif mebusları odasına toplayıp; “Efendiler.. Bu kanun gene çıkacak. Fakat muhtemeldir ki bazı kafalar devşirilecek” dediği zaman 35’inci Madde mi vardı?.
8 Kasım 2005.
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”